Sıradan bir gündü. Semaya bakıp da evrenin sonsuzluğunu düşündüren sıradan bir gökyüzü. Maviliğiyle aşk şiirleri yazdıran sıradan bir deniz. En güzel manzara resimlerinde tasvir edilen sıradan adalar… En güzel betimlemeleriyle çok satan sıradan romanlar… Sıradan bir güneş, sıradan bir hayat… Kız kulesi de sıradan, İstanbul boğazı da. Hatta Monalisa bile sıradandı bugün. Peki farklı olan neydi? Acınası bir ruhla zayıf bedenlere hapsolmamız mı, yoksa beş para etmez fikirlerimizin değerli görülüp nobel ödülü alması mı? Ya da daha mutlu, daha iyi bir toplum yaratmak için daha fazla savaş mı? Yoksa daha fazla yıkım mı? Belki de biraz kaos ve biraz ölüme ihtiyacımız var elimizdekilerin değerini bilmek için… Kim bilir? Belki de acımasız olmak için…

Bütün bu karmaşık düşünceleri bir arada defalarca kafasında teklarlayan Bay X, biraz rahatlamak için başka bir şey düşündü. Kim bilir?.. Belki de işkence niteliğinde olan bu zihinsel etkinliğin acısını hafifletmek için de olabilir. Sebebi her ne olursa olsun uç bir şey düşünmeye çalıştı. Bu karanlık ve çaresizlik kokan düşüncelerin arasında bir sahne belirdi. Işık hızıyla, sonu merakla biten bir sahne… Daha sonra başka bir sahne. Yine ve yine sonu merakla bitiyordu bu sahnelerin… Merak uyandıran bu sahnelerin ardı arkası kesilmeden devam ediyordu. Daha sonra Bay X, yüzünü buruşturdu. Kendi içinde “koca bir kazık attın bize . Yıllarca bizi uyuttun. Tıpkı yaptığın o fiyasko final gibi.” Daha sonra, gözlerini kısıp biraz daha yüzünü buruşturarak “tam bir fiyaskoydun Lost!”. Evet. Bay X, televizyonculuk tarihinin bu en pahalı ve en merak uyandırıcı dizisini tüm merakıyla izlemiş, yapılan finalini, şişirilen bir balonun aniden patlatılmasına benzetiyordu. Harcadığı zamana mı yoksa kendisinin uyutulup kandırılmasına mı üzülseydi bilemiyordu. Lakin, mevzubahis olan her neyse, bir önceki düşünceleriyle paralellik arz ediyordu. Bu da onun karışık kafasını daha da karıştırıyordu. Zira sinirleniyordu. Ve yine iç dünyasında “hiç mi dürüstlük kalmadı? Herkes herkesi kullanıp kandırmak zorunda mı?” diye düşündü. Bu düşünce, normal bir insandan farklı olarak, ağsı sinir sistemine sahip olan canlıların tepkisine benzer refleksler gösteren Bay X’in bütün uzuvlarıyla tepki göstermesine sebep oluyordu.

Sinirleri, öfkesiyle bilenen Bay X’in, iç dünyasından, gerçek dünyayla teması birden bire yanağında bir ıslaklık hissetmesiyle gerçekleşti. Parmak ucuyla sol yanağına dokundu. Yanağında iri damlalar halinde bir sıvı aşağı doğru süzülüyordu. Belki de düşündüğü onca şey onu duygulandırıp ağlatmıştı. Ama gerçek bu değildi! Zira kısa bir süre sonra sağ yanağında da aynı ıslaklığı hissetti. Hemen etrafına bakındı. Birkaç taşı çıkık, tıpkı yamalı bir elbiseyi andıran bir kaldırımın üstünde duruyordu ve etrafında yüksek binalar vardı. Bay X, şaşkın bir şekilde kafasını yukarı kaldırdı. Kafasını yukarı kaldırmasıyla gözünün içine koca bir sıvı damlası girince, bu ıslaklığın kaynağını anlayıvermişti. Bir klima! Bütün gücüyle çalışan ve insanlığa bütün sadakatiyle hizmet eden bir klima. Bay X, kafasını indirip “İnsanlar neden böyle! Pratikte benim işimi görecek şeyleri yaparım ama gerisi beni ilgilendirmez diye düşünürler.” diye aklından geçirdi. Bay X, belki de bütün insanların egoist benliklerini özetlemişti bu düşüncesiyle. Daha sonra zoraki bir gülümsemeyle “klimanın gözyaşları” deyip, iki eliyle yanaklarındaki suyu temizledi. Bay X, klimaya bakıp “aslında bu acınası toplumun gözyaşları” deyip uzaklaştı.

Mehmet Demir