Bu sene ülkemizde 31 Ağustos’ta gösterime giren The Bourne Legacy üzerine bir inceleme yazmak istedim. Ama filmi izleyenlerin de bildiği üzere Bourne serisi öyle bir ajan-aksiyon filmi ki, serinin son halkasını tek bir film gibi incelemek yerine önceki filmlerle birlikte izlenimlerimi aktarmanın, serinin sevenleri tarafından daha iyi anlaşılacağı kanısına vardım.

-Seriyi izlemeyenler için seyir zevkini kaçıracak ayrıntılar barındırır-

Öncelikle işe Jason Bourne’un kim olduğuyla başlayalım. Jason Bourne, yazdığı kitapları 200 milyondan fazla satılan ünlü Amerikalı yazar Robert Ludlum’um, ülkemizde Geçmişi Olmayan Adam adıyla çevrilen kitabı (ki ilk film de bu şekilde Türkçeleştirildi) The Bourne Identity (1980) ile girdi.

Kitaptan 8 yıl sonra aynı isimde dizisi de çevrilen kitap oldukça beğenilince, yazının ilerleyen bölümlerinde söz edeceğim üçleme yazılıp aynı isimlerle beyaz perdeye yansıyacaktı.

Jason Bourne

Jason Bourne

Hikâye Nasıl Başladı?

Fransa’nın güneyinde, fırtınalı bir gecede, alkolün etkisiyle zil zurna olan balıkçılardan birisi birden bire parlak bir ışık görür ve arkadaşlarının yardımıyla bu ışığın sahibi olan Jason Bourne’u gemiye çekerler ve emekli bir doktor olan gemideki balıkçı iki kurşun yarası olan Bourne’un kurşun yaralarına müdahale eder ve mermileri çıkartır.

Bir süre sonra kendine gelen Bourne, kendisi hakkında hiçbir şey hatırlamamaktadır. Adını bile hatırlamayan bu adam için yol gösterecek tek şey, kurşunların çıkarıldığı anda Bourne’un kalçasına yerleştirilmiş olan minik bir lazer pointer ile verilen bir Alman bankasına ait hesap numarasıdır.

Karaya yanaştıktan sonra bankaya gidip kendisi hakkında en azından bir isim sahibi olmak isteyen Bourne, bankaya gittikten sonra, lazer ile öğrendiği hesaba ait özel kasada kendi fotoğrafıyla basılı 6 pasaport ve birçok devlete ait 100 binlerce dolara denk para ve bir tabanca olduğunu görür.

Normal bir geçmişe sahip olmadığı anlaşılan Bourne için o andan itibaren amansız bir kovalamaca başlar. Normalde ölmüş olması gereken Bourne, bankaya giriş yaptıktan sonra muhbir çalışanlar tarafından, yaşadığı, CIA’e bildirilir.

Kendisi hakkında hiçbir şey bilmeyen ajanımız Bourne, kendisine fikir vereceğini düşünerek Amerika Büyük Elçiliğine girmesiyle birlikte onu tutuklamaya çalışan görevlilere karşı kendisini de şaşırtacak profesyonellikte engel olan Bourne bir anlamda kendini yeniden tanımaya başlar.

Müthiş yakın dövüş sahneleriyle, yaptığı işe ne kadar hâkim olduğunu gören birçok seyircinin bu filmde Matt Damon’a hayran olmaması neredeyse imkânsız. Zira Matt Damon’ın bu rahatlığını gördükten sonra yaptığım ufak bir araştırma sonrasında film için Juijitsu ve Krav Maga sentezinden oluşan bu teknik için özel ders aldığını okumuştum.

Meraklısına Not

Jujutsu / Juijutsu (Japonca: 柔術 – jūjutsu), Japonca’da yumuşaklık tekniği anlamına gelmektedir. Geleneksel Japon savaş sanatlarındandır. Rakibin saldırı ivmesinden faydalanarak, vuruş, tutuş, fırlatma ve bilek kilitleri gibi tekniklerle etkisiz hale getirmeye çalışmak üzerine kurulu uzun ve çok tekrara dayanan bir eğitimi vardır. Judo ve aikido gibi benzer savaş sanatları, juijutsu tekniklerinden yola çıkılarak türetilmiştir. Uyarı alanıyla birlikte dövüş alanın tamamı karşılaşma sahası olarak bilinir. Bazı ulusal ve uluslararası turnuvalar altı metrekarelik daha küçük dövüş sahalarında yer almasına karşın çoğunlukla 10 metrekaredir. Büyük karşılaşmalarda, yüzey “tatami” denilen geleneksel, örülmüş hasırdan yapılır. Bitiştirilmiş hasırlar genellikle yeşil olsa da herhangi bir renk de uygundur. Büyük karşılaşmalar dışında bazen tek bir kauçuk örtü kullanılabilir. (Kaynak Vikipedi)

Krav Maga (İbranice קרב מגע: “yakın dövüş”), İsrail askeri güçleri tarafından kullanılan yakın dövüş tekniğidir.

Krav Maga İsrail güvenlik güçleri tarafından belirli değişikliklerle kullanılmaktadır. Kişisel savunma ( self-defense ) için daha basitleştirilip askeriyede kullanılan öldürme teknikleri çıkarılmış bir versiyonu sivil hayatta açılan kurslarla öğretilmektedir (Krav Maga). İngilizce konuşulan ülkelerde kısaca krav şeklinde adlandırılmaktadır.

Kaynak: Vikipedi

Kendini amansız bir kovalamacada bulan Bourne, ortalama birinin vereceği tepkilerden ziyade içgüdüsel olarak, karşı tarafın hamlelerine karşı inanılmaz bir farkındalıkla tepki verir. Hatta bu tepkilerin sıra dışılığı kendi dikkatinden de kaçmaz. Bunu da, kendisini Paris’e götürmesi için 10bin dolar verdiği bir Alman öğrenciyle (Marie) yolculuk sırasında bir şeyler yemek için durdukları sırada dile getirir.

Jason Bourne

Jason Bourne

Bourne, neden gergin olduğunu soran Marie’ye, sebepsiz bir şekilde girdiği her binada ilk iş olarak çıkış kapılarını incelediğini, etrafında olup bitenleri, barın önünde oturan adamın kaça kilo olduğunu, restoranın önündeki 6 arabanın plakalarını ve bunlarından hangisinin torpido gözünde silah olabileceğini söyler ve bu garipliğe bir anlam veremez.

Gidilen her yerde teknolojinin sunduğu tüm imkanları kullanarak Bourne’u yakalamaya çalışan CIA ajanları bir türlü sıcak temasta başarılı olamazlar. Bir süre sonra yaşadığı tehlikeler dolayısıyla bilmediği kimliği Bourne için bir yük olmaya başlar ve kaçışın üstüne kendini sonuca görüterecek bağlantılara ulaşmaya çalışır ama bu bağlantılar da CIA için tehlike arzettiğinen Bourne da amacına ulaşamayacaktır. Etrafındakilere de zarar vermek istemediği için Marie’yi gönderen Bourne, kendi kaynaklarından adeta cımbızla Treadstone bilgisini alır ve işin peşine koyulur.

Esasında özel bir eğitim programı olan Treadstone, eğitim aldıkları her alanda en iyi olmayı amaçlayan, resmi olarak var olmayan özel bir suikastçi yetiştirme birimidir. Hem fiziksel hem de mental olarak çok iyi ajanlar yetiştiren bu birimden geçen Bourne, filmde benim fark ettiğim kadarıyla ana dili ayarında İngilizce haricinde Fransızca, Almanca, Rusça ve İspanyolca konuşabiliyordu. Sanırım fiziksek yeterlilikten söz etmeme gerek bile yok. Zira düz duvara, merdiven çıkarcasına tırmanan bir ajandan bahsediyoruz.

Serinin filmlerindeki her sahneden tek tek bahsetmek istemiyorum ki buna gerek de yok zaten. Bourne serisinin seyir zevki, sürekli olarak dorukta olan aksiyon ve olayların birbiriyle olan müthiş bağlantıları ve sebep sonuç ilişkileri olmuştur. Bu bağlantılar o kadar sık bir şekilde izleyiciye bırakılır ki dakikalarca tek kelime edilmeyen aksiyon ve karşıt zekâların çarpışmasında resmen kedinizi kaybolmuş bulursunuz.

Zira sözünü ettiği bu durum, birinci film sonunda Bourne’u galip koltuğuna oturturken, ikici filmin sinyali verilmeden Treadstone dosyasının kapatılmasıyla finale bağlanır. Yalnız burada şöyle bir ayrıntı var. Sadece birinci filmde sadece bir sahnede geçen bir kimyasal deney durumu var ki 4. Film tamamen bunun üzerine kurulu. Kısaca anlatıp ayrıntıları sona bırakmak istiyorum.

The Professor

The Professor (Clive Owen)

Birinci filmde CIA ajanlarından birisi olan The Professor (Clive Owen), Bourne tarafından öldürülmeden önce, Treadstone projesi kapsamında kendine verilen ilaçların yan etkilerinden ne kadar rahatsız olduğun dile getirir. Normalde ajanlara adrenalinin avantajlarını sürekli göstermesi gereken ilaçlar, Professor’de inanılmaz baş ağrılarına, ışığa hassasiyet gibi rahatsızlıklara sebep olur ki serinin son filmi tamamen bu kimyasal yan etkiler üzerine kurulu.

Neyse daha fazla ayrıntıya girmeden projenin devamından söz etmek istiyorum.

Yavaş yavaş kendini tanıyan Bourne, nasıl bir katil olduğunu öğrenir ve mümkün mertebe kendini bu işlerin dışında tutmaya çalışır. Hatta bunun için ilk filmde görmüş olduğumuz Marie ile evlenip Hindistan’a gider. Gider gitmesine ama bu infaz timinin mimarları için bu iş henüz bitmemiştir.

Henüz öğrenmemiş olsa da yaşadıkları ve tehlike potansiyeliyle Bourne hala en ciddi düşmanlarıdır. Bunu da işi kılıfına uydurmak için yapılan bir suikast ile tekrar Bourne’un üzerine yığmak isterler ki bu durum Bourne ve eşi Marie’nin, Bourne gibi profesyoneller tarafından takip edilip Marie’nin ölmesine sebep olacak kadar ciddi ilerleme kaydetmelerine bile neden olur.

Jason Bourne

Jason Bourne

Artık intikam peşindeki Bourne, bir şekilde kendini bu işte sıyırmalıdır ama bu iş göründüğü kadar kolay olmayacaktır. Zira her şeyin başladığı yer olan CIA merkezindeki kasalardaki dokümanlardan başka Bourne’u temize çıkaracak bir kurtarıcı yoktur.

Tabii bu sırada üst üste gelen sıradışı ölüm haberleri de büyük gazetelerin gözünden kaçmaz ve bir Guardian muhabiri Simon Ross (Paddy Considine) olan biten üzerine oldukça ses getiren bir haber yapar ve bu durum Bourne’un da gözünden kaçmaz ve Simon’ın kaynağının muhtemelen kendisi hakkında bildikleri olduğunu düşünerek harekete geçer. Tabii bu durum sadece Bourne için geçerli değildir, muhtemel kaynak Treadstone suikastları hakkında da birçok şey bildiği için yaşaması ciddi bir sorun olacaktır. Haliyle Simon Ross da bildikleri ve yazdıkları için öldürülenler kervanına katılacaktır.

İşte buraya bir yıldız koymak istiyorum. Tekrar buraya döneceğim.

Elindeki kaynak da muhtemel hedef haline gelen Bourne, neredeyse imkânsızı yapmak için harekete geçer ama her adımı, muhtemel her adresi onlarca ajan tarafından takip edilen ilmek ilmek işlediği kusursuz planıyla tüm ekibi alt eder ve kendisini kurtaracak belgeleri CIA merkezinden çalmayı başarır.

Bu noktadan sonra vurulup nehre düşen ve öldüğü düşünülen Bourne’un attığı kulaçlarla sonra biten 3. filmden 5 yıl sonra, Ludlum’un telif hakları dâhilinde Eric Van Lustbader’ın yazdığı kitapla, hikâye devam ettirilir.

Aaron Cross ve Eric Byer

Aaron Cross ve Eric Byer

Serinin bundan sonraki son filminde artık Jason Bourne yoktur. Döneceğim dediğim noktayla 4. Filme başlanır. Yani aslında 3. film ile paralel zaman çizgisine sahip 4. film, 1. filmde The Professor’un sözünü ettiği ilaçlar ve yan etkileri sorunlarını ele alır. Bourne’un mirası mevzusu da iptal edilen proje sonrası bağımlı hale gelen ve Treadstone projesinin devamı olan Blackbriar için tehlike çanları çalmaktadır. Çünkü birer birer ölüme terkedilen ajanlardan olmayan, olmamak için elinden geleni yapan ajan Aaron Cross (Jeremy Renner) bu sefer Eric Byer (Edward Norton) komutasındaki ajanlar topluluğu ile oldukça tatminkâr takip sahneleriyle bezeli bir aksiyona atılmakta. Ama yine de serinin hayranları için 4. film kekre bir tat bırakmıyor değil.

Öncelikle serinin son filminin yönetmeni, önceki filmlerden farklı olarak Tony Gilroy olarak karşımıza çıkmakta.  Her yiğidin yoğurt yiyişi metaforuna uygun olarak bu durum biraz moral bozmuyor değil. Çünkü önceki filmlerde izleyiciye bırakılan boşluklar müthiş akıl oyunlarına fırsat tanırken, son filmdeki bu boşluklar oldukça büyük mantık hatalarına sebep olmuş durumda. Yalnız peşin hükümlü olmaktan da kaçınıyorum zira ilk filmdeki bir repliğe bağlanan son filmden sonra yapılan düzeltilir ve bir sonraki filmde oldukça iyi kapatılabilir. Çünkü Tony Gilroy, filmin gidişatına ya da tarzına yabancı biri değil. Önceki 3 filmde senaryo yazarlığı yapmış biri. Yani her halükarda ben umutluyum.

Serinin son filmini izlemek isteyenlere de bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Önceki filmleri izlemişseniz bile eski bölümleri izlemeden son filme geçmeyin derim. Haliyle önceki 3 filmi izlememiş olanlar için son film tam bir eziyete dönecektir çünkü 5. film için bırakılan açık kapı bayağı bir ilginç olmuş. Neredeyse hikâyenin ortasında bitiyor diyebilirim. Böyle bir sürprize hazırlıklı olun.

Biliyorum biraz uzun bir yazı oldu ama –izleyenler bilir- film hakkında yazmadığım o kadar çok şey var ki…

İyi seyirler.

The Bourne Identity (2002)
The Bourne Identity poster Rating: 7.9/10 (418,339 votes)
Director: Doug Liman
Writer: Tony Gilroy (screenplay), W. Blake Herron (screenplay), Robert Ludlum (novel)
Stars: Matt Damon, Franka Potente, Chris Cooper, Clive Owen
Runtime: 119 min
Rated: PG-13
Genre: Action, Mystery, Thriller
Released: 14 Jun 2002
Plot: A man is picked up by a fishing boat, bullet-riddled and suffering from amnesia, before racing to elude assassins and regain his memory.

The Bourne Supremacy (2004)
The Bourne Supremacy poster Rating: 7.8/10 (358,358 votes)
Director: Paul Greengrass
Writer: Robert Ludlum (novel), Tony Gilroy (screenplay)
Stars: Matt Damon, Franka Potente, Brian Cox, Julia Stiles
Runtime: 108 min
Rated: PG-13
Genre: Action, Mystery, Thriller
Released: 23 Jul 2004
Plot: When Jason Bourne is framed for a CIA operation gone awry, he is forced to resume his former life as a trained assassin to survive.

The Bourne Ultimatum (2007)
The Bourne Ultimatum poster Rating: 8.1/10 (504,375 votes)
Director: Paul Greengrass
Writer: Tony Gilroy (screenplay), Scott Z. Burns (screenplay), George Nolfi (screenplay), Tony Gilroy (screen story), Robert Ludlum (novel)
Stars: Matt Damon, Julia Stiles, David Strathairn, Scott Glenn
Runtime: 115 min
Rated: PG-13
Genre: Action, Mystery, Thriller
Released: 03 Aug 2007
Plot: Jason Bourne dodges a ruthless CIA official and his agents from a new assassination program while searching for the origins of his life as a trained killer.

The Bourne Legacy (2012)
The Bourne Legacy poster Rating: 6.7/10 (235,589 votes)
Director: Tony Gilroy
Writer: Tony Gilroy (screenplay), Dan Gilroy (screenplay), Tony Gilroy (story), Robert Ludlum (inspired by "The Bourne Series" created by)
Stars: Jeremy Renner, Scott Glenn, Stacy Keach, Edward Norton
Runtime: 135 min
Rated: PG-13
Genre: Action, Adventure, Mystery
Released: 10 Aug 2012
Plot: An expansion of the universe from Robert Ludlum's novels, centered on a new hero whose stakes have been triggered by the events of the previous three films.