Sinema, gerçekten apayrı bir dünya. Seveni için, hayatının ve sıkıntılarının arka kapısı gibi bir şey. Özellikle her filmi yalnız izleyen insanlara inanılmaz gıpta ediyorum. Durum böyle olunca etrafımdakilerin, tek başıma izlediğim filmlere verdikleri tepkileri ölçüp kendi tepkilerimle karşılaştırmak, ilk defa burada itiraf ettiğim değişik bir ruh hali benim için. Beni heyecanlandıran şeylerin başkalarına ne kadar ilgi çekici geldiğini görebilmek, onları daha iyi tanıyabilmek adına müthiş bir deneyim oluyor. Bu satırları yazarken hatırladım da, Amélie de sinemada daha çok insanların sevindiği, ağladığı ya da şaşırdığı sahnelerde perdeye değil de salona bakanlardan biriydi. Umarım bu iyi bir şeydir 🙂

Marlon Brando, Robert De Niro, Edward Norton

Marlon Brando, Robert De Niro, Edward Norton – Sadece bu sahne bile bu filmi izlemek için yeterli bir sebep.

Defalarca tek başıma izlediğim ve bundan inanılmaz keyif aldığım filmlerden birisi olan 2001 yapımı The Score filmini de geçenlerde oldukça değer verdiğim 2 arkadaşımla izledim. Birine bir şey önerdiğiniz zaman, önerinizin, beğeniler altında ezilmesi insana garip bir mahcubiyet yaşatır ya, ne mutlu bana ki öyle bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmadım.

Gel gelelim filmimize. Normalde aksiyon filmlerinde çok fazla anlatılacak bir şey olmaz. Ama garip olan şöyle bir durum var; birçok filmde kötü adamlara olan sempati, insandaki empatinin öyle bir tarafını ortaya koyuyor ki, gerçek hayatta görsek yüzüne bakmayacağınız tipler, idol olup çıkıveriyor. Hırsızlık temalı filmlerde de aynı şey geçerli. Fark etmeden kendimizi yerine koyduğumuz kötü adamların asla yakalanmasını istemiyoruz, vurulmasına göz yumamıyoruz ya da kaybetmesine katlanamıyoruz.

The Score da bir hırsızlık hikayesi ama onu, bu temaya sahip diğer filmlerden ayıran bir özelliği var. Bu satırları okuyan neredeyse herkesin hırsızlığın göklere çıkarıldığı Ocean’s… serisinden en az birini izlediğini düşünüyorum. Hâlâ izlememiş olanlara da mutlaka izlemelerini önererek devam edeyim.

Normalde birçok hırsızlık filminde olayın başı ve sonu izleyiciye ufaktan verilir ve izleyicinin şaşırması istenen bölümler de gerçek hayatta görülmesi neredeyse imkansız yöntemlerle gerçekleştirilir, biz de çizgi film izler gibi genel bir kabullenmeyle izleriz ve maksimum keyfi almaya çalışırız. The Score, bu tür genellemelerden kolaylıkla sıyrılan bir film. Neredeyse yapılacak soygunun her aşaması adım adım izleyiciyle paylaşılır. Paylaşılır ama buna rağmen o kadar ince bir gerilim ayarıyla bu beyaz perdeye yansıtılır ki her sahneyi “acaba ne tür bir aksilikle karşılaşacaklar” edasıyla, tırnaklarımızı kemirerek izleriz. Hırsızlık dersi veriyor dersek yalan olmaz yani.

Ayrıca değinmem gereken bir diğer ayrıntı da filmin kadrosuydu. İkinci defa Marlon Brando ve Robert De Niro’nun aynı filmde olması benim filmi izlemem için yeterli bir sebepti. Bu bal kaymak karışımına ek olarak kadroda Edward Norton da olunca, birçok oyuncuyla berbat olacak senaryo tam bir “ustalara saygı kuşağı” filmi oluveriyor.

Türkçe’ye de Komplo diye çevrilen film malum, bir soygun filmi olduğu için konusuna nereden girsem, filmi izlememiş olanlar için spoiler’a sebep olacağı için iyi bir aksiyon-gerilim filmi izleyenleri filmin keyfinden mahrum etmemek adına yazımı burada sonlandırıyorum.

Filmi izlememiş olanlara ya da yeniden izleyeceklere şimdiden iyi seyirler. Bir sonra ki yazıda görüşmek üzere.

The Score (2001)
The Score poster Rating: 6.8/10 (103,168 votes)
Director: Frank Oz
Writer: Daniel E. Taylor (story), Kario Salem (story), Kario Salem (screenplay), Lem Dobbs (screenplay), Scott Marshall Smith (screenplay)
Stars: Robert De Niro, Edward Norton, Marlon Brando, Angela Bassett
Runtime: 124 min
Rated: R
Genre: Crime, Drama, Thriller
Released: 13 Jul 2001
Plot: An aging thief hopes to retire and live off his ill-gotten wealth when a young kid convinces him into doing one last heist.