Bazı insanlar kan görmeye dayanamazlar ya, ben de onlardan birisiyim. Çok şükür küt diye bayılıp düşmüyorum ama beni ciddi anlamda rahatsız ettiğini söylemeliyim. Haliyle bu durum film izlerken beni oldukça geren bir şey. Bilgisayar ya da TV başında film izlerken sıkıntı olmuyor da sinemada işler değişiyor. Bu durumun tek istisnası da Tarantino filmleri. Sıkıntılarıma rağmen mümkün mertebe kan sevdalısı bu adamın filmlerini kaçırmaya içim el vermiyor.

Bu konuda da yediğim son darbe geçen sene (2015) vizyona giren The Hateful Eight’ten geldi. Her ne kadar filmin kayda değer bir bölümünde kafamı öne eğip gözlerimi kapatsam da filmle ilgili ciddi bir şey kaybettiğimi zannetmiyorum. Kalan kısım da size filmden söz etmek için yeterli olacaktır umarım. 🙂

Yazdığı senaryoları havaya fırlatıp bölümleri topladığı sıralamayla film çeken ünlü yönetmen Quentin Tarantino, olmazsa olmaz oyuncularından olan Samuel L. Jackson ile 6. defa bu film için buluşmuş oldu. Filmin, adına atfen tüm dünyada 8 Ocak’ta gösterime girdiğini de notlarıma eklemek isterim.

The Hateful Eight Bob ve Binbaşı Warren

The Hateful Eight (Bob ve Binbaşı Warren)

Bir yol hikayesi ve tek mekan çekimlerini birleştiren filmimiz, Amerikan İç Savaşı’ndan (ya da diğer adıyla Eyaletler Arası Savaş)  yaklaşık 6 ya da 12 sene sonrasını seyirciye aktarıyor. Bu ayrıntı oldukça önemli çünkü iç savaş sonrası asker psikozu, filmdeki karakterlerin birçoğunun birbirine karşı anlamsız nefret ya da sempatisini bize oldukça iyi anlatıyor. Yani başka bir deyişle, filmimiz, salt, vurdulu kırdılı, ortalığı kan revan götüren yavan bir suç hikayesi değil.

Amerikan İç Savaşı’ından, sebep ve sonuçlarından  söz edersem, filmi sürükleyen rollerin keskin kurallarının daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum. 1861 ve 1865 yılları arasında yaklaşık 4 yıl süren savaş, kaba tabiriyle Amerika’nın kuzey ve güney eyaletleri arasında oldukça kanlı bir şekilde sonuçlanan savaşın sonunda 600 bin ölü ve yüz binlerce kayıp vardı. Savaşın sebepleri ise gerçekten yürek dağlayan türden maalesef.

Savaş döneminde ülkenin kuzeyindeki eyaletler (Birleşik Devletler), sanayileşmeyi hakkını vererek gerçekleştirmiştir. Haksız rekabetin yaşanmaması için de bu eyaletlerde kölelik ile ilgili önlemlerin alındığı kanunlar yürürlüktedir ama ülkenin güneyine denk gelen Konfederasyon ülkelerinde kölelik oldukça yaygındır. Bu kölelerin de siyahi olduklarını söylememe gerek yok sanırım. Konfederasyon ülkeleri bu sistemle pamuk, tütün ve şeker pancarı gibi ürünlerin üretiminde inanılmaz gelirler elde ederler. Hatta haddim olmayarak doğruluğunu teyit edemediğim bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Yanlış hatırlamıyorsam Çukurova bölgesinde pamuk yetiştirme kültürü, bize Amerikanın iç savaşından kalan bir mirastır. Üretimde aksamalar yaşanmasın diye o dönem Çukurova bölgesi pamuk yetiştirmek için seçilir (Yanlış hatırlıyorsam ya da karıştırıyorsam lütfen düzeltin). Ortadaki bu gelir adaletsizliğini ortadan kaldırmak için de başkanlık görevine gelecek olan Abraham Lincoln, konfederasyon ülkeleri için ciddi bir tehdittir. Dikkat ederseniz ortadan kaldırılmak istenen şey, ortadaki ekonomik sıkıntılar. Tabii bunun için kölelik sistemini bahane etmek, kimsenin reddedemeyeği bir sebep olur. Ha, iyi de olur tabii ama bu durum inanılmaz bir ırkçılığa sebep oluverir ki filmde anlatılanlardan olayların birçoğu da böyle bir ırkçılığın hem sebep hem de sonucu olarak karşımıza çıkıverir. Hatta KKK olarak bilinen Ku Klux Klan gibi siyahi karşıtı faşist, gizli örgütlerin doğmasına sebep olur.

The Hateful Eight (Binbaşı Marquis Warren)

The Hateful Eight (Binbaşı Marquis Warren)

Sanırım bunca ön bilgiden sonra filmde -bir nefret söylemi olan- zenci (nigger) zamirinin kullanıldığını daha net göreceksiniz. Örneğin Binbaşı Marquis Warren’ın (Samuel L. Jackson) sırf beyazları öldürmek için olağan gücüyle çabalayıp, bir siyahi olmasına rağmen binbaşı olması oldukça garip karşılanır. Zaten dikkat ederseniz Red Rock kasabasına yeni atanmış olan Şerif Mannix (Walton Goggins), Binbaşının şöhretini oldukça ayrıntılı bir nefretle kelle avcısı John Ruth’a (Kurt Russell) anlatacak kadar duruma hakimdir. Savaşın büyüklüğü dolayısıyla neredeyse dönem kuşaklarının hepsi bir şekilde savaşın acı yüzüyle tanışmıştır çünkü. Haliyle ortalığı kasıp kavuran çeteler de halka kan kusturup her geçen gün palazlanırlar. Öyle ki, Dolar’ın, ABD hazinesinde altın karşılığının olduğu günlerde John Ruth’un üyelerinden birini asmaya götürdüğü çete elemanının değeri $10.000 iken çete liderine biçilen ödül $50.000’dır.

Asılmaya gidecek olan çete liderinin kardeşi Daisy Domergue’yu kurtarmak için fırtınaya tutulan kelle avcıları, yeni atanmış şerif birden bire kendilerini öncesinde yaşanan katliam ve sonrasında kahvelere katılan zehirlerin fır döndüğü bir ölüm kalım mücadelesinin içinde bulurlar. Zaten diyaloglarının sürükleyiciliğiyle ünlü yazar/yönetmen Tarantino filmin patronu olunca, ortaya harika -esasında 2 bölümden oluşan- bir tek mekan filmi çıkmakta.

Film bir şekilde gözünüzden kaçmışsa ya da henüz izleyememişseniz mutlaka filmi izleyin, izletin derim. Yazımı bitirmeden önce tekrar şiddet sahneleri dolayısıyla bu konuda hassas olanlar ya da 18 yaşından küçüklerin filmi izlememelerini önererek, bir sonraki filmde görüşmek üzere diyorum.

The Hateful Eight (2015)
The Hateful Eight poster Rating: 7.9/10 (296,826 votes)
Director: Quentin Tarantino
Writer: Quentin Tarantino
Stars: Samuel L. Jackson, Kurt Russell, Jennifer Jason Leigh, Walton Goggins
Runtime: 187 min
Rated: R
Genre: Crime, Drama, Mystery
Released: 30 Dec 2015
Plot: In the dead of a Wyoming winter, a bounty hunter and his prisoner find shelter in a cabin currently inhabited by a collection of nefarious characters.