Son birkaç yıldır artık herkesin bildiği üzere sinema dünyasında -özellikle bu dünyanın ağır topu Hollywood içerisinde- çizgi roman rüzgarlarının estiği daha doğrusu çizgi roman fırtınalarının koptuğu bir dönemdeyiz. Riskli adımlar atıp sonrasında istediği başarının açıkçası yakınından bile geçemeyen Marvel‘ın azmedip sinema sektörünün çizgi roman hikayelerine yönelmesini sağlaması sadece ezeli rakibi DC‘yi de sinema filmi alanında boy göstermeye itmekle kalmadı, bu iki devin yanında nispeten ufak kalan bağımsız çizgi roman hikayelerini de beyaz perdede görmemizi sağladı. Bu konuda söylemek istediğim birkaç şey var. Marvel‘ın bu azmi takdir edilesi çünkü sinema dünyası da en nihayetinde şirketler elinde şekillendiği için para getirecek işlere şans verilmesi gayet olağan bir durum. Burada şunu da gözardı etmemek gerek, bu filmler düşük bütçeli tek mekanda çekilen filmler değil. Her biri milyonlarca dolar bütçeye ihtiyaç duyan, devasa çalışma kadroları gerektiren yapımlar. Mesela 2008’de çekilen ilk Iron Man filminin (ki görsel efekt açısından çok ortalama bir çizgi roman uyarlaması) bütçesi 140 milyon dolar, karşılaştırmak gerekirse yakın zamanda büyük başarı yakalayan şahsen benim de çok beğendiğim ve emsalleri arasında çok büyük bir bütçeye sahip olduğu söylenen Interstellar filminin (şuraya tıklayarak Murat’ın Interstellar hakkında yazdığı lezzetli yazıya ulaşabilirsiniz.) bütçesi ise 165 milyon dolar.

Hal böyle olunca yapımcı şirketler böyle riskli toplara girmeye çekindiler açıkçası. Çizgi roman içeriğinin spesifik bir kitleye hitap ettiğini ve bunun tabiri caiz ise demokratikleştirilemeyeceğini düşündüler, eh pek de haksız sayılmazlardı bu endişelerinde en azından bu işin sıfır noktasında. Bu arada demokratikleştirmekten kastım da şu, bir içeriği -bu durumda bir külliyatı- tüketecek kitlenin sadece bu içeriği tüketerek tatmin olabilmesini sağlayabilmek. Yani Marvel‘ın çıkardığı ilk film için 300 sayı çizgi roman okumanızın gerekmemesi. Karşınızda gördüğünüz karakterlerin hikayelerini, motivasyonlarını yada yaşantılarını bilmek için ihtiyacınız olan tek materyalin filmin içine iliştirilmiş 15 dakikalık bir temellendirme olması. Pek tabii filmlerin içinde ‘fan service’ olan unsurlar da oluyor, karakterin çizgi romanlarını okuyanların gördüklerinde tebessüm edecekleri detaylar. Ama Marvel bu zamana kadar bu demokratikleştirme konusunda oldukça iyi gidiyor ki bence gişedeki inanılmaz başarılarının sırrı da bu noktada yatıyor. Başarılı olduklarını nereden çıkarıyorsun derseniz eğer, yukarıda da bahsettiğim Marvel Cinematic Universe‘ün ilk filmi olan 2008 yapımı Iron Man filminin gişe hasılatı 585 milyon doların üzerinde.

411246_10150834626845039_11937280038_11441801_350518093_o

Bir şeyi de açıklamam lazım ama, fanboy/fangirl öfkesinin hedefi olmak istemem. Çizgi roman uyarlamaları 2000’li yılların getirdiği bir şey değil. Marvel ve DC‘nin köklü karakterlerinin hikayeleri 1930’lara kadar uzanıyor. Bugün herkesin bildiği Batman karakteri 1939’da yaratılmış bir karakter mesela. Böyle köklü bir kalemin var olup hiçbir yapımcının aklına bunun filmini çekmenin gelmemesi tahmin edersiniz ki imkansız bir şey. Birbirinden bağımsız onlarca Batman filmi yapıldı, ki içinde oldukça ünlü oyuncular ve yönetmenlerin de imzasının bulunduğu yapımlar var. 1966’da gelen ilk Batman filminden sonra 1989 ve 1992 Tim Burton‘ın çektiği Batman filmlerinde Michael Keaton, Jack Nicholson, Danny DeVito gibi yıldızlar var. Hatta 1997’de vizyona giren Batman ve Robin filminde Arnold Schwarzenegger, George Clooney ve Uma Thurman dahi var. Velhasıl Batman her zaman için başarılı bir franchise diyebiliriz. Ama burada olay bağımsız ve bir heveslik işlerden ziyade çizgi romanlarına bağlı ve süreklilik içerisinde olan işler yapabilmekti çizgi roman firmaları ve kitlesi açısından, bunun yolu da kendi sinematik evrenlerini oluşturmaktan geçiyordu. Nitekim son birkaç senedir Marvel ve DC‘nin tüm hamleleri bu yönde görünüyor ki 2008’den beri Marvel‘ın bu alanda bir dikiş tutturduğu söylenebilir.

ab007be8eeec42508fd90378cfca6e13_600x400

1966’dan 2012’ye sinemada Batman

Nolan‘ın Batman üçlemesi üzerine konuşmadan önce bu kadar şey anlatıp ahkam kesmemin sebebi tam olarak şu: Bu üçleme en başta bahsettiğim spesifik olanın demokratikleştirilmesi hususunda çizgi roman hikayeleri içerisinde en başarılı yapım olmasına rağmen sinematik evrenin de tamamen dışında bir yapım. Yani bu üçleme tıpkı Tim Burton‘ın yada Joel Schumacher‘in Batman filmleri gibi kendi içerisinde bağlantılı ve istedikleri noktada çizgi romanları ile alakasız hikayeler ama kuşkusuz kendinden öncekilere nazaran bambaşka bir kulvarda.

9myrrcegwggp24mpvfkd4zhufhi

Yazı seyir zevkini kaçırmamak ve aynı zamanda söz konusu filmleri izlememiş okurları filmi izlemeye teşvik etmek amacıyla hiçbir spoiler içermemektedir, dolayısıyla hikayenin teferruatıyla ilgili herhangi bir yorum da mevcut değil.

2005 yapımı Batman Begins ile başlayan hikayemiz The Dark Knight (2008) ile devam ediyor ve The Dark Knight Rises (2012) ile son buluyor. Üçlemenin yönetmeni sinemaseverlerin yakından tanıdığı Christopher Nolan. Buraya bir paraf açmak lazım. Nolan halihazırda ilgi çekici ve aykırı hikayeleri kendi ilginç ve aykırı üslubu ile aktaran ve bunu da oldukça başarılı bir şekilde yapabilen bir yönetmen. Kendisinin Memento (Akıl Defteri, 2000), Prestige (Prestij, 2006), Inception (Başlangıç, 2010), Interstellar (Yıldızlararası, 2014) gibi oldukça ses getiren filmleri var. Filmlerinin senaryolarının bir kısmını kardeşi Jonathan Nolan ile birlikte, kalanını da kendisinin yazdığını da eklemek lazım. Yani kendisi yazıp yönetengillerden. Şu filmleri bir gözden geçirince bile işlediği konuların oldukça farklı olduğu aşikar. Peki böylesine ‘yeni tatların adamı’ birinin Batman gibi uluslararası bilinirliği zirvede olan, defalarca yazılıp çizilmiş ve görece büyük bir kitle arasında bir nevi kült haline gelmiş bir karaktere el atmasının sonucunda biz izleyicileri ne bekliyordu? Çünkü dediğim gibi Batman çizgi roman çevreleri nezdinde çok değerli, çok kıymetli. Yeri geldiğinde ‘asıl kaynak’ olan çizgi romanın yazarına-çizerine dahi lafını esirgemeyen bu kitlenin beğenisi ve dolayısıyla tepkisi oldukça önemli bir nokta. Düşününce öncelikli hedef kitle de bu kişiler zira. İlk filmin öncesi için konuşuyorum; eğer 66 yıllık bir efsaneyi, bir külliyatı bu alanda her türlü bilgiye sahip hayran kitlesine sunmak yeterince zor bir durumken bir de 66 yılda neredeyse sınırları belli diyebileceğimiz atmosferin dışına çıkmanız büyük tepki çekecektir. Demem o ki tek bir hatanız olduğunda karşınızda “Kutsalımıza tükürdü!!” diyen bir topluluk bulmak işten bile değil.

oorkqdz4pvc4iu09zowqqvmar09

Tam da bu noktada Nolan yine kendisi gibi oldu ve bence çok da iyi oldu. Öncelikle ilk film daha çekim aşamasındayken bir açıklama yaptı, bu hikaye bir çizgi roman uyarlaması değil çizgi roman esinlenmesi olacak dedi. Bu da hikayenin büyük ölçüde çizgi romanlar ile ipleri attığı ve dizginlerin DC‘nin değil daha çok Nolan‘ın elinde olması demekti. Nolan bize bu güne kadar yazılmış-çizilmiş ve hatta sinemada gösterilmiş tüm Batman hikayelerinden farklı bir hikaye ve farklı bir Batman dünyası sunmaya hazırlanıyordu. Mesela Batman hikayeleri içerisinde mutantlar, doğaüstü güçleri olan insanlar ve hatta yaratıklar bir sürpriz değil. Ama biz bu üçleme içerisinde böyle bir şey görmediğimiz gibi bu metafizik ögelerin varlığına dair hiçbir izlenim de elde etmedik. Yani Nolan‘ın Batman dünyasında her şey bizim dünyamız kadar normal, bizim dünyamız kadar fizik kuralları dahilinde. Nolan bize olağan dünyada olağanüstü insanlar gösterdi, fakat bu olağanüstülük bitkilere hükmetmek yada ölümsüz olmaktan ziyade azim, irade ve akıl oyunları üzerine kurgulanmıştı.

ykafmzauheb5bnk0ftlmupbiojd

Aslında hikaye her Batman hikayesindeki gibi başlıyor. Milyarder ailenin tek çocuğu Bruce Wayne, ailesinin sokak ortasındaki cinayetine şahit olduktan sonra suçun ve suçlunun karşısında durmak istiyor. Polis teşkilatı ve şehri yönetenlerin battığı yolsuzluk batağında, suçlularla neredeyse ortak olduklarını fark ettikten sonra bu mücadeleyi kendi tarzıyla yürütmeye karar veriyor. Yıllar süren zorlu eğitimlerden sonra korumak ve temizlemek istediği şehrine yani Gotham‘a döndüğünde, bir yandan milyarder playboy Bruce Wayne olup dikkatleri üzerine çekip şüpheyi uzaklaştırırken bir yandan da suçluların kabusu ve gecelerin (hatta gölgelerin) hakimi Batman olarak suçla savaşıyor.

Nolan‘ın yarattığı Batman dünyasında gördüğümüz bir değişiklik de ilk defa doğru düzgün dayak yiyen bir Batman görüyoruz. İlk defa Batman yerlerde sürünüyor, günü kurtaramıyor ve hatta bazı ‘dövüşleri’ kaybediyor gerek fiziksel gerek zihinsel. Bu neden bu kadar önemli? Çizgi roman çevrelerinde sıkça dile getirilen bir geyik vardır: “No matter who is fighting who, Batman always wins.” Tercümesi şu şekilde: Kimin kimle dövüştüğü önemli değil, Batman daima kazanır. Gerçekten de DC evreninde hazırlanmak için yeterli vakti varsa Batman‘in alt edemeyeceği hiçbir karakter yada oluşum yok ister hero olsun ister villain. Adam galaksiler arasında düşman pataklarken bu üçlemede sıkça düşmanları karşısında kaybeden konuma düşmesi, hele ki bunun Gotham‘da yani yarasanın yuvasında olması ister istemez sevenlerine bir soğuk duş etkisi yaşatıyor. Tabii ki hikaye içerisine bu durum öylesine güzel yedirilmiş ki ‘bu’ dahi kabullenilebilir bir hal alıyor.

qpplas84bgwof88gbfaihx5wk5p

Farklılıkları ile güzelleşen bu Batman destanının diğerlerinden farkları elbetteki saymakla tüketilebilecek cinsten değil ama ben de yazıyı “Abi şurası da farklı, aha burası da farklı” diye devam ettirmekten ziyade şu noktadan itibaren filmleri konuşurken yeri geldikçe değinmek üzere el altında tutmak istiyorum. Geçtiğimiz mart ayında vizyona giren (ve fakat pek de beğenilmeyen) Batman v Superman: Dawn of Justice (Batman v Superman: Adaletin Şafağı, 2016) ve akabinde çekimleri devam eden solo Batman ile Justice League filmleri büyük heyecan uyandırmışken dönüp bir arkamıza bakmakta fayda var. Bu arada hatırlatmak lazım, BvS ve ilerisi daha çok DC kontrolünde ilerleyen seriler olacağından çok daha çizgi roman odaklı ve esinlenme değil çizgi roman uyarlamaları olacak.

xfjrenbhhao2xeyarhl0ky2jqxy

Eh mevzubahis Batman ise kimin Batman‘i canlandırdığı da son derece önemli. Çünkü bu tip roller, oyunculara yepyeni kapılar açabilecekleri gibi onların lanetleri de olabiliyorlar. Hem de böyle ikon bir karakteri canlandırmanın lanetine maruz kalmak şüphesiz daha kolay. Nolan‘ın Batman üçlemesini çok çok seven biri olarak bu filmlerde ‘en az sevdiğim şey’ Batman herhalde. Halbuki Christian Bale‘i izlemekten de çok keyif alan biriyim. Public Enemies (Halk Düşmanları, 2009), The Flowers of War (Savaşın Çiçekleri, 2011), American Psycho (Amerikan Sapığı, 2000), Prestige (Prestij, 2006) ve geçtiğimiz sene vizyona giren The Big Short (Büyük Açık, 2015) gibi filmlerde gayet de tat alarak izlediğim bir oyuncu kendisi. Ama özellikle Batman karakterinde kullandıkları ses tonu yüzünden izlediğim Batman‘den beklediğim keyfi alamıyorum. Gırtlak kanserinden muzdarip bir Batman izlemek keyif vermiyor çünkü. Büyük adammış gibi davranan erkek çocuklarının ses tonu gibi, niye böyle bir seçim yapmışlar anlamak güç. Özellikle DC animasyon filmleri vesilesiyle Kevin Conroy‘un sesiyle can verdiği Batman‘leri görme ve duyma şerefine nail olmuş birçok Batman hayranını üzen bir durum bu. Belki başka bir yazıda Batman v Superman hakkında yazacak olursam orada daha detaylı anlatırım ama bu noktada söyleyebileceğim şey şu ana kadar gördüğüm Batman‘ler içerisinde en tatmin eden performans Ben Affleck‘in Batman‘iydi. Görmek istenen Batman bu çünkü, umuyorum ki beklenen solo Batman ve Justice League filmlerinde Batman‘e doyarız.

tewqttcank8rr4deogtacqmy7ak

Christian Bale‘i de fazla gömmüş olmayayım, içim elvermiyor. 3 filmin de ‘kötülerine’ baktığımızda hepsi de iyi oyuncular tarafından çok iyi performanslarla canlandırılmış ve bizleri sürüklemişlerdi. Ki bu üçlemede ‘Bane’ hariç karşımıza çıkan tüm kötüler Batman hikayelerinde fazlasıyla yeri olan köklü karakterler. Tabii yine burada da Nolan dokunuşlarını hissediyoruz. Her filmde bize kötü diye sunulan karakterlerin de fikirleri ve kendi bakış açıları olduğunu hatırlattı ve hatta bazen onlara da hak vermemizi sağladı. Yani bu insanlar haybeden sağa sola dehşet saçan manyaklar değiller, en azından Nolan‘ın Batman dünyasında. Özellikle son 2 filmde kör göze parmak bir anarşi propagandası var ki, bazı sahnelerde tadından yenmeyecek monolog ve diyaloglarla desteklenmiş.

4clv5svbzu6yne5wex7vdefztxm

Bilhassa ikinci film olan The Dark Knight‘ın kötüsü Joker‘in popülaritesinin farkında olmayanımız yoktur. Bunda Heath Ledger‘ın payı kuşkusuz çok büyük. Gerek metni yansıtmasındaki başarısı gerek (film hakkında çıkan haberler doğrultusunda konuşuyorum) rolünün önemli bir kısmında sergilediği doğaçlama oyunculuğu çok lezzetli. Hatta bir not düşeyim buraya. Joker‘in nasıl görüneceğine karar verecekleri zaman Joker‘i oynayacak oyuncunun fikrini almak isteyen Nolan bunu dillendirince Ledger, o güne kadar çizilmiş tüm Joker karakterlerini incelemek istediğini ve çoktan Batman çizgi romanlarını okumaya başladığını söylemiş. Sonuç olarak çıkardığı iş de ortada, karakter hakkında bilgi edinmek oldukça işine yaramış anlaşılan. Özellikle filmin yükseldiği sahnelerin birinde Harvey Dent ile diyaloğu sırasında Joker‘in replikleri bana yakın zamanda animasyon filmi de çıkan 1988 tarihli Alan Moore imzasını taşıyan Batman: The Killing Joke (Batman: Öldüren Şaka, 2016) hikayesinde resmedilen Joker‘in oldukça ünlü “Just one bad day” monoloğunu oldukça anımsattı. Monoloğu da hemen aşağıya iliştiririm ki kafamız açılsın biraz.

Hayattaki en aklı başında adamı deliliğe indirgemek için sadece tek bir gün yeterli. İşte dünya benim bulunduğum yerden bu kadar uzakta. Sadece tek bir kötü gün. Bir keresinde sen de kötü bir gün geçirmiştin. Haksız mıyım? Haklı olduğumu biliyorum. Kötü bir gün geçirdin ve her şey değişti. Yoksa neden uçan bir sıçan gibi giyinesin? Kötü bir gün geçirdin ve bu seni diğer herkes gibi delirtti. Sadece bunu kabul etmezsin. Hayatın bir anlamı varmış, tüm bu mücadelenin bir amacı varmış gibi davranmak zorundasın! Tanrım bende kusma isteği uyandırıyorsun.

Hatta yine Killing Joke‘tan başka bir efsane monoloğu da paylaşayım sizlerle elim değmişken:

Bayanlar ve baylar! Hakkında gazetelerde okuduğunuz! Şimdi gözlerinizin önünde, bakarken titreyin, doğanın en nadir ve trajik hatası! Huzurlarınızda, sıradan insan! Fiziksel olarak eşsiz, onun yerine deforme olmuş değerleri var. İnsanlığın önemine dair berbatça şişirilmiş düşüncesine bakın! Çarpık sosyal vicdanına ve çürümüş iyimserliğine. Kesinlikle midesi hassas olanlara göre değil, değil mi? En tiksindirici tarafı da düzen ve mantığa dair zayıf ve işe yaramaz düşünceleri, üzerine çok fazla ağırlık koyarsanız kırılıverir. ‘Nasıl yaşıyor?’ dediğinizi duyuyorum. Bu zavallı acınası tür günümüzün sert ve mantıksız dünyasında nasıl hayatta kalabiliyor? İnsanoğlunun varlığının delice, tesadüfi ve amaçsız olduğunun kaçınılmaz gerçeği ile yüzleşince her sekiz kişiden biri tırlatıp tamamen zırdeli oluyor. Fakat onları kim suçlayabilir? Bu kadar psikopat bir dünyada başka bir tepki delice olurdu.

Batman: The Killing Joke

Batman: The Killing Joke

Nolan‘ın Batman‘ine dönüş yapalım. Bu üçlemede anarşi yükselen değer demiştik, bununla ilgili üçüncü film olan The Dark Knight Rises‘ın içinden bir replik ile bunu tekrar özetleyelim:

Dibe battıkça, yapılar seni hüsrana uğratıyorsa.. Kurallar artık sana silah olmaktan ziyade prangaya dönüşüp kötü adamların işine yarıyorsa.. Belki bir gün sen de böyle bir krizle karşılaşırsın. Umarım o gün senin de benim sahip olduğum gibi bir dostun olur! Kendi ellerini pisliğe bular, böylece seninkiler temiz kalır!

thpfdbkajthmtt33eopxtlc3eyv

Son filmin önemli bir özelliği de bahsettiğimiz Batman‘in dibe vurması halinin doruk noktasına ulaştığı film olması. Tam bu noktada üçlemenin müziklerini övmem gerek çünkü hikaye ilerledikçe umut düşüşe geçiyor, Batman düşüşe geçiyor ve tam bu sıralarda arkada öylesine bir müzik var ki sanki düşen, örselenen hatta o dayağı yiyen sizmişsiniz gibi hissetmenizde büyük kolaylık sağlıyor.

8hg1pnstlj6ixruwbxe1uusoucx

Şimdi bu filmler dahilinde oyunculuklar hakkında pek de konuşmayacağım. Çünkü Michael Caine, Gary Oldman, Morgan Freeman, Liam Neeson, Tom Hardy yada Anne Hathaway‘in oyunculuğuna sümme haşa yorum getirmem. Zaten çok yukarılarda belirttiğim gibi spoiler vermemek adına konuya da çok girmek istemiyorum. Düşük bütçeli iğrenç Scarecrow kostümü dışında prodüksiyon açısından da her şey o kadar dört dörtlük ki, Batman kostümü ayrı güzel Catwoman, Bane, Joker hepsi ayrı güzel. Ben Batmobile‘i ve Batman‘in motosikletini de ayrıca çok beğenmiştim. İlk izleyişimde Batmobile göründüğünde acayip yükselmiştim yani. Bu arada bu filmdeki çuval-kafaya bakıp Scrarecrow bu muymuş lan dediyseniz yada diyecekseniz eğer Batman: Arkham Knight oyunundaki Scarecrow çizimine bir bakın da gözünüz gönlünüz açılsın demek istiyorum.

3bgtufkqkni3njsab5urpp2wdrt

Son olarak toparlayalım. Başarılı bir yönetmen olan Christopher Nolan‘ın son derece başarılı hikayesinin çok güzel yansıtılıp bilinenden ayrı bir Batman oluşturduğunu söyledik. Bunun üzerine role yakışan oyuncuların göz dolduran performanslarıyla hikayenin aktarılması yönünden de başarı sağlandığını ve bunun da Hans Zimmer elinden çıkma müzikler ile şahane desteklendiğini ve bunların sonucu olarak da çok keyifli bir üçlemeye tanık olduğumuzu aktarmaya çalıştım. Umarım bu uzun yazıyı okur ve keyif alarak bu sayfayı kapatırsınız; yine umarım ki bilenler/izlemiş olanlar gözden geçirmiş, bilmeyen/izlememiş olanlar ise filmi izlemeye niyetli olarak ayrılırlar bu sayfadan. Filmlerin fragmanlarını aşağıda bulabilirsiniz. Başka filmlerde ve yazılarda tekrar görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın. Şimdiden keyifli seyirler.

Batman Begins (2005)
Batman Begins poster Rating: 8.3/10 (1,000,101 votes)
Director: Christopher Nolan
Writer: Bob Kane (characters), David S. Goyer (story), Christopher Nolan (screenplay), David S. Goyer (screenplay)
Stars: Christian Bale, Michael Caine, Liam Neeson, Katie Holmes
Runtime: 140 min
Rated: PG-13
Genre: Action, Adventure
Released: 15 Jun 2005
Plot: After training with his mentor, Batman begins his fight to free crime-ridden Gotham City from the corruption that Scarecrow and the League of Shadows have cast upon it.

The Dark Knight (2008)
The Dark Knight poster Rating: 9.0/10 (1,713,318 votes)
Director: Christopher Nolan
Writer: Jonathan Nolan (screenplay), Christopher Nolan (screenplay), Christopher Nolan (story), David S. Goyer (story), Bob Kane (characters)
Stars: Christian Bale, Heath Ledger, Aaron Eckhart, Michael Caine
Runtime: 152 min
Rated: PG-13
Genre: Action, Crime, Drama
Released: 18 Jul 2008
Plot: When the menace known as the Joker wreaks havoc and chaos on the people of Gotham, the caped crusader must come to terms with one of the greatest psychological tests of his ability to fight injustice.

The Dark Knight Rises (2012)
The Dark Knight Rises poster Rating: 8.5/10 (1,171,737 votes)
Director: Christopher Nolan
Writer: Jonathan Nolan (screenplay), Christopher Nolan (screenplay), Christopher Nolan (story), David S. Goyer (story), Bob Kane (characters)
Stars: Christian Bale, Gary Oldman, Tom Hardy, Joseph Gordon-Levitt
Runtime: 164 min
Rated: PG-13
Genre: Action, Thriller
Released: 20 Jul 2012
Plot: Eight years after the Joker's reign of anarchy, the Dark Knight, with the help of the enigmatic Selina, is forced from his imposed exile to save Gotham City, now on the edge of total annihilation, from the brutal guerrilla terrorist Bane.