Her şey bir nefes almanla başlar. İlk savaşın, ilk zaferinin kutlama çığlıkları. Her şey ama her şey tek bir nefesle başlar. Bir es verip kurtulduğun kafes, tecelli deyip geçiştiremeyeceğin uzunca bir yolun tek tesellisi. Tüm zamanların en bulaşıcı ve en tehlikeli hastalığı olan insanlığın karantina bölgesinde alınan tek nefes seni de bizim yolumuza yolcu kılmaya yeter. Oysa baktığında görürsün, bizden ne yol ne yolcu ne hancı oldu. Olsun, dedikleri gibi her zaman umut vardır ama değil mi?

İnanma bu yalanlara. Umut; ilaç şişesine serpiştirilmiş renksiz birkaç şekerleme, hem de bayramlarda dahi kimsenin yemediği üzeri susamlı olanlardan. Sen de artık yolumuza yolcusun. Bakma sen benim “yolumuz” dediğime, biz de çoğunlukla bizden öncekilerin ayak izlerini takip ediyoruz gördüğümüz her mayınlı arazi tabelasından sonra. Yol boyunca düşenlerden de dimdik devam edenlerden de ölesiye nefret ediyoruz, kalabalıklarda kaybolup yalnızlıklarda ıslah olmaya çalışıyoruz. Ne zaman bir ateşin başında soluklanmaya kalksak; istemsizce dikiliyor gözlerimiz yolun devamına, yolun devamının yolcularına, yolun devamının düşen yolcularına…

Bu sebeptendir ki ne zaman bir ateş başında toplansak, elimize aldığımız kuru bir dalla hem ateşi harlayıp hem de toprağa krallar çiziyoruz. Gökyüzüne bakıp oraya da bir hükümdar atıyoruz, gökyüzünü yarattığını savunduğumuz tanrılar yaratıyoruz ve hepsini bir kuru dalla, bir nefesle yapıyoruz.

Demiştim ya, her şey o nefesle alakalı. O nefesle mucizeler yaratır, o nefesle bu mucizelere inanırsın. Bu yolda her yorulduğunda olur da yolun sonunu göremezsen diye arkandakilere ekmek kırıntıları bırakırsın. Bu ekmek kırıntıları bazen bir söz bazen bir şiir bazen basit bir selam olur; ama bil ki bunların büyüğü, küçüğü, önemsizi, aptalcası, bilgece olanları olmasına rağmen hepsi tek bir nefesle olur.

Yol hikâyeleri uzun olur derler ama sadece yolda kalmışların yol hikâyeleri dinlenebilir, unutma. Ben mi? Ben ki o yolda kalmışlardan biri, ben ki aklı onu başından atmış yersiz, yurtsuz, yolsuz masalcının teki. Yolun başı, sonu ve bu kimine kısa kimine uzun gelen yolculuk hakkında ne bilebilir ki herkesin geçip gittiği yolu kendine mesken edinen biri? Her yola, o yolu bitirmek için çıkılır diyenlere inat yolun sonuna çıkma şiarını katlayıp cebine koymuş olan ne anlayabilir ki yoldan, yolcudan?

Demem o ki ışığını kaybetmişlerin başı sonu belli olmayan uçsuz bucaksız yoluna itilmişlerin bu haline devan yoksa ‘yol yakınken’ dön geri.