a-edward_elric-402176

 

“There is no such thing as a painless lesson -they just don’t exist. Sacrifices are necessary. You can’t gain anything without losing something first. Although if you can endure that pain and walk away from it, you’ll find that you now have a heart strong enough to overcome any obstacle. Yeah… a heart made Fullmetal.”

 


Fullmetal Alchemist Brotherhood anime serisi 2009 yılına ait bir re-make yapım. Aynı ekip tarafından yapılan ve tabii ki aynı mangaka* tarafından çizilen iki farklı Fullmetal Alchemist serisi mevcut. Bu yazıda Fullmetal Alchemist Brotherhood serisini ele alacağım lakin iki serinin arasındaki farklara değinmeden yazıya başlamak istemiyorum. Serimiz 2003’te başlayıp 2004’te biten 51 bölümden oluşan Fullmetal Alchemist (Hagane no Renkinjutsushi) serisinin yeniden yapımı. İlk serinin çok fazla beğenilmesi ve sadece 1 sezondan oluşmasının seyircide bıraktığı boşluğu tamamlamak adına serinin mangakası Hiromu Arakawa 2009’da tekrar kolları sıvayıp Fullmetal Alchemist (FMA) Brotherhood efsanesini anime dünyasına kazandırdı.

İki seriye baktığımızda FMA Brotherhood her ne kadar ilk 16 bölüm (kısmen 17. bölümü de buna dahil edebiliriz) önceki seriyle paralel gitse de bu seri ilerleyişi, karakterleri, senaryosu açısından çok bariz farklar sergiliyor. Ama burada bir dipnot düşmek lazım, ilk seriye göre FMA Brotherhood orijinal mangaya** daha sadık ilerliyor. Bu seride zamanın getirdiği animasyon ve çizim teknolojisinin gelişimini de ilk seriye göre çizgilerin daha canlı, animasyonların daha anlaşılır ve mekan çizimlerinin daha detaylı olduğunu açıkça görebiliyoruz.


*mangaka: Mangaka (漫画家) Japonca‘da çizgi roman sanatçıları için kullanılan bir kelimedir. Japonya dışında manga, genelde, Japon çizgi romanını belirtir ve mangaka da genelde manga sanatçısını anlatır.

**manga: Manga (漫画), Japonların çizgi roman için kullandıkları sözcük olup anime çizim sanatı ile çizilir.


Fullmetal Alchemist, hikaye olarak 1900’lü yılların ilk safhalarını anlatıyor. Hikayemize ev sahipliği yapan dünya bilim ve teknolojiden ziyade simyanın (alchemy) çok daha gelişmiş olduğu alternatif bir dünya olarak karşımıza çıkıyor. Ama şöyle bir nokta da var ki bu cümlemden teknolojinin gelişmemiş olduğunu çıkarmayın, sadece bizim dünyamız ile aynı eksende ilerlememiş bir teknoloji söz konusu.

Hikayemizin ana temelini oluşturan simya ve simyacılar hakkında da ana hatları çizmem gerekirse, şunları söyleyebilirim. Hikayemizde simya maddeleri dönüştürme sanatı/bilimi olarak karşımıza çıkıyor, bu dönüşümler için simyacılar dönüşüm çemberi adını verdikleri çemberleri çizmeden dönüşüm yapamıyorlar. Bir de simyanın bir yetenekten çok öğrenilen ve üzerinde çalışılan bir bilim dalı olduğu her fırsatta bize gösteriliyor. Simyanın belli kuralları ve yasakları da var tabii. Bu kuralların en meşhuru ve bir simyacının istese dahi ihlal edemeyeceği kural ise seride eşit takas prensibi diye geçen kural. Basitçe anlatmak gerekirse eşit takas prensibi şöyle çalışıyor, madde dönüşümlerini ele alırsak elinizde 13 kilogram demir varsa demiri kullanarak yaratacağınız hiçbir şey bu miktardan az veya fazla olamaz. Simyadaki yasaklara değinecek olursak belli etik yasaklar var tabii ama adı üzerinde bunlar etik yasaklar olduğu için ihlal eden simyacı sayısı çok fazla. Simyadaki temel yasak da seride tabu diye anılıyor ve bu tabuyu çiğneyenler diğer simyacılar tarafından da hor görülüyor ve hatta devlet tarafından cezalandırılmaları dahi söz konusu. Bu kadar tantanaya yol açabilecek tabu ise insan dönüşümü. Basitçe, ölmüş bir insanı geri getirmeye çalışmak. Neden bir tabu olarak geçtiğini anlamak çok da zor değil.

Serimiz iki kardeş olan Edward ve Alphonse Elric ekseninde çevrelerinde gelişen olayları anlatıyor. Elric kardeşler küçük bir kasaba olan Resembool’da büyüyen iki çocuktur. Babaları onlar küçükken evi terk etmiş bir simyacı olduğu için Elric kardeşler de küçüklüklerinden beri simyayla oldukça ilgilidirler, bu üç kişilik aile için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. İlerleyen hastalığının sonucunda anneleri ölen Elric kardeşler uzun süren sıkı çalışmalara girip kendilerini simya konusunda eğitecek bir hoca dahi bularak simyada iyi bir seviyeye gelmeye çalışırlar, ama onlar göründükleri gibi normal çocuklar değildir. Tüm bu çalışma annelerini geri getirebilmek içindir. Bir gece insan dönüşümü tabusunu yıkarlar ve bunun sonucunda Alphonse (küçük kardeş) tüm bedenini Edward (büyük kardeş) ise sol bacağını tabuyu yıkmanın bedeli olarak eşit takas prensibine feda ederler. Kardeşini geri getirmeye çalışan Edward, kardeşinin ruhunu boş bir zırha bağlamak için sağ kolunu da feda eder ve bugünden sonra serimizin ana amacı olarak gördüğümüz Elric kardeşlerin bedenlerini geri almak için verdikleri mücadeleler ve dahil oldukları maceralar başlar. Buraya kadar olan bölüm, seriyi tanıtmak amaçlıydı. Şimdi biraz da işin inceleme ve tahlil boyutlarına girmek istiyorum.

Yazının ilerleyen kısımları seyir zevkini yerle bir edecek derecede spoiler içerir.

Elric kardeşlerin bedenlerini kaybetmeleri olayının hemen ardından aile dostları Rockbell ailesi onlara sahip çıkar. Bu ailenin doktor olan iki ferdi birkaç yıl önce patlak veren Ishval iç savaşında hayatlarını kaybettikten sonra Rockbell ailesi de büyükanne Pinako Rockbell ve torunu -aynı zamanda Edward (Ed) ve Alphonse (Al)’un çocukluk arkadaşları olan- Winry Rockbell olmak üzere iki kişi kalmıştır. Burada hikayenin klişe sayılabilecek noktalarından biri gözümüze çarpıyor hemen. Genelde fantastik, bilim-kurgu, anime gibi türlerde var olan bir klişe realitesi mevcut o da ana karakterlere bir zeval geldiğinde yardım edebilecek kişilerin aile dostu, arkadaş, liseden eski manita olarak hikayeye önceden konumlandırılmış olmaları. Şimdi zaten bu kişiler bu durumlarda gidebileceğimiz kişiler değil mi denebilir ki pek tabi de bu haklılar ama bahsettiğimiz türlerde kimsenin başına normal bir iş gelmiyor ki yani bu “abi 200 liraya ihtiyacımız var kirayı denkleştiremedik” tarzı bir problem değil. Bu kısım bana göre hikayede kurgu eksikliğini sezdiren nadir parçalardan biriydi. Yani uzuv ve beden kaybı gibi çok ekstrem -bu alternatif dünya için bile, en azından bu durumdaki kişilerin çocuk olması çok ekstrem- bir olayda yardımcı olabilecek kişilerin hemen yan evde bulunuyor olmaları fikri bana absürt gelmişti. Neyse, derdimi anlatacağım diye konudan uzaklaşıyorum. Büyükanne Rockbell automail denilen mekanik uzuvlar sektöründe değerli bir teyzemiz. Serimizde sürekli karşımıza Elric kardeşlerin bir ailelerinin olmamasından ötürü oluşan şefkat boşluğunu dolduran -kendi yöntemleriyle- bir karakter olarak çıkıyor. Seriyi adım adım anlatmamak için bundan sonra hızlı ilerlemeyi planlıyorum.

Serimizde yer yer ana karakterlerden rol çalmayı başaran bir karakter var: Albay Roy Mustang. Albay Mustang, hırslı bir ordu mensubu olarak çıkıyor karşımıza, aynı zamanda bir Ulusal (Resmi) Simyacı/Devlet Simyacısı (eng. State Alchemist). Bu arada Resmi Simyacılardan bahsetmem gerekirse, bu kişiler ordu için çalışan simyacılar ve her ne kadar görev sözleşmelerinde yazmasa da birer asker sayıldıkları için (hatta her Resmi Simyacı rütbe olarak binbaşıya denktir ve ordu içinde saygın bir konumdadırlar.) gereken durumlarda savaşlara dahil olmaları bekleniyor. Başka bir deyişle Resmi Simyacılar, Amestris ordusunun insan silahları. Bu sebeple Resmi Simyacılar diğer simyacılar ve halkın bir kısmı tarafından “ordunun köpekleri” olarak aşağılanıyorlar.

Albay Mustang, Edward Elric’i bir Devlet Simyacısı olması yönünde teşvik eder çünkü ordunun, kardeşlerin bedenlerini geri alabilmesi için gerekli bilimsel kaynak ve ödeneği bu yolla elde edebileceklerini düşünmektedir. Gerçekten de Amestris ordusu, ülkedeki neredeyse tüm simya kaynağına sahiptir ve Resmi Simyacıların daha verimli çalışabilmeleri için onlara hayli yüklü miktarda araştırma ödenekleri açmaktadır. Tek sorun Edward’ın mekanik kol ve bacağı için bir bahane bulması ve insan dönüşümü olayını saklaması gerekmektedir çünkü yazının başında da bahsettiğim gibi devlet dahi bu tabuya karşı kayıtsız kalmıyor ve bunu suç gördüğünden ağır cezalar biçiyorlar.

Bu arada bahsetmem gereken bir şey var ki nedenine daha sonra değinmeyi düşünüyorum, yazıda simya için en elzem şeyin dönüşüm çemberi olduğunu belirtmiştim. Edward da dahil seride 4 kişi dönüşüm çemberi kullanmadan simya yapabiliyorlar fakat Alphonse Elric bu dörtlüden biri değil. Diğer simyacılar ise dönüşüm işleminde zaman kaybetmemek için uzman oldukları dönüşümlere ait çemberleri ellerine, eldivenlerine yada kollarına çiziyorlar tabi bu çok kısıtlayıcı bir durum. Bu 4 kişinin ayrıcalığı ise tabuyu yıkmış olmaları yani insan dönüşümü yapmaları.

Hikayeyi satır satır anlatmak gibi bir niyetim yok, bu yüzden şu andan itibaren önemli gördüğüm imgelemler ve alt metinler üzerine yoğunlaşacağım. Seri her ne kadar alternatif bir dünyada geçiyor olsa da bölgelerin ve karakterlerin isimleri, karakterlerin ve ülke nüfusunun genel fiziksel özelliklerine baktığımızda bir Alman havasının olduğu yadsınamaz. Bu tezi destekleyen şeylerin başında ordunun yapısı, üniformaları hatta ordunun başındaki kişinin unvanının “Führer” olması sayılabilir.

Serinin ilk birkaç bölümünden sonra (bir girizgah yapılıp altyapı hazırlandıktan sonra yani) homunculus*** adı verilen yaratıkların varlığından haberdar oluyoruz. Bize verilen bilgilere göre bu yaratıklar belli bir amaca hizmet ediyorlar ve bu gerçekten büyük bir planı kapsıyor. Ve bu plan doğrultusunda çoğu zaman ana karakterlerimiz Elric kardeşler ile yolları kesişiyor. Tabii bu planlardan bahsetmişken seride ara sıra kulağımıza çalınan bir isim var: Scar (tr. yara, yara izi). Scar yukarıda değindiğim Ishval iç savaşından sonra Amestris ülkesinin ordusuna ve orduya bağlı Resmi Simyacılara karşı nefret besleyen bir Ishvalli. Tabii seri boyunca Scar’ın yaşamından kesitler hatta iç dünyası ve psikolojik etmenleri de biz seyircilere sunuluyor. Alışılmışın dışında bu seride çoğu kez adalet kantarı karakterlerin yanında seyircinin de huzuruna bırakılıyor. Şahsen bu durumların birkaçında acaba ben olsam ne yapardım diye düşünmedim desem yalan olur. Homunculuslara geri dönecek olursam serinin bu kısmında bayağı sevdiğim bir nokta var. Bu homunculuslarımızın isimleri “Yedi Ölümcül Günah” olarak bilinen listenin İngilizce versiyonları.

Homunculi.full.578103


***homunculus (kelime anlamı): (1) İnsan bedenindeki uzuvlar duyarlılık oranlarına göre beynin his mekanizmasını kontrol eden kısımdaki büyüklükleri değişkendir ve bu değişkenliklere göre çizilen insan figürüne homunculus denir. (2) Nörolojik bir terim olan homunculus “küçük insan” demektir, beynin içinde bedenin haritasını çıkarmak için kullanılır. (3) Bunlara ek olarak ekşi sözlük’te şöyle güzel bir tanım gelmiş homunculus için: https://eksisozluk.com/entry/36619116

Serimizdeki homunculusların isim listesi:

  • Lust (Şehvet)
  • Gluttony (Oburluk)
  • Envy (Kıskançlık)
  • Greed (Açgözlülük)
  • Wrath (Öfke, Hırs)
  • Sloth (Tembellik)
  • Pride (Kibir)

Şimdi biraz irdelemek istiyorum burayı, ama belirtmek isterim ki bu tamamen benim şahsi görüşüm. Neden bu isimler, neden yedi ölümcül günah? Hristiyanlığa göre bu yedi ölümcül günahın her biri bir şeytana atfedilmiştir ve bu günahlardan birini işlerseniz işlediğiniz günahın şeytanı tarafından ele geçirilirsiniz. Bu bilgiden yola çıkarak  var olan dünya düzenine veya sisteme dahil olmanızı, hükmedilen, yönlendirilen olmanızı sağlayan duygular nedir? Var olan birçok endüstriyel ekonomi devini ayakta tutan ve her gün daha fazla satmalarını sağlayan duygular nelerdir?

Zaten serimizin çeşitli yerlerinde din, politika, medya, ordu gibi unsurların nasıl algı yönetiminde birer araç olduğunu alt metinsiz bir şekilde görebiliyoruz.

Göndermemizi yapıp serinin incelemesine geri dönüyoruz. Seri içinde simyacılar arasındaki en büyük mit “felsefe taşı” olarak lanse ediliyor, çoğu simyacı var olması ihtimaline dahi inanmıyorlar. Elric kardeşler ise bedenlerini geri almak için felsefe taşını tek çare olarak görüyorlar. Bilmeyenler için de felsefe taşını şöyle açıklayalım. Normal simya için ölümsüzlük ve değersiz madenleri altına çevirmeye yarayan efsanevi bir taş lakin bizim serimizde daha önceden bahsettiğimiz eşit takas prensibini yok saymaya yarıyor. Hoş ikisi de az çok aynı kapıya çıkıyorlar.

fullmetal alchemist edward elric 1280x960 wallpaper_www.wallpaperhi.com_64

Seri boyunca hiç beklemediğimiz noktalardan hiç beklemediğimiz hikayeler karşılıyor bizi ve bana göre bunlar bu seriye derinlik katan ve bu seriyi efsaneleştiren detaylar.

Normalde bu yazıyı daha uzun ve daha detaylı tutmayı planlıyordum ama neresini anlatırsam anlatayım çok fazla detaya girmem gerekeceğinden ve açıkçası vermek zorunda kalacağım spoilerlarla serinin içine edeceğimden çekindiğim için kısa kesmek istiyorum.

Ben seriyi 3 defa izlememe rağmen bir kere dahi sıkıldığımı hatırlamıyorum. Çok sürükleyici bir işleyişi var ve kendinizi hikayenin içinde bulmanız işten bile değil. Bazı bölümlerde sizi ahlaki ikilemler arasında dahi bırakabiliyor. Bir de özellikle hoşuma giden tamamlayıcı unsurlardan biri seri boyunca kullanılan müzikler.

Eğer doğa-üstü güç, bilim-kurgu tarzı yapımlara veya animasyon yahut anime türlerine ilginiz varsa kaçırmayın derim. Bir solukta izlenebilecek, yarattığı gizemleri çözmeye sevk edecek ve her seferinde ayrı bir tat verecek bu türün efsaneleşmiş örneklerinden biri “Fullmetal Alchemist: Brotherhood”.

Sizi serinin en sevdiğim giriş müziği, hoş bir repliği ve fragmanı ile baş başa bırakıyorum. İyi seyirler.


“Like I always say, if you can’t find a door… make your own!”


 

Fullmetal Alchemist: Brotherhood (2009–2010)
Fullmetal Alchemist: Brotherhood poster Rating: 9.1/10 (52,760 votes)
Director: N/A
Writer: N/A
Stars: Kent Williams, Iemasa Kayumi, Vic Mignogna, Romi Pak
Runtime: 24 min
Rated: TV-14
Genre: Animation, Action, Adventure
Released: 09 Apr 2009
Plot: Two brothers search for a Philosopher's Stone after an attempt to revive their deceased mother goes awry and leaves them in damaged physical forms.