Çok fazla TV izleyen birisi değilim. ADSL’in yaygınlaşmasında beri, yani yaklaşık olarak 6-7 yıldır izlemek istediklerimi internetten takip etmeye çalışıyorum. TV’de de arada bir zaping yaptığımda da karşılaştığım durum gerçekten içler acısı.  1 saatin üzerinde bir uzunlukla yayınlanan onlarca dizi, neredeyse bütün “büyük” TV kanallarına dağılmış ve izleyicinin bilinciyle  ilişkiye girmiş durumda. Hal böyle olunca, talepte de sorun yaşamayan yayıncı kuruluşlar neredeyse yeni film yayınlamaz oldular. En azından 90’lardaki vizyon standardından eser göremiyorum şahsen. Müthiş bir gerileme söz konusu. Bu akımın dışında kalan Kanaltürk, tv8 gibi birkaç kanal (2015 güncellemesi: ne yazık ki bu durum da değişti) var. Her gece 1-2 film yayınlıyorlar. Geçenlerde adını görünce hakkında yazmak istediğim bir film olan Ronin vesilesiyle böyle bir giriş yapmayı uygun gördüm (değişen vizyon standartlarına da ayrıca bir yazıda uzun uzun değinmek lazım aslında).

Ronin de bu kanallarda yayınlanan filmler gibi gözden kaçan bir film. Oysa filmin oldukça iyi bir kadrosu var. Robert De Niro, Jean Reno, Sean Bean, Stellan Skarsgård ve Natascha Mcelhone (ki kendisi 1998 yılında vizyona giren Truman Show filminde de rol almıştı. Truman’ın dergi kapaklarından resmini yapmaya çalıştığı aşkıydı. Belki hatırlamanıza yardımcı olur diye yazayım istedim.) gibi sağlam bir karoya sahip film.

Bundan yıllar önce filmi ilk izlediğimde, filmin adının neye atfen Ronin olduğunu anlamaya çalışırken sadece filmdeki bir sahne sonrasında böylesi bir ismin, sadece faklı olması sebebiyle filme verildiğini çok rahat bir şekilde söyleyebilirim. Zira filmde de anlatıldığı üzere Ronin, Japonca bir kelime ve aynen şu şekilde anlatılmakta:

Feodal Japonya’da, savaşçı sınıfı Samuraylar, efendilerini hayatları pahasına korumaya yemin ettiler. Efendisi öldürülen Samuraylar utanç içinde kaldılar, paralı askerlik ve haydutluk gibi işler arayarak ülkeyi dolaşmak zorunda kaldılar. Efendisiz Samuraylar artık Samuray sayılmıyorlardı, bu adamlara başka birisim verildi: Ronin!

Şimdi filmin girişinde bunu ilk okuduğumuzda “aa ne kadar iyi bir ayrıntı yakalanmış, yeni bir şey daha öğrendik” duyguları eşliğinde diğer sahneyi seyre dalıyoruz ama bu durumun film ile zerre ilgisi yok. Zira Samuray ve efendilik ilişkisi gerçekten çok derin temellere bağlanmış, Japonya’nın sosyal yaşamını derinden etkileyen yaptırım hakkına sahip bir statüydü. Hatta samurayların geleneksel silahı olan katanaları Japonya’da tıpkı bir kalaşnikof gibi ruhsatla satılır. Bir kılıcın da katana sayılması içinse üst üste konmuş 3 kadavradan en az iki buçuğunu kesebiliyorsa bir katana olduğunu söylersem, samurayların ne kadar ciddiye alındığını daha iyi anlatmış olurum sanırım. Bu konu ilginizi çekiyorsa Seven Samurai ve The Last Samurai filmlerini mutlaka izlemenizi öneririm.

Yazının devamı filmi izlememiş olanlar için spoiler içerebilir.

Bu kadar alt bilgiden sonra filmin konusuna döneyim. Deirdre (Natascha Mcelhone) tarafından organize edilen profesyonel bir grup içinde ne olduğu bilinmeyen bir çantayı ele geçirmek istemektedir. Amerikadan gruba katılan Sam (Robert De Niro), kendi deyimiyle çok fazla hareket edemeyen birisi için gruba katılır. Yalnız gerçek anlamda bir profesyonel olan Sam, bilinmesi gerekenleri sorunca, iş deneyimleri konusunda yeterince iyi olmayanların dikkatini çeker ve birden bire istenmeyen kişi olur. Özellikle kızdırılmaya çalışılan Sam’e “Daha önce hiç birisini öldürdün mü?” diye sorulduğunda Robert De Niro’nun “Daha önce duygularını incittiğim birkaç kişi olmuştu” cevabını söylerken ki soğuk kanlılığına hasta olmamak elde değildir. Rolünün hakkını veren De Niro, filmin yönetmeni John Frankenheimer‘ın da harika bir iş çıkarmasıyla tadına doyulmaz bir performans sergiler. Sırf bu yüzden bile Ronin’i defalarca izlemişimdir.

Çantanın içinde ne olduğu konusunda bir fikre sahip olmayan grup, ihtiyacı olan silahları almaya başladığı andan itibaren çantanın peşindeki rakipleri tarafından alt edilmek istenir. Güvenilir bir grupla çalışmak isteyen doğal lider olan Sam’in talimatları doğrultusunda zayıf halka Spence (Sean Bean) gruptan atılır. Sean Bean’ın rolü oldukça kısadır ama heyecanlandığı ve kustuğu sahnelerde o kadar doğal bir performans sergiliyor ki, kendinizi grubun organizatörü olarak düşündüğünüz ilk anda “bu adamın kıçına tekmenin atılması lazım” hissiyatını sizde çok iyi uyandırmayı başarıyor. Bu da, aslında rolünü ne kadar iyi yaptığının bir göstergesi olarak yönetmenin bu kadroyu ne kadar iyi kullanabildiğini bize çok iyi anlatıyor.

Planlar, ikili zeka oyunları ve güvensizlik atmosferinde görevini tam takır yapmak isteyen, filmin ilerleyen dakikalarında bir CIA ajanı olduğunu öğrendiğimiz Sam’in aslında para için değil muhtemelen içeriğini bildiği çantayı bir görev icabı ele geçirmek olduğunu öğreniriz. Bu aksiyon dahilinde araba takipleri de kaçınılmaz olur. Film bu konuda Avrupa arabalarının hayranları için salya silmeye sebebiyet veren takip sahneleriyle bezeli. Hatta bir çok otoriteye göre filmdeki bu kovalamaca sahneleri sinema tahindeki en iyi kovalamaca sahneleridir. Zira bu kovalamalar sayesinde en az yukarıda sözünü ettiğim oyuncular kadar BMW, AUDI, Mercedes ve Peugeot’nun da rollerince filme dahil olduğunu söylemeliyim. Zira sağlam ve hızlı bir arabaya ihtiyacı olan grubumuzun şoförü Larry, bir AUDI S8‘e ihtiyacı olduğunu söyler. Meraklıları iyi bilir, böylesi bir arabayı da onun performansında takip etmek her markanın-modelin harcı değildir. Böyle sahneleri çekme de 80 arabanın parçalanmasıyla sonuçlanır.

Grup içindeki ihanetler ve bir can pazarına dönen bu çanta kovalamacası, sürekli aldatmalar serüvenine dönse de aktif bir ajan olan Sam’in aslında direk olarak Amerika’nın çıkarları doğrultusunda ele geçirilmesi istenen evrakların olduğu konusunda seyirciyi ikilemde bırakır. Film boyunca bu çantada ne olduğu hiç anlatılmaz ve öğrenilmez. Sadece filmin sonunda İrlanda ve Fransa’yı etkileyecek olan bir bir eylemin başarıyla durdurulduğu ile çantanın önemine gönderme yapılır. Söz konusu eylemi yapacak olan İrlandalı grup adına yapılan haberde IRA (Irish Republican Army, İrlanda Cumhuriyet Ordusu) da bir taraf olarak aktarılır. İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun da, Amerika’nın ve dolayısıyla CIA’in müttefiki olan Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’nca yasadışı terörist örgütü olarak kabul edildiğini de filmin meraklılarına aktarmış olayım. Bu bilgiden sonra da çantada ne olduğu konusunda varın siz tahminlerinizi yürütün.

Ronin (1998)
Ronin poster Rating: 7.3/10 (146,806 votes)
Director: John Frankenheimer
Writer: J.D. Zeik (story), J.D. Zeik (screenplay), David Mamet (screenplay)
Stars: Robert De Niro, Jean Reno, Natascha McElhone, Stellan Skarsgård
Runtime: 122 min
Rated: R
Genre: Action, Adventure, Crime
Released: 25 Sep 1998
Plot: A freelancing former U.S. intelligence agent tries to track down a mysterious package that is wanted by both the Irish and the Russians.

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=JmwrxQG4n-U[/youtube]