Koca bir uyuşturucu zulası, iki milyon dolarlık bir para ve iki ceset… Kötü giden bir uyuşturucu pazarlığından geriye kalan bu tehlikeli ‘üçlü’den, parayı alarak kaçan Moss, peşinden son derece kanlı ve şiddet dolu bir macerayı da sürükleyecektir. Çağdaş efsaneler yazarı ve edebiyat ustası Cormac McCarthy, “No Country For Old Men” adlı kitabını 2003 yılında yayımlayınca kadar hızla değişen derin Amerika öyküleriyle tanınıyordu. Daha önceki kitaplarıyla aynı çizgide çok katmanlı çağdaş öykülerinden birisi olan “No Country For Old Men” yayınlandığı anda büyük başarı kazandı.

Bu filmin hikayesi yukarıda bahsedildiği üzere bir uyuşturu zulasının yanında bulunan 2.4 milyon dolar sonrasında bir psikopat tarafından takip edilen emekli bir Texas’lının yaşadıklarının toplamıdır. Ne kadar basit duruyor değil mi? Peki neden bu filme oscar verildi ve neden filmi ya çok sevenler ya da hiç sevmeyenler olarak ikiye ayrılmış bir izleyici kitlesi var?

Cormac McCarthy, “No Country For Old Men” adlı kitabını 2003 yılında yayınladığı vakit belki de onu istediği de filmin uyandırmaya çalıştığı yankıyı yakalamaktı. Böylesine bir kitabın film uyarlamasını da herhalde Coen kardeşlerden daha iyi kimse yapamazdı. Filmin tarzı da Coen kardeşler tarafından belirlendiği için kitaptan ziyade beyaz perdede, filmi, izleyicinin hayal gücünde oynatmayı başardılar. O da böylesine keskin çizgilere sebep oldu.

Kabaca karakterlerden bahsetmek istiyorum. Film, kendi atalarının yolunca ilerlemiş bir şerif olan Ed Tom Bell’in (Tommy Lee Jones) gözünden anlatılmakta. Olaya çok da mistik havalar katmaya falan gerek yok. Bir polisin bakış açısındaki doğrusallık ve şeffaflıkla, altında çok da bir şey aramadan yapılan bir gözlemi izledik. Asıl olayın kahramanları da şerifin anlatımı dolayısıyla, Javier Bardem (Anton Chigurh), Josh Brolin (Llewelyn Moss), Woody Harrelson (Carson Wells) olmakta. Hani bazı filmlerde bazı oyuncuların iyi performansından bahsedilir ya bu filmde de Javier Bardem için onlarca methiye yazılsa inanın onun o performansına az kalır.  Yani konuyu, ya da işlenişini bir tarafa bırakın, filmi sadece Javier Bardem için izleyin. Mimikleri olsun, konuşurken kullandığı o “cool” ama bir o kadar insanın içini ürperten ses tonu olsun, yürüyüşü olsun, filmin  tam da Javier Bardem’e göre olduğunu bize bağıra bağıra anlatıyor.

Llewelyn Moss

Llewelyn Moss

Film, yukarıda az da olsa söz ettiğim karakterlerin tanıtımını konu alan kısa videolarla başlıyor. O videolarla tanıdığımız Anton Chigurh ve Llewelyn Moss’un yolunun kesişmesine sebep olan şey ise bir uyuşturucu-para değişimi sonrasında yaşanan çatışmada ortalığın kan gölüne dönmesinden sonra sahipsiz kalan paralar uyuşturucular… Parayı aldığı çantada verici olan Moss, Chigurh tarafından amansız bir takibe alınır. Tabii takip sırasında Chigurh yüzünden yaşanan vahşet de işin cabasıdır. Ama izleyicileri asıl muallakta bırakan nokta ne masum olan onca insanın ölümü ne de ele geçirilmek istene kirli paranın ahlaki düzeni yerle bir etmesidir. İzleyiciler harika olan ya da filmden nefret etmelerine sebep tek şey konunun işleyişidir.

Anton Chigurh

Anton Chigurh

Filmin sonralarına doğru psikopat katilimiz amacına ulaşır ve Moss’un yerini tespit eder. Çatışma yaşanır ve Moss yaralanır daha sonra polise göre kimliği belirsiz kişilerce silahlı bir saldırıda öldürülür. Daha sonra Moss ile yaptığı görüşme sonrasında eğer parayı teslim etmezse karısını öldüreceğini söyleyen Chigurh, sözüne olan sadakatini gösterir ve Moss’un karısını öldürmek için onu bulur ve sözünü yerine getirir. Sonrasında bir bir tafik kazasında kolunu kırar ve ortamdan uzaklaşır.

Gerçekten konuyu ana hatlarıyla ele almak gerkekirse, yukarda yazdıklarımdan çok da fazlası yok. Hal böyleyken, filmin bitiminde izleyici dumurdan dumura sürüklenir. Neden gitti? Sonrasında ne oldu? Niye böyle başlamıştı gibi sorularla içi içini yer. Sonrasında da “yok yok arkadaş, işte Coen kardeşler yok şöyle, filmin senaristi böyle” diye atıp tutmalar başlar.

Her filmde kıssa aranmaz! Her zaman olaylar beklediğiniz gibi sonuçlanmak zorunda da değildir. Siz bu olayı izlediğinizde, zihninizde bağlantılar cereyan etti veya etmedi. Neyse odur. Şunu şöyle düşünün; küçüksünüz ve bir büyüğünüzün yanında, bir ateşin başında oturmuş size anlatılan bir olayı dinliyorsunuz. Belki de yıllar öncesinden kırpıla kırpıla ne  anlatılıyorsa, o hikayede anlatılanların yapanların aklından ne geçiyorsa ve size ne kadar eksiksiz anlatılıyorsa sizin zihninizde de o cereyan eder. Size anlatılan olaya, anlatıcı ne kadar vakıfsa, siz de kendi düşünceniz kadarıyla vakıf olabiliyorsunuz. Yani daha basit bir tabirle anlatmam gerekirse, her film “Rocky” değildir. İyi ile kötü olan savaşsın, iyi olan kazansın ve herkes mutlu mesut bir şekilde evine dönsün. Bu film öyle bir film değil. Hayat, ne kadar “Rocky”  gibi olabiliyorsa No Country For Old Men de o kadar hayatın içinden olabiliyor. Anlayacağınız, bir puro bazen sadece bir purodur

Zamanın Ötesinden Gelen Edit: Ekşi Sözlük yazarlarından olan “kuburga” yaptığım yazışmalar sonrasında kendisine yazdıklarımı, burada -belki de anlatamadığım noktaları aydınlatmak için- eklemek istiyorum.

Öncelikle ben bu yazıyı soru cevaplamak için yazmadım. Okuyucularda da bir önyargı oluşturmasını istemem. Sorulacak sorular yok muydu peki? Kesinlikle vardı ama onlar cevaplanması şart olan sorular değildi (bence). İşte benim de anlatmak istediğim mevzu buydu. Çoğu izleyici, filmde cevaplanacak noktaları eleştiriyor. Bu film bir uyarlama ve senaryoyu, filmi yönetenlerle birlikte kitabı yazarı yazmış. Film ise, yazıda da sözünü ettiğim gibi neredeyse işinden nefret eden bir şerifin gözünden anlatılıyor. Asıl kilit nokta da o zaten. Adam, meslek hayatı boyunca silahını hiç kullanmamış. Hatta bu konuda örnekler de veriyor. Hayatı boyunca değil adam öldürmek, silahını kullanmamış bir şerifin yetkili olduğu bir bölgede yaşanan cinayetler dizisi adamı altüst ediyor. Bizim orada izlediklerimiz, bu psikolojiye sahip bir şerif olan Ed Tom Bell’in bildikleri neyse o kadar! Olaylar da hep, görgü tanıklarının polise anlatacakları kadarıyla aktarılan sahneler zaten (filmin tamamı böyle değil tabii ki, yanlış anlaşılmasın). Dikkat ederseniz film, resmen belli konu başlıkları altında birbirinden (neredeyse) bağımsız olaylar dizisi şeklinde aktarıldığı için birçok seyirci de bu noktayı eleştirmiş. Benim anlatmak istediğimse, yazdıda da belirttiğim gibi, bu film olayların en ince noktasına kadar değerlendirildiği bir film değil. Aradaki boşlukların tamamı seyirciye bırakılıyor. Filmi izlerken cevabı verilmeyen sorulara o kadar takılıyoruz ki büyük resmi kaçırıyoruz. Zaten Coen kardeşlerin de filmdeki amaçları o. Film, seyirciler arasında kendinden ne kadar söz ettirirse o kadar unutulmaz olur.

No Country for Old Men (2007)
No Country for Old Men poster Rating: 8.1/10 (629,158 votes)
Director: Ethan Coen, Joel Coen
Writer: Joel Coen (screenplay), Ethan Coen (screenplay), Cormac McCarthy (novel)
Stars: Tommy Lee Jones, Javier Bardem, Josh Brolin, Woody Harrelson
Runtime: 122 min
Rated: R
Genre: Crime, Drama, Thriller
Released: 21 Nov 2007
Plot: Violence and mayhem ensue after a hunter stumbles upon a drug deal gone wrong and more than two million dollars in cash near the Rio Grande.