Yukarıda görmüş olduğunuz ” X-Men : Geçmiş Günler Gelecek” adlı filminin belki de en güzel kesiti. Başlık ve bu sahne size şuan için çok anlamsız ve birbirleri ile ilgisiz geliyor olabilir. Haksız da sayılmazsınız. Şimdi sizden bir şey rica edebilir miyim ? Kesiti lütfen bir daha izler misiniz? Bağlantıyı buldunuz mu? Hayır mı? Lütfen tekrar izleyin. Göremediniz mi?” Yahu be adam nasıl görelim? Ne alakası var bu sahnenin , bu başlıkla? ” dediniz mi? Böyle düşündüyseniz işin aslı pek haksız sayılmazsınız çünkü önemli olan zaten görmeniz değil, duymanız. Şarkı ne kadar da güzel değil mi? Şu ana kadar olan bütün çabalarımız işte tam bu şarkıyla , daha doğrusu şarkıyı söyleyen, yüzü kadar sesi de güzel olan Jim ağabeyimizle ilgili. İşte Jim Croce!

Jim Croce 10 Ocak 1943 tarihinde Güney Philadelphia’da doğdu. Jim Croce çok tanınan bir sanatçı değil. Tabi bu onun önemsiz veya başarısız olduğunu göstermiyor. Aksine kendisi çok değerli ve çok başarılı biri. ”Madem başarılı , neden ismi duyulmamış? ” diyebilirsiniz. Bu konuya birazdan değineceğim. Bu konuya gelmeden önce biraz daha Jim Croce’den ve şarkılarından bahsetmek istiyorum. Jim Croce gitarı çok etkili bir biçimde kullanıyor. Bu kadar güzel besteler yaratmak gerçekten yetenek ister.

Onun şarkılarını ben üç bölüme ayırıyorum: I) Şarkının bestesi ; II) Şarkının güftesi ; III) Şarkının özü. Bu 3 ögeyide kendimce ele almak istiyorum. Gelin listenin sırasını bozmayalım ve bestelerden başlayalım. Hani bazı gruplar veya müzisyenler olur, şarkılarını dinlediğinizde sanki hep aynı besteyi dinliyor gibi hissederseniz.  Hah! İşte bence Croce’nin besteleri öyle değil. Her şarkısında besteleri beni ayrı bir şekilde büyülüyor. Şunu söylemeden de edemeyeceğim, bir gitarist olarak gerçekten onu bestelerini çalmak zor iş. Bir kere çaldınız mı bırakmazsınız ama öncesinde gerçekten emek vermek gerekiyor. Benim gerçekten beğendiğim, beni, ağlatan, yerimden kaldırıp ”twist” yaptıran, uyutan, bağıra bağıra kendisini söyleten ya da bütün günün stresini ve üzüntüsünü alan şarkıların genel özelliği başlangıçtan itibaren beni kendilerine esir etmeleri. İşte Jim Croce’nin besteleri de beni daha birinci saniyesinden etkisi altına alıyor. Şimdi güftelere geçelim. Değerli ağabeyimizin güfteleri çok değerli ve anlamlı. Tabi bu cümlenin hiçbir anlamı yok aslında. O yüzden gelin bazılarını inceleyelim diyeceğim ama aslında buna pek hevesli değilim. Şarkıdan şarkıya atlaya atlaya hepsini inceleyebilirim. Bu da işin büyüsünü kaçırabilir. O yüzden bunu size bırakıyorum. Eminim benim kadar etkileneceksiniz. İkinciyi ögeyi kısa yoldan geçip, sizin üstünüze yıktığıma göre artık üçe geçebiliriz: Şarkının özü. Ne demek bu öz? Öz derken anlatmak istediğim şarkının ruhu. Yani bu güzel yüzlü ağabeyimizin şarkıya kattığı duygular ve bu duyguların, biz şarkıyı dinlerken bize geçişi ve bizde uyandırdığı diğer duygular. Ben Jim Croce çalarken onu adeta yanımda çalıyormuş gibi hissediyorum.

İki iyi arkadaşız. New York’ta hava soğuk ve kapalı bir perşembe günü. Ev sahibi daha az önce gelmiş ve kirayı yine geciktirdiğimiz için tartışmışız. Ben en son kitabımdan para gelmesini bekliyorum, Jim ise son çaldığı yerden patronunun ona parasını vermesini. Aslında ikimizde bunu umursamıyoruz. Ben yeni kitabımı yazmak istiyorum o ise geçen gece gördüğü güzel kadın için şarkı yazmak. Yağmur başlıyor. Küçük evimiz de  en azından dışarısı kadar soğuk. Ben pipomu yakıyorum ve yağmurun sesinden ilham almaya çalışıyorum. O ise bir sigara sarıyor kendine. Derin bir nefes çekiyor içine. Elleri gitarına gidiyor, gözleri kapanıyor ve birden o büyülü sözler dökülüyor. Sanki o söylemiyor bunları. Derinden geliyor. Bir anda akıp gidiyor o sözler. Benim de gözlerim kapanıyor ve sadece dinliyorum. Gözleri açılıyor Jim’in ve yazmaya başlıyor. Gözlerim açılıyor ve yazmaya başlıyorum. 

İşte Jim Croce’nin bana hissettirdikleri bunlar.

Şimdi gelelim neden çok tanınmış biri olmadığına. Aslında üzücü bir olay. Bir uçak kazası… Daha 30 yaşındayken hayatını kaybediyor Jim. Bize muhteşem eserler bırakmış ama belki de daha iyilerini bırakacaktı. Bize bıraktıkları ile yaşamımıza devam ediyoruz. Kısacası eğer ”Soft Rock” seviyorsanız kuvvetle Jim Croce’yi dinlemenizi tavsiye ediyorum. O şarkılarını cam şişelere doldurmuş. Onun şişeleri zamandan etkilenmiyor. Ne kadar geçerse geçsin şarkıları her zaman aynı tazelikte ve aynı tadta olacak. Biz ise susadığımız zaman , o şişelerin kapağını açıp bir yudum daha alıp, sonsuz susuzluğumuzu gidermeye çalışacağız. Yazıya dinlemenizi istediğim birkaç Jim Croce şarkısı ile nokta koyacağım.

 

Teşekkürler….