Medeniyet Üzerine

Please log in or register to like posts.
News
Giovanni Paolo Pannini - Views of Modern Rome

Yazıma “İnsan olmak nedir?” sorusuyla başlamak istiyorum. Lütfen bu soruyu siz de cevaplayın kendinizle.  Benim bu soruya bulduğum cevap “medeni” olmak. Bu kavram bile öylesine yoruma açık ki… Her toplumun sosyal yaşantısında farklı bir medeniyet kavramı vardır. Doğudan batıya medeniyet arayışına girsek her toplumda edineceğimiz farklı izlenimler olacaktır. Burada medeniyet nedir sorusuna cevap vermek isterdim. Ancak bu başka bir yazının konusu.

Dünyaya geldiğinde bakıma ihtiyaç duyan tek canlı memelilerdir. Yetişkin bir birey olana kadar ebeveynleri tarafından ihtiyaçları karşılanır. Yetişkin olduklarında ise kendileri ebeveyn olurlar ve neslin devamlılığını sağlarlar.

Canlılar dünyasında biraz daha spesifikleşip insanları ele alalım. Doğduğumuzdan yetişkin bir birey olana kadar ebeveynlerimizin rehberliğinde büyürüz. Burada ebeveynlerimizin rehberliği bazen dayatmalarla, bazen bizim seçimlerimizle, bazense onların umursamamazlığı ile olabilir. Onların ebeveynlik tecrübeleri; yetişirken gördükleri, rehberlik aldıkları, kendi ebeynlerinde ki izlenimlerinden oluşmakta. Kendi ebeveynlerinden kaynaklı bir travma yaşadıklarında, eğer bunun yanlış bir öğreti olduğunu algılayamadılarsa, direkt kendi çocuklarına öğretileriyle birlikte travmalarını da aktarmış olurlar. Bu da sorgulamayan bir nesilde, koşulsuz kabul edişlerle, travmalı yetişen devamlı nesillere sebep olur. İnsanları diğer canlılardan ayıran özelliği, şaşırtıcı düşünme kapasitesidir. Diğer canlılarında da algılama, ayırt etme, öğrenme kabiliyetleri vardır ancak insanda bu yetenek biraz daha sivrileşmiştir. Yaptığımız hataları düzeltmek için veya hataların önüne geçmek için bu kabiliyetimizi kullanabiliriz. Peki yaşadığımız hayatta bunu kullanıyor muyuz? Kendimizi farkettiğimiz olaylar silsilesinde, aldığımız kararlara, bulduğumuz çözümlere  düşünerek mi yoksa dürtüsel karar mekanizmalarıyla mı varıyoruz? İnsanı diğer canlılardan ayıran şey düşünce kabiliyeti ise, buna rağmen bizler düşünmeden, dürtüselce hareket ediyorsak, kendimizi gelişmiş hayvanlar olmaktan başka nasıl tanımlayabiliriz ki? Tabi bu önermelerin hepsi benim verdiğim cevaplar üzerinden yorumlamalarla oluşmakta. Yani insan olmayı yaşamaya devam etmek olarak tanımlayan birisi daha farklı önermelere gidebilir. Kendi önermelerim üzerinden devam etmek isterim.

Le Grand van Gogh - Bruno Catalano
Le Grand van Gogh – Bruno Catalano

Dünya üzerinde yaşayan  bir çok insan var. Dünya üzerindeki isteklerin sayısını düşünsenize! Hiç ihtiyacımız olmamasına rağmen aldığımız eşyaları, zararlı olmasına rağmen tükettiğimiz besinleri düşünsenize. Karmaşıklığını çözemediğimiz ilişkilerimize bakalım. Erkekler ve kadınlar olarak pek çok beklentimiz var birbirimizden. Bunlardan fiziksel olanlar var, manevi olanlar var… Belki de yaptığımız büyük hatalardan bir tanesi de bunun ayrımını yapamayışımız. Oysa fiziksel ihtiyaçlarımızı karşıladığımız bireyleri kendi bilincimizle(!) seçebiliyoruz. Bu ikisinin ayrımını iyi yapabilmemiz lazım. Fiziksel ihtiyaçlarımızı karşılayan bireylere manevi beklentilerimizi de yüklüyoruz. Fiziksel ihtiyaçlarımız doyuma ulaştığında manevi beklentilerimizin peşine düşüyoruz. Ve beklediğimiz anlayışa ulaşamayınca birbirimizi çekinmeden kırabiliyoruz. Belki de bireylerden ve ilişkilerden beklentilerimizi en başında dürüstçe konuşmalıyız. Hepimizin en çok korktuğu şey de bu sanırım. Ne kadar yaşasak da tecrübe edinsek de, her yeni ufukta biraz daha keşfediyoruz kendimizi. Biz daha kendimizi bilmezken başka bir insana nasıl anlatabiliriz kendimizi ve beklentilerimizi. Bu şekilde bir araya gelmiş iki insan bilinmezlikler serüvenine sebep olmaz mı? Peki yaşadığınız ilişki, doğan yeni nesillere siz bile bilmezken onlara daha büyük bir bilinmezlik bırakmak değil mi? Sürpriz yumurtalardan çıkan oyuncaklardan farkı ne bunun? Neslinizi gerçekten bu şekilde mi ilerletmek istersiniz?

Aşk olarak tanımladığımız, birisiyle olma hissi, tamamen dürtüseldir. Birlikte yaşayacağınız bireyi seçerken sadece bunu referans almak ne derece doğru? Binlerce yıldır yaşayan insanoğlu neslini devam ettirirken hâlâ aynı dürtüsellikle yaşamaya devam ederse sonraki nesiller ne derece düşünerek ilerleyebilir? Dürtüsellikten medeniyete geçiş zor bir aşamadır. Bir şeyi gerçekten çok istemene rağmen onu çoğunluğun faydası için reddetmek büyük erdemdir. Hangimiz bunu günlük hayatta yapıyoruz? Doğaya attığımız plastiklerden, toprağa attığımız izmaritlere kadar düşünelim. Sırf üşendiğimiz için 5 metre ötedeki çöp kovasından kaç defa vazgeçtik? Dürtüsellik de işte tam olarak bu oluyor. Kendi isteğinden vazgeçememek. Bizler, modern dünyada dürtüsel olarak yaşamaya devam eden bir nesiliz. Hâlâ kendi mağaralarımızda yaşıyoruz. Bunların isimlerine apartman, rezidans dememiz işlevlerini değiştirmiyor. Teknolojinin devamlılığını sağlarken medeniyetimizden çalıyoruz. Günlük hayatımızı kolaylaştırdıkça daha da düşünmekten vazgeçiyoruz.

Atina Okulu
Atina Okulu

Korkmamız gereken vahşi canlılar sokaklarımızda gezmiyor. Besin kıtlığı çekmiyoruz. Ve bütün bunlar bir araya geldiğinde düşünme kabiliyetimizi ne derece köreltiyor? Evlerimizde rahat kalmamızı yaşamımızı devam ettirmemizi sağlayan bunların hepsini düşünen doktorlar, mühendisler, polisler ve daha bir çok ismini saymadığımız meslek grubu var. Bazı şeyleri düşünen bir grup insan hayatımızı böylesine kolaylaştırırken biz bunu nasıl değerlendiriyoruz? Hayatımızı daha da nasıl kolaylaştırabiliriz nasıl daha rahat yaşarız dışında neye önem veriyoruz? ATM sırasında biz varız, trafikte biz varız, restoranlarda biz varız. Kırmızı ışığa dikkat etmeyip kendi işini acil ve önemli görenimiz yok mu? ATM sırasında kendi işi hallolsun da ne kadar sürerse sürsün arkasındaki kalabalığı umursayanımız var mı? Birbirimize ayıracak bu kadar vakit ve düşünce bolluğu varken bizler daha da bencilleşerek yaşıyoruz. Bunun en büyük sebebi dürtüsellik. Biz düşünmedikçe bir grup insan bizim için düşünmeye devam edecek ve bu şekilde hayatlarımızı devam ettireceğiz. Daha da dürtüselleşip daha da bencilleşeceğiz. Orta çağda yaşamıyor olmamız, o zamanki zihinlerimizden farklı olduğumuzu göstermez. En büyük mücadele, kendimize karşı yapılandır. Bu mücadele için yeterince erdemli olduğunuza inanıyorsanız, dürtüselliğinizle savaşın. En zor “Hayır!” cevabı kendimize verdiğimizdir. Medeniyetin ve medeni yaşamın yolu kendimize hayır demekten geçiyor.  Kendi yaşadığımız çağda bunu değiştirmiş olmamız çok zor. Şuan kendi zihinlerimizde yaptığımız bir değişiklik en iyi ihtimalle torunlarımızın yaşayacağı geleceği değiştirecek. Medeniyeti kendimiz için değil gelecek nesillerin daha dengeli ve insanca yaşamaları için istemeliyiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

code

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.