Bundan yıllar önce, Cine5’in, Cine5 olduğu dönemden aklımda kalan filmlerden birisi Interstate 60’di. Neden film defalarca yayınlanmıştı ve ben de defalarca bölük izlemiştim filmi ve bu durum içimde ukde olarak kalmıştı. Ukdenin de zaman aşımına uğramasıyla birlikte filmi unutmuştum. Ta ki bir “dostumun” arşivinde filmi görene kadar. Filmin benim için aklımda kalmasına sebep gösterebileceğim en önemli ayrıntılarından birisi de 2002 yapımı olmasına rağmen 90’lar temasıyla çekilmiş olmasıydı. Değişik bir karar olmuş doğrusu. Zamanın ruhuna saygı duruşu gibi. Zaman demişken, filmin senarist ve yönetmeninin, Back to the Future’ın yazarı Bob Gale olduğunu hatırlatmakta fayda var. İzleyen herkeste aynı etkiyi yarattı mı bilmiyorum ama Back to the Future’daki gibi birden bire kendinizi filmin içinde buluyorsunuz. Aynı hava yakalanmış yani.

Michael J. FoxBack to the Future’ın etkisi midir bilinmez ama -kısa bir rol da olsa- Michael J. Fox‘u görmek benim gibi tüm hayranlarını heyecanlandırdığına eminim.90’lar temasının bir parçası da Michael J. Fox’un elindeki, 1998 yılında piyasaya sürülen Nokia 5110’du.

Bob Gale’in hayat-kader bakış açısı, filmlerinde ilk defa işlenen bir konu değil. Zira önceki paragrafta sözünü ettiğim Back to the Future’da kadere ve zaman-mekan sürekliliğine değinen Gale, bu filminde de  kendi kader anlayışını anlatmaya çalışmış ama dikkatimi çeken ayrıntılara, yazının devamında değineceğim.

Öncelikle  Back to the Future’da, geleceğine müdahale eden genç aşık Marty McFly, yaptığı hata dolayısıyla altüst olan hayatını rayına sokabilmek için Dr. Emmett Brown‘dan tavsiye istediği zaman, Doktor, işleri yoluna koyduktan sonra, kaderimizin aslında yazılı olmadığını, yaptıklarımızla ona, bizim yön vereceğimizi söyler ve filmin ilerleyen dakikalarında da bu argümanları kendince kanıtlar.

Bu filmde ise, bu duruma bakış açısı neredeyse tamamen farklı bir Bob Gale filmi izliyoruz. Interstate 60 daha bir “kadere ve kazaya iman” temalı. Mesela filmin başlarında bisikletiyle dolaşan O.W. Grant (Gary Oldman), Mr. Baker‘ın (Michael J. Fox) kullandığı arabanın kapısına çarptıktan sonra, Mr. Baker’ın aksayan işleri dolayısıyla “keşke bunları hiç yaşamamış olsaydım” demesi üzerine bu dileği yerine getiren O.W. Grant (ki dilek mevzusuna ayrıca değineceğim) olayları uzaktan izlemeye başlar. Söz konusu kaza olmayınca, normalde kaza sonrası bisikletin üzerinden geçmesi gereken bir kamyon talihsiz bir şekilde Mr. Baker’ın üzerinden geçer.

İşte bu sahne o kadar çok alt metin içeriyor ki bunlara değinmeden filmi anlamaya çalışmak birçok soruyu havada bırakıyor. Yaşanılan kazanın kader anlayışı içinde harmanlanması ve İslam’daki Tevekkül anlayışının Hollywood’a kusursuz bir şekilde aktarılmasından başka bir şey değil. Şer olarak bilinen birçok şeyin hayır, hayır olarak bilinen birçok şeyin şer olması durumu İslami yaşam felsefelerinde nasıl işleniyorsa filmde de aynen öyle işlenmiş.

Filmin başında da farklı kültürlerde işlenen (Arap, İslam ve Ortadoğu Medeniyetleri) cin, (İrlanda ve Kuzey Avrupa) leprikon gibi fizik kuralları dahilinde işlenemeyen varlıkların, insanların dileklerini yerine getirmesi durumunun Amerika kültüründe hiçbir şekilde var olmamasına değiniliyor. Bu alıntılardan sonra acaba Bob Gale, tasavvuf ya da İslam kültür ve edebiyatına mı merak saldı da bu senaryoyu yazdı diye düşünmeden edemedim.

Gelelim filmin konusuna. Doğum gününü sevgilisi ve ailesiyle birlikte kutlayan Neal Oliver, babasından doğum günü hediyesi olarak yine 1998’de piyasaya sürülen E36 kasa kırmızı BMW  328 ve oldukça ünlü bir hukuk bürosuna mülakat için tavsiye mektubu verir.  Ama bir sorun vardır. Ne kırmızı bir cabrio bir BMW Neal’ın hayalindeki arabadır ne de hukuk okumak. Neal’ın gerçekten istediği tek şey, hayatı boyunca kendine sorup durduğu sorular için cevaplardır. Böylesi sofistike bir istekte bulunan Neal’in dileği üzerine Amerika’nın eksik kahramanı olan O.W. Grant, devreye girer ve Neal’ın dileğini gerçekleştirir, doğum günü hediyesi olarak “Magic 8 Ball”u bir otostopçu olarak Neal’a verir. Babasından gelen hediyeleri buruk bir sevinçle kabul eden Neal, kutlama sonrası bulunduğu restorandan çıkınca kafasına düşen bir kova sonrası kendini birden bire bir hastanede bulur. İşte ne olursa bundan sonra olur.

Adından da anlaşılacağı üzere bir yol hikayesi olan Interstate 60, O. W. Grant ile görüştükten sonra, sadece kendisinin gördüğü mesajlardan sonra ekmek kırıntılarını takip ederek Ray‘i (Christopher Lloyd) bulur ve kanı üzerine imzaladığı bir anlaşma gereği gizemli bir paketi, haritada olmayan bir yolu takip ederek, olmayan bir kasabaya teslimat için yola koyulur. Bu teslimat, basit bir iş gibi görünse de Neal için hayat menkıbesi bilinmezlerini çözecek bir yolculuk olacaktır. İşte bu noktadan sonra filmi henüz izlememiş olanlar için hikayenin devamını anlatmamayı daha doğru bulduğum için yazımı burada bitiriyorum. Ama nedense hak ettiği değeri bulamadığını düşündüğüm film için yazdığım bu yazı vesilesiyle kaç sinema severe ulaşabilirsem kârdır diye düşünüyorum. Şimdiden iyi seyirler.

Interstate 60: Episodes of the Road (2002)
Interstate 60: Episodes of the Road poster Rating: 7.7/10 (23,817 votes)
Director: Bob Gale
Writer: Bob Gale
Stars: Matthew Edison, Paul Brogren, Wayne Robson, Gary Oldman
Runtime: 116 min
Rated: R
Genre: Adventure, Comedy, Drama
Released: 10 Sep 2003
Plot: Neal Oliver, a very confused young man and an artist(played by James Marsden) takes a journey of a lifetime on a highway I60 that doesn't exsist on any of the maps, going to the places he never even heard of.