Hakkında fikirlerimi paylaşmak istediğim The Interview filmi, adından, daha çok hacklenme ve Kuzey Kore ile olan sıkıntılardan söz ettirdiği için bu yazım diğerlerinden biraz daha farklı olabilir. Onun hakkında yazmama sebep olan şey de bu faklılıklar aslında. Daha önceden haberini yaptığımız Sony’e ilişkin hackleme olayından sonra sular durulunca bu hackleme olayının sebebi ufaktan gün yüzüne çıkmaya başladı. Olaydan haberdar olmayanlar için kısaca söz edeyim. Oldukça popüler olması sebebiyle kendilerini kanıtlamak isteyen birçok hacker gurubu defalarca Microsoft’a ait Xbox ve Sony’e ait olan Playstation’ın online sistemlerini hacledi veya hacklemeye çalıştı. Bir süre hizmet veremedikleri zamanlar da oldu, kullanıcıların kredi kartları bilgilerini kaptırdık dedikleri zamanlar da oldu. Bir taraftan Playstation ile ilgili sıkıntıları halletmeye çalışan Sony birdenbire -henüz üstlenilmese de- iddia edildiği üzere Kuzey Koreli bilgisayar korsanlarınca resmen yağmalandı. Bu saldırılardan nasibini alan bölüm ise alışılmışın dışında bir adres oldu ve Sony Pictures varıyla yoğuyla ortaya saçılan kişisel ve kurumsal bilgilerle birdenbire uluslararası bir konunun odak noktasına dönüştü. 

Hacklendikten sonra PSN'den bir ekran görüntüsü

Hacklendikten sonra PSN’den bir ekran görüntüsü

Hackerlar, Sony Pictures’ı, The Interview filmini yayınlamaları halinde saldırılardan elde ettikleri tüm bu bilgileri internette yayınlamakla tehdit etti. Sony de korsanların restini gördü ve normalde Noel’de vizyona girmesi planlanan filmin ikinci bir duyuruya kadar ertelendiğini duyurdu. İşte bu noktada uluslararası sıkıntı başlamış oldu. Durumu değerlendiren Barack Obama, Sony’i verdiği karardan dolayı eleştirdi. Büyük birader edasıyla “sıkıntınızı niye benimle paylaşmadınız gençler?” diyerek Sony’e destek olacağı tavrını açık bir şekilde gösterdi. Sony de bu destek sonrası bir ilke imza atarak filmi, sinema salonları yerine internetten yayınlama kararı aldı ve filmi, Google’ın YouTube ve Google Play gibi platformlarında belli bir ücret karşılığında yayınladı. Tabi bu karardan önce onbinlerce (yazıyı yazdığım esnada 52538 üye 10 puan vermişti) kullanıcının da Internet Movie Database’de filme 10 puan vererek destek olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Filmimiz öyle ortalığı ayağa kaldıracak bir film değil. Politik duruşuyla milyonların arkasından sürükleyecek bir film hiç değil. Daha önceden ülkelerin sosyo-ekonomik ya da politik duruşlarını tiye alan onlarca film yapıldı, birçoğuna gülünüp geçildi. Ama Kuzey Kore gerçekten çok garip bir ülke. Örneğin ülkenin dış dünyaya ilişkin bilgisi neredeyse sadece hükumete bağlı yayın organlarının aktardığından ibaret. İnternet ise ülke bazında bir yerel ağdan oluşuyor diyebiliriz. Nüfusu yaklaşık 25 milyon olan ülkede World Wide Web dediğimiz, bildiğimiz anlamda internete sadece özel izinlerle alınabilen 1024 tane IP sahibi özel kullanıcı erişebiliyor. Turistler SLR fotoğraf makinelerle ülkeye giremiyorlar vs. gibi garipliklerle dolu bir ülke yani. Hal böyle olunca neredeyse taparak destekleri liderlerinin şaka malzemesi olduğu gerekçesiyle böyle bir saldırının olma ihtimali azımsanmayacak derecede.

Biliyorum, girişi biraz uzattım ama bu film, böyle bir olay olmasaydı vizyona girdikten 1 ay sonra unutulup gidecekti. Filmi özel kılan şeyleri de tarihe not düşmek namına yazmamak olmazdı. Sürekli magazin röportajları yapan Dave Skylark (James Franco) ve Aaron Rapaport (Seth Rogen), Eminem’in gay olduğunu açıkladığı bir bölüm sonrası başarılarını ve Aaron’ın aralarına katılmalarının 1000 bölümünü kutlamak üzere bir kokteyl düzenlerler. Üniversiteden bir arkadaşının da kutlamada olduğunu fark eden Aaron, selamlaşıp ayak üstü sohbet etmek için guruba yaklaşır ama ciddi haberler yapan arkadaşı tarafından seviyesiz programları dolayısla kaale alınmazlar. Bu durum içine oturan Aaron, bir şekilde eline ulaşan Kim Jong-un’un en sevdiği programlar listesinin ikinci sırasında kendi programları olduğunu öğrenince onunla bir röpotaj yapmak için sunucuları Dave’i ikna eder ve kendi deyimiyle ciddi programlara başlamak ister.

Dave Skylark ve Aaron Rapaport

Dave Skylark ve Aaron Rapaport

Bu durumdan haberdar olan CIA ise krizi bir fırsata çevirmek için Dave ve Aaron ile görüşerek Kim Jong-un’a bir suikast düzenler. Tetik parmağı ise Dave Skylark olacaktır. Dave’in eline yapıştırılan risin bandı ile Kim Jong-un’un elini sıkıp 12 saat sonra ölmesi sağlanacaktır. Tahmin edeceğiniz üzere olaylar planlandığı gibi gitmez ve Dave, Kim Jong-un ile iyi bir arkadaş oluverir. Durumu izah etmeye çalışan Aaron’da bunu Dave’e anlatmaya çalışır ama başarılı olamaz. Kim Jong-un’u öldürüp yerine başkasının geçmesine izin vermek yerine onu programda küçük düşürerek tüm Kuzey Kore halkı önünde onun bir tanrı değil sıradan bir insan olduğu kanıtlama kararı alırlar. Planlarını başarıyla gerçekleştiren ikili, muhaliflerin yardımıyla program sonrasında Kim Jong-un’u öldürerek hem bir nükleer savaşı önler hem de bir bakıma Kuzey Kore halkını Kim Jong-un hakkında aydınlatır ve film sona erer.

Hani derler ya ıslığı dağları tuttu, güttüğü bir tane keçi. Bu film de tam öyle bir şey. Olan da Sony gibi bir devin ortaya saçılan şirket sırlarına oldu. Peki biz seyircileri ilgilendiren kısım ne? Filmin vizyona girmemesi ve buna rağmen Sony Pictures’ın yaklaşık 15 milyon doların üstünde hasılatı ile züğürt çenemizin yorgunluğu. Siz ne dersiniz?

The Interview (2014)
The Interview poster Rating: 6.6/10 (252,649 votes)
Director: Evan Goldberg, Seth Rogen
Writer: Dan Sterling (screenplay), Seth Rogen (story), Evan Goldberg (story), Dan Sterling (story)
Stars: James Franco, Seth Rogen, Lizzy Caplan, Randall Park
Runtime: 112 min
Rated: R
Genre: Comedy
Released: 24 Dec 2014
Plot: Dave Skylark and his producer Aaron Rapoport run the celebrity tabloid show "Skylark Tonight". When they land an interview with a surprise fan, North Korean dictator Kim Jong-un, they are recruited by the CIA to turn their trip to Pyongyang into an assassination mission.