Geçtiğimiz son aylarda Western filmlerine biraz kafayı taktım. Özellikle Sergio Leone‘nin filmlerinden beklediğimden daha çok haz alınca diğer Western filmlerine yöneldim. Karşıma ”Muhteşem Yedili” çıktı. Aslında iki tane ”Muhteşem Yedili” var. Biri 2016 yapımı diğeri ise 1960 yapımı bir film (Aslında iki filmin adı da Magnificent Seven ancak biraz araştırınca gördüm ki 60 yapımı film ”Yedi Silahşorler” olarak çevrilmiş.).

Bu yazımda iki filmi, spoiler vermeden, kısaca karşılaştıracağım. Önce filmlerin konusundan başlayalım. Filmlerin konuları aynı sadece birkaç küçük değişiklik yapılmış. Şunu söylemekte de fayda var, 1960 yapımı filmi izlemeye başladığınız zaman, filmin başında filmin ”Yedi Samuray” filminden esinlendiği yazacaktır. Ben eşeklik ettim ve filmi (hâlâ) izlemedim. Bu iki filmi izlemeden önce asıl filmi yani ”Yedi Samuray”ı izlemenizi tavsiye ederim.

Filmleri başlatmadan önce filmlerin oyuncularına baktığımız zaman, 2016 yapımı filmde Denzel Washington, Chris Pratt ve Ethan Hawke gözümüze çarparken 1960 yapımı ”Yedili”mizde karşımıza Eli Wallach, Steve McQueen ve Yul Brynner çıkıyor. İki filmde de dönemim yükselen isimleri oynamakta. Bir tarafta Chris Pratt diğer tarafta Steve McQueen. Tabi burada oyuncular arası bir karşılaştırma yapmıyorum çünkü 60 yapımı filmin oyuncularını çok iyi tanıdığımı veya filmlerini izlediğimi söyleyemem. O yüzden ”Chris Pratt, Steve McQueen’i döver.” gibi bir karşılaştırma yapmam yanlış olur.

Her ne kadar ilk filmin puanı IMDb’de daha yüksek olsa da ben böyle düşünmüyorum. Evet 1960 yapımı film gerçekten başarılı bir film ancak filmin eksikleri var. Bence yeni film bu eksikleri görüp, bu eksikleri kapamaya çalışmış. Örneğin yedi ana karakterimiz var ve her birinin ayrı ayrı güçlü oldukları özellikleri var. İkinci film bunu daha işlemiş. Açıkçası ben ilk filmi izlerken Robert Vaughn’un oynadığı karakteri görünce heyecanlanmıştım ancak filmin sonlarına doğru biraz hayal kırıklığına uğradım. O karakterin ona has özelliklerini daha çok görmek isterdim. Buna benzer şeyleri arttırabiliriz.

İkinci filme baktığımız zaman ikinci film tam anlamı ile Hollywood kokuyor. Bir siyahi bir Asyalı ve güçlü bir kadın karakter filmde mevcut. Bunu kötü bir şey olarak söylemiyorum (en azından bu film için) çünkü bu abartıldığı zaman insanlar hayal kırıklığına uğrayabiliyor. Örneğin son zamanlarda ”Death Note” çok izlenen bir anime. Filminin fragmanı çıktığı zaman insanlar hayal kırıklığına uğradı çünkü insanlar izledikleri dizideki karakterleri görmek istiyor. Birinci filmde aynı şekilde kendi döneminin izlerini taşıyor. Örneğin bu filmde de Amerikalıların, Meksikalıları korumasından bahsedebiliriz. Yani örneğin neden Amerikalılar başka Amerikalıları korumuyor? Her ne kadar ilk sahnelerde ırkçılık karşıtı mesaj verilse de acaba bu bir çelişki değil mi diye düşünmüyor değilim.Bunun üzerine daha uzun belki tartışılabilir ancak spoiler vermemek için bu konu üzerinde çok durmayacağım. Tabi bu eleştiri kolay yanlışlanabilir. Sonuçta o dönemde yaşamadım ve o dönemim koşullarını bilmediğim için yorumlarım yanlış olabilir. Neyse biz devam edelim.

Film müziklerine baktığımız zaman açıkçası bir Ennio Morricone eseri kadar etkili değiller. Kısacası müzikler kötü değil ancak iki filmden de aklıma kazınan bir tını yok.Tabi belki tekrar dinlersem belki de aslında güzel olan bir eseri kaçırdığımı fark edebilirim.

Sonuç olarak ilk önce ”Yedi Samuray”ı daha sonra ”Yedili”leri  filmleri sırası ile izleminizi tavsiye ederim. Filmler kesinlikle izlediğinize değecektir. Ben 2016 yapımının daha iyi olduğunu düşünüyorum. Açıkçası sizin de ne düşündüğünüzü öğrenmek isterim.

”Seven gunmen in the old west gradually come together to help a poor village against savage thieves.This is how it began…”