En nefret ettiğim türlerden biri olan kişisel gelişim tadında bir başlık yazdığımın farkındayım ama emin ol yazdıklarım oldukça ciddi ve okunmaya değer şeyler. O yüzden bu sayfayı kapatmadan önce bana bir şans tanımanızı istiyorum.

Bundan birkaç hafta önce Shiftdelete‘in kurucusu Hakkı Alkan Gaziantep Üniversitesine bir sunum yapmak için geldi. Arkadaşlar da etkinliğe olan açlıklarını bu sunuma katılarak bastırmak isteyince ben de kendilerine katılıp “belki bir şeyler öğrenirim” diyerek kendimi motive ettim. Hakkı Bey, başarı hikayesini anlatmaya, tarihi kesitlerden gücü simgeleyen bazı ikonlarla başladı.

Siteleri, teknolojiye meraklı kitlelerce en popüler teknoloji sitelerinden birisiymiş. Aylık yaklaşık 13 milyon ziyaretçileri oluyormuş. Bütün samimiyetimle söylüyorum ben bu kadar olduğunu hiç düşünmemiştim çünkü o kalitede yayın yaptıklarını düşünmüyorum. İlk kuruldukları dönemde arada bir haberlerini okuduğumu hatırlıyorum. Sonrasında takibi bıraktım ama bu sebepsiz bir yüz çevirme değildi. O sıralar forumlarını canlı tutmak namına “bazı forum üyeleri” dünyaca resim paylaşma platformu olan Flickr‘dan “baaazı” mayo mankenlerinin fotoğraflarını paylaşınca “bir dakika, ne oluyoruz lan?” diye midemin bulandığını hatırlıyorum. O günlerden sonra köprünün altından çok sular akmış ve bu popülariteyi, işlerine yatırım yaparak büyütmeyi başarmışlar. Yeni projelerinden de bahsetti ama konumuz o değil.

Sunumdan, bilmediğim hiçbir şey duymamanın verdiği hayal kırıklığıyla ayrıldıktan sonra arkadaşlarla başarı mevzusunu konuşunca aklıma gelen bir hikayeyi onlarla paylaştım. Eve dönünce de bu konuya ilişkin birkaç twit attım. Hazır aklımdayken buraya da yazarak tarihe not düşmek istedim.

Orville ile Wilbur Wright

Orville ile Wilbur Wright

Hepimiz, bugün bildiğimiz anlamdaki uçağın Wright Kardeşler‘in icadı olduğunu biliyoruz. Ama bu icadın arkasındaki bazı olaylardan eminim birçoğunuz haberdar değilsiniz. Orville ile Wilbur Wright kardeşler, Ohio, Dayton’lu iki bisiklet ustasıdırlar ve liseden sonra yüksek bir okula da gitmemişlerdi. Bu iki kardeşin kafasında bir uçak yapma fikri vardır ama bunu nasıl yapacaklarını bilmedikleri için  1890’da kuşların nasıl uçtukları hakkında kendilerine ipucu verebilecek her şeyi sistemli bir şekilde incelemeye başladılar. Bu uğurda eski deneyleri incelerler, bilimsel eserleri tararlar ama aldıkları notlar ve gözlemleriyle örtüşmeyen bu verilerin kendi işlerine yaramadığını anlamaları uzun sürmez. Ki onlardan önce yapılan bazı uçuş denemeleri yapıldıkları tarihlere hiç de öyle kötü sonuçlar veren denemeler değildir. Örneğin 18 Ağustos 1871 yılında Alphonse Pénaud, ilk defa yapısal dengeli model uçağı Tuileries Gardens, Paris’te Société de Navigation Aérienne kurumu gözetiminde 11 saniyede 40 metre uçurarak havacılıkta yeni bir çığır açmıştı. O döneme göre bu müthiş başarıydı. Alphonse Pénaud’da sonra  Samuel P. Langley, 20 sene sonra, 1891’de buhar gücüyle çalışan uçağıyla 30 metre yükselerek 1006 metre yol katetmişti ki kontrollü bir uçuş için harika değerlerdi bunlar.

Bu deneyler Wright Kardeşler’i kesmeyince, soluğu Berlin’de alırlar ve planörlerle uçuş denemeleri yapan bir Alman mühendisle çalışmaya başlarlar. Sonrasında da bu çalışmalar meyvesini verir nihayet bilir kişilerden oluşan bir kurul önünde, 17 Aralık 1903’te ilk insanlı uçuşlarını başarıyla gerçekleştirirler ve sivil havacılığın tarihi yazılmaya başlanır.

Olayın asıl anlatmak istediğim bölümü ise şimdi başlıyor. Wright Kardeşler’in uçuşu gerçekleştirdikleri tarihten neredeyse 100 yıl sonra oldukça yetenekli bir gurup pilot ve teknisyen, ustalara saygı babında Wright Kardeşler’in yaptığı uçağın replikasını yapmaya başlarlar. Wright Kardeşler’in 1 yılda yapıp 20.000 dolara mal ettikleri uçağın yapımı 10’larca yıla ve 1 milyondan dolardan fazlasına mal olur. Mal olur olmasına da bir problem vardır. Her denemede yapılan replika yere çakılır.

Pilotların yere çakıldığı her denemede kırılan tek şey pilotların kemikleri ya da uçağın belli parçaları değildir. Egoları da onları yeterince incitir. Olay bir süre sonra izzeti nefis meselesine döner. Uçuş denemelerine katılan pilotlar için bir diğer merak konusu da Wright Kardeşler’in nasıl boyunlarını kırmadan bunca deneme yapmış olmalarıdır.

İzzeti nefis meselesine döndü dedim ya, işin peşi bırakılmaz. Aynı replikayı yapmaya 6 ekip daha katılır. Bu fazlalık, kırılan kemiklerle doğru orantılı olarak yansır. Sonrasında başarıya kavuşan bu modeli nasıl olur da uçuramadıkları konusunda deyim yerindeyse kafayı yerler. Hatta bazı ekipler ağırlığı azaltıp daha sağlam bir model için karbon fiber malzeme bile kullanır ama sonuç değişmez. Yapılan hesaplamalara göre Wright Kardeşler’in uçağı oldukça kötü bir tasarıma sahiptir ama gelin görün ki o uçak tarih yazmıştır.

Uçuş sebebi ne çıkar biliyor musunuz? Testin yapıldığı alandaki rüzgar. Evet, Wright Kardeşler’in yaptığı uçağın o gün uçmasının tek sebebi o günkü hava koşullarıdır. Olacağı varmış denir ya hakikaten mesele tamamen budur. Uçuşu gören ne kadar mühendis varsa projeyi geliştirmek ellerinden geleni yaparlar ve uzakları yakın eden oldukça kullanışlı bir hava taşıtına sahip oluruz.