Beşer'in İziÇıkın ÇıkmazıGenelKöşe YazgısıVitrin

O AN

Vaktin geç olduğunu biliyor ve ona göre davranıyordu. Umursamazca yerdeki çakıl taşlarına iki tekme savurdu. Aniden durdu ve gökyüzüne bakarak derince bir nefes aldı. Etraftaki insanların meraklı bakışlarına aldırmaksızın saniyelerce gökyüzüne daldı, alacakaranlıkta az buçuk görünen bulutların hareketine… O çok düşünen beynini iki saniyeliğine durdurdu ve sadece seyretti. Ne geçmiş bulantısı ne de gelecek kaygısı… Hiçbir şey. Kafasını indirdiğinde yaşam telaşından bunalıp deniz kenarına inen yüzlerce insan karşıladı onu. Kamaşan gözlerini ovaladı yavaşça. “İşte! Şu an buradayım tam da bu andayım!” dedi içinden. Geçmişin ve geleceğin ayaklarına yapıştığı o kalın zincirlerinden kurtulmanın hissi bambaşkaydı. Peki ya tüm bunları hissederken neredeydi? İstanbul.. Oradan oraya koşturan insanları izlemek, insanı şu anki zamana kitleyebilen belki de tek şeydi. Akreple yelkovanın birbiriyle yarışını gözle görülebilir derecede hissettiğimiz yegane yerdi, İstanbul sokakları. Bu kadar insanın bu denli kalabalık halindeyken nasıl bu kadar hem düzen hem de düzensizlik içerisinde ilerleyebildiğine şaşırmalı mıydı, büyülenmeli miydi yoksa bu ilginç karmaşanın suyuna mı akıp gitmeli miydi sadece?
Ne yapıyordu bu insanlar?
Tek bir insana odaklanmanın ve onu sadece izlemenin mümkün olmadığı bir yerde, küçük resmi değil büyük resmi görmeye başlıyorsun. Kendine sorduğun soru, bu insan ne yapıyor değil; “bu kalabalık ne yapıyor”a dönüşüyor aniden. Bir süre sonra beyin sorgulamamaya başlıyor ve 100 metre yukarıdan kuşbakışı görünümde, bir başkasının gözünden, o “ne yaptığı belli olmayan” insanların içine dahil olduğunu fark ediyorsun. Çokça çeşitte insan görmenin haricinde, kuralsızlıkların dahi belli bir kural halinde gerçekleştiğine şahit oluyorsun ya da o şekilde düşünmek istiyorsun. Her şey belki de bir düzen halinde ama biz bunun farkında değiliz ya da tesadüfi olaylar silsilesinden bir kesit görüyoruz her seferinde. Olay sadece bir şehirden ibaret değil elbette. Sınırları belli bir kara parçasının üzerinde yaşayan türlü türlü yaşamların ayak izlerine gökyüzünden baktığımızı hayal ettiğimizde hepimiz çok farklı sonuçlara da varabiliriz, İstanbul, Ankara, İzmir fark etmez. Belki de hiçbir sonuca varmayız ya da varmak istemeyiz ve o sonuçsuzluk hayatın ta kendisi olur, kimbilir. İnsan, sonuçta sadece bir insan değil midir; görüşler, düşünceler, hayaller, yaşanılan ya da gidilen yerler fark etmeksizin 24 saatlik dilimi hayati olarak kalıplaştırdığı ihtiyaçlarını gidermek için uğraş veren? Geminin kaptanı da yolcusu da o derya denizin tam ortasında değil midir?
O kolumuzda takılı olan, cebimizde ya da çantamızda taşıdığımız geri döndürülemeyecek olan vakti bir şekilde harcıyor ve yaşıyoruz. Yollarda, evlerde, işyerlerinde, dağda, çukurda ya da bir ağacın gölgesinde sakince soluklanarak. Duraksayıp, “ben şu an ne yaşıyorum?” farkındalığına erişmek için kafamızı yukarıya kaldırıp gökyüzünü izliyoruz ve alınan o derin nefesin sadece ilk 2 saniyesinde soruyoruz bu soruyu. Cevapsız sorular eşliğinde, belki dünyanın dönmesine etki yaratmayacak ama insanlığın yaşam döngüsüne büyük darbe vurabilecek “yetiştirilmesi gereken” işlerimizi yapmaya devam ediyoruz. İşte! Sadece bu kadar.
Ve son olarak yazımı, yazının başında kurduğum cümleyle noktalamak istiyorum:
“Vaktin geç olduğunu biliyor ve ona göre davranıyordu.”
Geç olanın vakit değil, vaktin geç olduğunu düşünüp hareketini geciktirenleri olarak, kafamızı toprağa yaslayıp bulutları izlerken “şu anda” yaşamayı ne kadar becerebiliyorsak aslında o kadar çok hayattayız demektir. Dünyanın en ufak detayında bile çok derin duyguların, hislerin, umudun, sevgiyle yeşeren canlıların, bir bebeğin gülümsemesinin, hasret dolu sarılmaların, gözyaşının, küslüğün ardından barışmanın, kırgınlığın ardındaki güneşin, kahkaha dolu bir masanın, şefkatin, merhametin, erdemin ve kötü olan her şeyi geride bırakabilecek kadar cesaretinin olduğu ancak sadece “o an” hissedilebilir. Daha çok gökyüzüne bakıp soluklanmanız ve hayatta hissetmeniz dileğiyle.

Daha Fazla

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

code

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close
Close