Beşer'in İzi

Gandalf vs. Modern Dünya

Ekşi Sözlük’te dolanınca “Instagram’daki büyücüler” (vakit kaybı olmasın diye özellikle link vermedim) diye bir başlığa denk geldim. Biliyorsunuz, büyü, memleketimizin %99’unun mensubu olduğu İslam’da yasak. Yapan da yaptıran da günah işliyor. İsevilik ve Musevi’likteki durumu hakkında kesin bir bilgiye sahip olmadığım için sallamak istemiyorum. Ama garip olan durum şu; büyü ve büyücülük mevzusunun tarihi bayağı gerilere dayanıyor.

Geçen sene Sümerler’le ilgili hazırladığım bir ödev sayesinde günümüz tek tanrılı dinlerinin kökeni hakkında birçok şey öğrendim. Öğrendiklerimin bir kısmı da büyü ve büyücülük üzerineydi ki Sümerler’de bu işin bir tanrısı bile vardı. Hoş, Sümerlerde her “şeyin” bir tanrısı vardı ama olsun. Ayrıca konunun işlenişinin oldukça sürekleyici ve ilgi çekici geldiğini itiraf etmeliyim. İslamiyette de bu konu bir kıssa olarak aktarılmakta ama sahihliği konusu oldukça tartışmalıdır. İlgililerin İnternet’te bir dünya açıklama bulacağından eminim. Konu bayağı sarınca, buraya da öğrendiklerimle ilgili birkaç notu yazmak istedim. Akademik bir kaynaktan ziyade bir kurgu olarak değerlendirmenizi isterim.

Gel gelelim kıssaya. Tanrı, Adem’i yeryüzüne indirilince melekler Tanrının huzuruna çıkarlar ve “Ey Tanrım, dünyada fesat çıkarak ve kan dökecek bir yaratık mı var edeceksin?” diye sorarlar. Tanrı da onların bilmediklerini bildiğini söyler ama duruma kani olmayan melekler olunca, Tanrı, meleklerin aralarından iki meleği seçip yeryüzüne insan suretinde gönderir ve olup biteceğe meleklerin de şahit olmasını ister.

İki melek yeryüzüne inince karşılarına bir dünyalar güzeli bir kadın çıkar; Zühre. İki melek, Zühre’yi görür görmez vurulurlar ve Zühre’yle birlikte olmak isterler. Zühre de bu isteklerini ancak bir şartla kabul edeceğini söyle. Şartı da iki meleğin Tanrı’ya şirk koşmasıdır. Melekler bunu şiddetle reddederek bir şey mırıldanırlar ve göğe yükselirler.

Tekrar indikleri vakit Zühre’yi tekrar görürler ve isteklerini yinelerler. Zühre bu sefer de meleklerin kendisi için bir çocuğu öldürmelerini ister ama aynı zamanda geçen sefer göğe yükselmeden önce ne mırıldandıklarını sorar. Melekler hem çocuğu öldürmeyi reddederler hem de ne mırıldandıklarını söylemeyi. Tekrar o sözler dudaklarından dökülür ve melekler göğe yükselir.

Kıssa bu ya, meleklerin bir sonraki inişlerinde tekrar Zühre’yi görürler. Zühre bu sefer de elinde şarapla çıkagelir. Önceki isteklerine olumlu bir sonuç alamayan Zühre bu sefer de meleklerle birlikte olmak için şarabı içmelerini ister. Melekler bunda bir beis göremeyince sarhoş olana kadar şarabı içerler. Zühre, sarhoş olan meleklere Tanrı’ya şirk de koşturur, çocuğu da öldürtür, göğe yükselirken mırıldandıklarını da söyletir. Göğe yükselirken söylenmesi gerekenleri Zühre de söyleyince Tanrı’nın emriyle Zühre, Venüs yıldızına (gezegenine yani) dönüşür. Ne gariptir ki Zühre de Arapçada Venüs gezegeninin adıdır.

 İnanna'nın Yunan Mitolojisindeki karşılığı Afrodit'in (Venüs'ün) doğumu - Sandro Botticelli
İnanna’nın Yunan Mitolojisindeki karşılığı Afrodit’in (Venüs’ün) doğumu – Sandro Botticelli

Daha sonra cezalandırılacak olan meleklere Dünya hayatında mı yoksa cehennemde mi cezalandırılmak istedikleri sorulunca melekler de Dünya hayatını tercihi ederler. Daha sonra da bu iki melek, kıyamet gününe kadar insanoğluna kullanmamaları şartıyla büyü ilmini öğretmeyle cezalandırılır. Bazı rivayetlere göre bir kuyuya ayaklarından asılarak bunu yaparlar bazılarına göre böyle bir kuyunun adı bile geçmez.

Peki bu konuya nasıl oluyor da Sümerler’le ilgili bir ödevde denk geldim? Efendim, Sümerler’de her konuyla ilgili bir tanrı var. Her konuyla ilgili var derken emin olun abartmıyorum. Her meslek dalının, her doğa olayının vs. vs. diye uzayıp giden bir listeleri var. Tanrıları insan suretinde anlatan Sümerlerin aşk tanrıçasının adı İnanna. İnanılmaz güzel bir kadın. Uğruna tanrıların birbirlerini öldürdüğü bir güzellikten söz ediyoruz. İnanna’ın tanrıcası olduğu gezegen ise Venüs ve Sümerlerin hemen her işi çözmek için bir tanrısı, bir tapınağı, bir falı veya büyüsü bulunmaktaydı. İşin ilginç tarafı ise büyü ve falın bu kadar hayatın içine girdiği bu medeniyetin hüküm sürdüğü alanlarda meleklerin ayaklarından asılı olduğu coğrafyada olduğu tekrar “rivayet” edilir.

Hammurabi kanunlarında bile bu durum (büyü/büyücülük) davacının ya da davalının ölümüne kadar bir süreçle sonuçlanabilir. Kanun şu şekilde geçmekte:

Eğer bir adam, bir adam hakkında (onun) büyü (yaptığını) iddia ederse ve onu ispat etmezse (edemezse); üzerine büyücülük iftirası atılan adam, nehre gidecek (nehre atılacaktır). Eğer nehir onu çekerse (zaptederse) iftira eden onun evini (mülkünü) alacak (sahiplenecektir). Eğer o adamı nehir temize çıkarırsa ve selamete çıkarsa ona iftira eden adam öldürülecektir. Nehrin selamete çıkarttığı (adam) iftiracının malına mülküne sahip olacaktır.

Asur kralı Asurbanipal zamanında bile külliyen büyü ve büyücülük yasaklanır. Bu medeniyetlerin, milattanbinlerce yıl önce hüküm sürdükleri göz önünde bulundurulunca -ki Sümerlerin tarihi neredeyse M.Ö. 4000’li yıllara dayanır- günümüzde bu işle iştigal edenlerin Instagram’da sayfalarının olduğu size de garip gelmiyor mu?

Etiketler
Daha Fazla

Murat

Murat, film arşivi meraklısı, sinema aşığı ve geek. Film izlemekten keyif alıyor ve keyif aldığı bir şey hakkında yazmaktan mutlu oluyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

code

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close
Close