2011 yılının en çok merak uyandıran filmlerinden biri de hiç şüphesiz, Pirates of the Caribbean (Karayip Korsanları) serisinin 4. filmi olan On Stranger Tides’tı. Önceki üç filmde olduğu gibi filmin senaristleri Ted Elliott ve Terry Rossio, yönetmen koltuğunda ise serinin önceki filmlerinden farklı olarak Gore Verbinski yerine Rob Marshall oturmakta. Önceki üç filmde görmeye alışık olduğumuz yüzlerden yoksun ama bence bir o kadar doğru verilen kararla, On Stranger Tides’ta, Orlando Bloom ve Keira Knightley yer almamakta. İlk üç filmde kader ve aşk dolayısıyla korsan olmayan Will Turner ve Elizabeth Swann’ın yeni filmde olmaması ile aşk, deniz, savaş üçgeninin eksikliği, safkan bir korsan filmine gebeydi ama değişen yönetmen ile ilk üç filmin yakalanmadığı da bir gerçek. Bence bundaki en büyük sorumlu da filmin yeni yönetmeni Rob Marshall.

Serinin önceki filmlerinden çok farklı karaktere sahip Kaptan Jack Sparrow, bir defa onu çekici kılan, hiçbir zaman güvenilmez oluşu ve hayata bakış açısı tamamiyle değişmiş. Çok daha dürüst, öncekine göre ciddi ciddi gelecek hesabı yapan, girdiği ortamda adeta bir Bond edasıyla biraz da tesadüflere dayalı planlar yapan bir Jack Sparrow gelmiş. Bu durum önceki filmlere göre daha iyi ya da kötü demek yanlış olur. Neticede göreceli bir bakış açısı bu. Ama eleştirmekten kendimi alamayacağım bir espri anlayışı var ki, önceki filmlerdeki hava tamamiyle değişmiş, daha çocuksu esprilerle adeta filmin izleyici kitlesinin yaş ortalaması düşürülmüş.

Yere atılan mendile basıp kaydıktan sonra pencereden düşen askerler, at arabasından atlarken kereste taşıyan hamalların yükü üstünde yoluna devam ederken, yükü taşıyanların hiç mi hiç tepki vermemesi filme adeta çizgi film havası katmıştı. Bu da -benim gibi- On Stranger Tides’ı önceki filmlerin gazıyla izleyenlerin gözüne takılan sevimsiz sahnelerdi. Tabii ki aynı şeyi ilköğretim öğrencileri açısından söylemek zor.

Filmin konusu ise önceki filmler gibi oldukça eğlenceliydi. Tekrar gemisiz bir halde karşımıza çıkan Jack, sağ kolu Bay Gibbs’i kurtarmak için kolları sıvar. Büyük Britanya’da korsanlık suçuyla yargılanan Jack Sparrow için idam istenmektedir. Yalnız şöyle bir hata vardır ki, kolluk güçleri, Jack Sparrow diye Gibbs’i tutuklamıştır ve Gibbs bir türlü kendisinin Kaptan Jack Sparrow olmadığını kanıtlayamamaktadır.

Bay Gibbs’i, kurtarma planında korsan bir at arabacıya güvenmekle hata yapan Jack, tutuklanarak kendini bir anda Kral’ın karşısında bulur. Tabii yine kaderinde maceraya atılmak olan Jack, hayatını kurtarmak için korsanlığı bırakıp Kraliyet adına girişimcilik yapan Barbossa ile birlikte İspanyolların da peşinde olduğu gençlik pınarının peşine düşer. Ama bu fikre pek sıcak bakmayan Jack, kendisi adına mürettebat toplandığı dedikodusu karşısında kendisini kopyalayan eski sevgilisi Angelica Teach (Penélope Cruz) ile karşılaşır. Sevgilisi de uzun yıllardan sonra babası, Karasakal (Blackbeard)’ı bulup, İspanyol ve Britanyalılar gibi gençlik pınarının peşine düşer ve üç grup arasında pınara ilk ulaşmak için kıyasıya bir yarış başlar.

Film, her ne kadar serinin imzası olan mistik ölüm kalım ögelerini içinde barındırsa da, hasılatıyla da, seyircilerin ilgisiyle de (yazıyı yazdığım gün itibariyle Rotten Tomatoes’da 10 üzerinden 5 almış durumda) serinin en kötü filmi olarak değerlendirilebilir. Yine de kafanızı dağıtmak istediğiniz bir akşamda size keyifli anlar yaşatacak bu filme şans tanımanızı öneririm.

Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides (2011)
Pirates of the Caribbean: On Stranger Tides poster Rating: 6.7/10 (378,913 votes)
Director: Rob Marshall
Writer: Ted Elliott (screenplay), Terry Rossio (screenplay), Ted Elliott (screen story), Terry Rossio (screen story), Ted Elliott (characters), Terry Rossio (characters), Stuart Beattie (characters), Jay Wolpert (characters), Tim Powers (novel)
Stars: Johnny Depp, Penélope Cruz, Geoffrey Rush, Ian McShane
Runtime: 136 min
Rated: PG-13
Genre: Action, Adventure, Fantasy
Released: 20 May 2011
Plot: Jack Sparrow and Barbossa embark on a quest to find the elusive fountain of youth, only to discover that Blackbeard and his daughter are after it too.