Şu yazılara başladığımdan beri amacım filmler hakkında içeriğine girmeden tabiri caiz ise spoiler vermeden ufak bilgiler vermek, naçizane tanıtımlar yapmaktı. Ama söz konusu film The Shining olunca bu konuda kendimi tutamayabilirim, yani yazının ilerleyen bölümlerinde yer yer spoiler içerebilir.

İlk olarak filme baktığınızda olağan bir şekilde ilerleyen klasik gerilim-korku hikayelerinden birine tanıklık ediyorsunuz. Mutlu bir aile yine her zaman olduğu gibi insanlardan uzak, kuş uçmaz kervan geçmez bir yere doğru yola koyuluyor. Buraya kadar her şey tamamdı benim için, birazdan korkmaya-gerilmeye gizem çözmeye hazır bir halde bekliyordum, lakin ters giden şeyler vardı. Bu filmde genel olarak korku-gerilim türüne ait neredeyse gereklilik olarak kabul edilen şartların hiçbiri yoktu. Final sahneleri dışında tüm film gündüz geçiyor, korkutmak için absürt sesler yada anlamsız hareketlilikler içermiyordu. Ben de Kubrick’in tarzını az çok bildiğim için filmin altında başka şeyler aramaya başladım ve diyaloglara, arka planda kalan ögelere dikkat etmeye çalıştım. Yine Kubrick korku-gerilim postu altında bir toplum eleştirisi, bir politik eleştiri veriyordu izleyenlerine. Şimdi ilk olarak şüphemi çeken replik, oteli gezdiren siyah aşçının aileye “Burada asla aç kalmazsınız, bu lüksün keyfini çıkarmaya bakın” tarzı konuşmalarıydı. Bunun üstüne bahsi geçen Overlook otelinin Kızılderili mezarlığının üstüne kurulmuş olması bahsi geçince benim için taşlar yerine oturmaya başladı. Velhasıl filmdeki ana karakterimiz Jack Torrance ortalama bir Amerikan vatandaşını temsil ediyordu, hiçbir yeteneğe sahip olmayan -ama öyle olduğunu zanneden ve bundan mutluluk duyan- senin benim gibi bir insandı. Normal bir eşi ve bu kadınla da yine standardın ne altında ne de üstünde bir ilişkisi vardı. Ama çocukta yani Danny’de garip olan bir durum vardı ve bu filmin başından beri adeta izleyicinin gözüne sokuluyordu. Şahsen ben bu garipliği ve Danny’nin aşırı gerçekçi hayali arkadaşını farklı yorumladım. Danny’ye isim benzerliği ile de dikkat çeken hayali arkadaş Tony’nin Danny’nin kişilik çatışması olduğunu düşünüyorum. Şimdi diyebilirsiniz ki küçücük çocuğun kişilik çatışması, toplum entegrasyonu gibi olaylarla ne alakası var.

Danny Torrance

Danny Torrance

Tony’nin çocuğa empoze etmeye çalıştığı davranışlar gibi gösterilen şeylerin aslında birer uyarı olduğunu filmi izlerken anlayabiliyoruz. Yani burada çizilen Tony portresi aslında güçlü bir kişiliğe sahip olmayı öğütleyen iç ses olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Danny’nin “Tony benim ağzımın içinde yaşayan benim gibi bir çocuk” demesi ve tonla garipliğin olduğu bir filmde bu Tony’yi göremememiz benim düşüncemi destekler yönde. Gelelim filme politik ve toplumsal eleştiri dememin sebeplerine. Bahsedilen Overlook Oteli Kızılderili mezarlığının üstüne kurulmuş şatafat ve lüksle dolu, asla aç kalınmayacağının vurgulandığı bir mekan. Burada Overlook Oteli sadece bir imge, bir kılıf. Overlook Oteli’nin temsil ettiği şey Amerika’dır. Amerika da bilindiği üzere Kızılderililerin kanları ve toprakları üzerine kurulmuş bir ülkedir ve yine bilindiği gibi halkının refahı ve zenginliği gibi söylemlerle övülür kendi politikacıları, başkanları tarafından. Yine bu tezimi destekleyen şey de filmde Kızılderililerden bahsedilmesi ve otel içinde oldukça fazla Kızılderili motifi olmasına rağmen Kızılderilileri görememiş ve göremeyecek olmamızdır. Başka bir destek unsuru da, filmde gördüğümüz tek siyah adamın deyim yerindeyse hizmetkar olması ve ne tesadüftür ki kin ve nefretle ilk öldürülen karakter olmasıdır. (Hatta çoğu kaynak Jack’in aslında ölmediğini kabul ettiği için, filmde ölen tek karakter de diyebiliriz.) Sonrasında filmin meşhur bar sahnesinde geçen “Paran olmasa bile burada sınırsız krediye sahipsin” cümlesi benim için bu teze noktayı koyan cümledir.

The Shining (1980) Jack Nicholson (Screengrab)

The Shining (1980) Jack Nicholson (Screengrab)

Bir de filmin finalinde gösterilen bir balo fotoğrafı var. Bu filmi normal bir gerilim-korku filmi diye izleyen insanların film hakkında anlam veremedikleri şeylerin başında geliyor bu fotoğraf. Aslında bu fotoğraf bize çok şey anlatıyor, bu şatafatlı otelin en lüks yeri olan Altın Oda’da bir sürü smokinli adam yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle objektife bakıyor. Ama içlerinde bir tane bile siyah yok. En önlerinde ise filmimizin baş karakteri Jack Torrance. Ve bilin bakalım fotoğrafın altında yazan tarih kaç? 4 Temmuz. Yani Amerika’nın “Bağımsızlık Günü”. Filmin diğer unsurlarına bakacak olursak Guguk Kuşu’nda oyunculuğuna hayran kaldığım Jack Nicholson, The Shining’de de beklediğimin altında bir performans göstermedi. Seyirciyi yer yer yükselten yer yer de belirsizliklere sürükleyen oyunculuğu enfesti. Shelley Duvall’ın oyunculuğunu yetersiz buldum açıkçası ama sinema konusunda bir yetkinliğim olmadığı için neyinin eksik olduğunu açıklayamıyorum, hani bazen bir yemeği yer bir şeyi eksik bulursunuz da anlatamazsınız ya aynen öyle. Beni asıl şaşırtan Danny’yi oynayan sadece 7 yaşındaki Danny Lloyd oldu. Verdiği tepkiler ve bazen eğreti duran diyalogları bile hikayeye ayrı bir hava katmıştı. Zaten tüm bu oyunculuk ve hikaye şöleninin arkasında bir yönetmenlik dehası yatıyordu ve bu deha çoğu sinema çevresi tarafından kabul görmüş Stanley Kubrick’ken benim için bu filmi beğenmemek kaçınılmazdı. Velhasıl toparlamam gerekirse, tüm Kubrick filmlerinde olduğu gibi farklı pencerelere yönelmemizi isteyen bir hikaye vardı elimizde ve bizden tüm ilgi ve dikkatimizi istiyordu bu örtünün altındakileri görebilmek için.

The Shining (1980)
The Shining poster Rating: 8.4/10 (628,101 votes)
Director: Stanley Kubrick
Writer: Stephen King (novel), Stanley Kubrick (screenplay), Diane Johnson (screenplay)
Stars: Jack Nicholson, Shelley Duvall, Danny Lloyd, Scatman Crothers
Runtime: 146 min
Rated: R
Genre: Drama, Horror
Released: 13 Jun 1980
Plot: A family heads to an isolated hotel for the winter where an evil and spiritual presence influences the father into violence, while his psychic son sees horrific forebodings from the past and of the future.