2016, Deadpool, Batman v Superman: Dawn of Justice, Captain America: Civil War, X-Men: Apocalypse, Suicide Squad derken süper kahraman filmlerinin yılı oldu. Arkadaşlarımla bu konuyu konuştuğumuz zaman uzun süredir aklımda olup, hakkı olan yazıyı yazmadığım bir filmden birçok sinema meraklısının haberi olmadığını fark ettim. Hal böyle olunca süper kahraman filmlerinin -bana göre- kralını, Watchmen’i spoiler saça saça yazmamak olmazdı.

Doğa üstü güçlere sahip olan varlıkların hikayelerindeki boşluklar nedense çok canımı sıkardı. Bu da sürekli bir olmamışlık hissi veriyordu bana. Bu durum 2009 yapımı, Zack Snyder yönettiği Watchmen’i izleyene kadar böyle sürüp gitti.

Peki beni bu denli etkileyen bu filmin diğer süper kahraman filmlerinden farkı neydi? Dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım. Öncelikle filmimiz amansız bir dövüş sahnesiyle başlamakta. Müthiş bir mücadele ile birden artan adrenalin sizi filme çok sıkı bağlamayı başarıyor. Ayrıntılarla bezeli her sahnesiyle defalarca izlenme hissi uyandıran filmimiz için sonrasında harika bir giriş düşünülmüş.

1985’in alternatif bir evreninde geçen filmimiz, tarihten birçok kesitle bizi bu duruma alıştırmaya çalışıyor. Kesinlikle bu giriş bile kendinden söz ettirmeyi fazlasıyla hak ediyor.

1- Batman’in ölmeyen anne ve babası

Watchmen (Batman'in ölmeyen anne ve babası)

Watchmen (Batman’in ölmeyen anne ve babası)

Bob Dylan’ın “The Times They Are a-Changing” şarkısıyla başlayan bölümde her ne kadar kostüm ve sahne spekülasyonu da olsa solda görülen çift, Bruce Wayne’in ebeveynlerinin opera kapısındaki ünlü sahnesine atıftan başkası değildir. Batman gibi bir kahramanın doğuşu böylelikle gereksizleşir ve aile mutlu mesut yaşamaya devam eder. Burada mantık hatasından ziyade arkada görülen Batman posterleri latifeden başka bir şey değildir. Ne de olsa iki seri de DC Comics’e ait. Ya da ben bambaşka bir ayrıntı kaçırmışımdır.

Cinayet mahallindeki Bruce Wayne

Cinayet mahallindeki Bruce Wayne

2- The Enola Gay

Enola Gay (By Photo taken by user Lorax and released under the GFDL. - Yükleyenin kendi çalışması, CC BY-SA 3.0, https://commons.wikimedia.org/w/index.php?curid=254932)

Enola Gay (By Photo taken by user Lorax and released under the GFDL. – Yükleyenin kendi çalışması, CC BY-SA 3.0)

5. sahnede ise görülen uçak, Japonya, Hiroşima’ya atılan Little Boy adındaki ilk atom bombasını taşıyan Enola Gay‘in tıpatıp aynısıdır. Watchmen versiyonunda ise uçakta Miss Sally Jupiter imzasını görmekteyiz.

Watchmen Miss Jupiter

Watchmen Miss Jupiter

3- Times Meydanı’nda Japonya’ya karşı zafer günü “V-J Day” (August 15, 1945 )

Japonya’ya karşı zafer gününün en ünlü fotoğraflarından birini çeken Alfred Eisenstaedt, o günü şöyle anlatıyor:

Zafer gününde çekilecek kareler için kalabalığın içinde yürüyordum. Bana doğru yürüyen bir bahriyeli gördüm ve bu bahriyeli yolda yürürken gördüğü her kadını -genç yaşlı fark etmeksizin- tutup öpüyordu. Daha sonra kalabalığın önünde duran hemşireyi fark ettim. Tam kameramı ona odaklamıştım ki bahriyeli gelip onu da öptü. Eğer o gün, o kadın beyaz giyinen bir hemşire değil de siyah giyinmiş birisi olsaydı o fotoğrafı çekemeyecektim. Siyah giyinen bahriyeliyle beyaz giyinmiş hemşisenin zıt renkleri, fotoğraf için çok etkili olmuştu.

Ama filmde biz siyah değil de arkadan gelen beyaz elbiseli bir bahriyeli görüyoruz ve gerçeğin aksine siyah giyinen bir kadın hemşireyi öpmekte. Tabi bir sonraki sahnede gelecekleri de gösterilmekte ama onu buraya eklemesem de olur sanırım. 🙂

The Kiss (Öpücük)

The Kiss (Öpücük)

The Kiss (Öpücük)

The Kiss (Öpücük)

4- Son Akşam Yemeği

Kör göze parmak tadındaki bir diğer atıf ise Sally’nin emekliliğinde çekilen kare ve Da Vinci’nin meşhur İsa’nın Son Akşam Yemeği.

Last Supper

Last Supper

The Last Supper Restored Da Vinci

The Last Supper Restored Da Vinci

5- Komedyen’in JFK Suikasti

Filmin başında gördüğümüz fotoğrafta Komedyen’in el sıkıştığı Nixon karesini de düşününce, hükümet adına çalışan Komedyen’in devlet adına bu suikasti yapmış olabileceğini düşünmemiz isteniyor. Alternatif evrenimizde böyle bir iş için biçilmiş bir kaftan varsa o da Komedyendir.

JFK Suikasti

JFK Suikasti

6- Savaş karşıtı protestolar

21 Ekim 1967’de Marc Riboud tarafından fotoğrafa alınan tarihi anlardan birisi de Pentagon önünde savaş karşıtı binlerce aktivistin pasif direnişiydi. Ne gariptir ki kahramanlarımızın birçoğu bu savaşta onlarca Vietnamlının ölümüne sebep olmuştur.

Savaş karşıtı kızın çiçeği

Savaş karşıtı kızın çiçeği

Marc Riboud'un Fotoğrafı

Marc Riboud’un Fotoğrafı

Bu sözünü ettiklerim atlaya atlaya filmin girişinden seçtiğim bölümlerdi. Gel gelelim filmin kendisine. 1940’lı yıllarda, hırsızlar, gansterler kanundan kaçmak için müthiş bir yol bulmuşlardır. Maske! Herhangi bir suç sonrası yapılan tanık sorgulamaları bu maskeler yüzünden imkansız hale gelmiştir çünkü evi ya da işyeri soyulan ya d bir şekilde darp edilen kişiler sadece bir maske görmüşlerdir. Yüzleştirme anında o maskeyi takan herhangi birisi o suçlu olabilir. Bu işlerin böyle yürümeyeceğine kanaat getiren bir kısım polis de oyunu onların kurallarına göre oynamaya karar verirler ve sonrada isimleri Watchmen olacak Minutemen takımını kurarlar. Yalnız JFK suikastinden sonra 3 dönem boyunca başkanlık yapacak olan Nixon, maskeli kahramanları fesheder ve filmimize konu olan kahramanlarımız da yasalara karşı gelmemek namına gayrı resmi emekli olurlar. Bu durum bütün hayatlarını değiştirir çünkü. Önceden kahraman olan kadınlar, kocalarıyla sürekli kavga eden geçimsiz eşlere dönüşürken erkek kahramanlarımız da müzmün yalnızlığı seçerler.

Kişilikleri ve yetenekleri onların kurtarıcısı olacakken hayatı onlara zindan etmiştir. Ta ki Amerika ile Rusya arasında muhtemel bir nükleer savaş tehdidi doğana kadar. Bir kısım Amerikalı için savaşın başlı başına tek sebebir vardır: Watchmen! Çünkü Dr. Manhatten gibi birisi bile değil bir ülkeye, birçok gezegen için yıkıcı bir güç olabilmektedir. Hal böyle olunca iki ülke arasındaki ilişkiler gerildikçe gerilir. Bu artı olarak filmin başında öldürülen Komedyen’in ölümü, takıma ya da kendi deyimleriyle maskelilere özel bir durum oluşu ihtimali de hikayemize renk katacaktır. (Özellikle Rorschach’in durumu kendi kendine özetliği zaman Dr. Manhattan için “Gidip yok edilemeyen adama birinin onu öldürmeye çalıştığını söylemeliyim” repliğine bayılmıştım 🙂 )

Yaşananlar karşısında ise, gerçek kimliğini açıklamış olan tek kahraman Ozymandias, iş hayatına atılıp, Watchmen figürleriyle milyar dolarlık bir endüstri kurmuştur (tıpkı G. Lucas gibi) ve bu servetle genetik mühendisliğe yatırım yapmaktadır. Ona göre tüm savaşların sebebi bir şekilde dönüp dolaşıp enerjiye dayanmaktadır. Kendi ütopyasını kurmak isteyen Ozymandias, barış içinde yaşanan bir dünya için enerji kaynaklarını sınırsızlaştırarak savaşları gereksiz kılmak peşindedir. Tabii bu durum haliyle birçok politikacı ve enerji sektörünün ensesi kalınları için ciddi bir problemdir. İnsanüstü hıza ve güce sahip olan Ozymandias’ı (ki kendisi favori karakterim olur) diğer kahramanlardan ayırıp, en güçlü sınıfına taşıyan farkı ise inanılmaz zeki olup müthiş sebep sonuç ilişkilerini kusursuz değerlendirebilmesidir.

Bu filmi özel kılan en güzel ayrıntılardan bir tanesi de kahramanların içimizden birisi gibi sıradan olmalarıdır. Biliyorum, bu biraz iddialı bir cümle oldu ama izin verin açıklayayım.

Dr. Manhattan, bir laboratuvarda mahsur kalmadan önce sıradan bir saat tamircisinin oğludur. Einstein’ın izafiyet teorisiyle zamanın göreliliği anlaşıldıktan sonra işini bırakır ve oğlu da bu felsefeden hareketle fizik üzerine çalışmalara başlar. Bir laboratuvarda yanlışlık mahsut kaldıktan sonra sevdiği kadın ve iş arkadaşlarının gözleri önünde kelimenin tam manasıyla moleküllerine ayrılır. Sonrasında onu özel kılacak olan bu kaza, Jon Osterman’ın Dr. Manhattan’a dönüşmesini sağlar. Bir şekilde moleküllerini tekrar toplamayı başaran Jon, molekülleri manipüle ederek kendisini veya herhangi bir maddeyi fiziğin elverdiği kanunlar çerçevesinde dönüştürme yeteneğini kazanır. Enerji formunda vücut bulduğundan onun için zaman kavramı yok olmuştur ve istediği zaman istediği yere kendini ışınlayabilir. Aynı anda birden çok yerde olabiliyor mesela. Hatta evreni anlamak için güneşin yüzeyinde yürümek gibi fantastik şeyler yapar. Gel gelelim bunca yeteneğe ve güce rağmen Jon, öncesinde ne kadar insansa, sonrasında da -her ne kadar Komedyen bunun aksini iddia etse de- o kadar insan olarak kalmayı başarabilir. Hatta aşkı uğruna dünyayı terk edecek ve sonrasında yine aşkı için dünyayı kurtarmaya karar verecek kadar da duygularıyla hareket eder. Düşünüyorum da, bizi biz yapan duygular bu değil midir? Kim sevgilisinden ayrıldıktan sonra yaşadığı şehri terk etmeyi düşünmemiştir ki? Gezegeni terk edebiliyor olsaydık, onu da yapardık herhalde. 🙂

Bir diğer kahramanımız olan Rorschach ise bir sosyopat olarak tanımlanmıştır. Jon Osterman gibi kendi felsefesince insani kamil mertebesine erişen kahramanımız Rorschach, dünyanın pislik dolu gerçek yüzünü gördükten sonra varı yoğu adalet olmuştur. Suçsuz olan hiçbir insana zarar gelmemeli ve her ne olursa olsun suç işlemiş birisi de cezasını çekmelidir. Onu bu haleti ruhiyeye sokan olayı anlatmak bile istemiyorum. Her ne kadar çizgo romandan devşirme kurgu bir film de olsa benim için o durumu anlatmaya el vermiyor. Ama romanı okuyup ya da filmi izleyip Rorschach’e hak vermemek sanırım ciddi bir psikolojik sıkıntıya delalettir.

Ortalama karakterimiz Daniel Dreiberg, namı diğer Nite Owl, yazının başında sözünü ettiğim Batman mevzusundan sonra teknolojiyi kullanarak ikinci nesil kahraman olanlardan birisi. İçimizdeki yerleşik düzene ve hayat rutinlerine sahip kahramanı canlandırıyor. Her ne kadar reddetse de, emekli olmaktan nefret eden, adaletin yumuşak karnı olan Dan, Rorschach’e göre biraz daha orta karar bir kahraman diyebiliriz. En azından Komedyen gibi anti kahraman değil ve dengeleyici unsuz olarak filmde rol almakta.

Bir de bu karmaya triplerden trip beğenen, sevgilisi Dr. Manhattan olduğu halde bir türlü mutluluğu bulamayan tipik bir kadın olan Silk Spectre II bulunmakta. Kadınlar ne ister sorusunun cevabına karşılık kendini Mars’ın kırmızı topraklarına vuran Dr. Manhattan bile bir kadını mutlu edemiyorsa biz erkekler ölelim bence. Ki bu durum Silk Spectre II’nin gözünü kırpmadan sevdiceğini aldatmasına bile sebep olacaktır. Ne diyelim… Bazı kadınları memnun etmek imkansız galiba.

İşte böylesi girift kişiliklere sahip bir takımın dünyayı (dünyadan kasıt sadece A.B.D. tabii ki) kurtarması ve gerçekleşme ihtimali oldukça yüksek bir nükleer saldırıyı engellemeleri filmimizin ana temasını oluşturmakta. Ama filmin senaryosu o kadar iyi ve yerli yerine oturan diyaloglarıyla, kendine has felsefesiyle o kadar etkileyici ki, böylesi bir yapıma Batman vs. Superman gibi filmleri izlediğimiz gibi izlediğimizde zaman bizi alabora edecek derinlikte olduğunu anlıyoruz. Hatta çoğu ayrıntının ya da temel vurgunun farkına ikinci izleyişte varıyoruz.

Siz de hayatınız boyunca en azından bir tane süper kahraman filmi izleyip beğendiyseniz, kendinize bir iyilik yapın ve bu filmi izleyin. Yazı kaç A4 sayfasına denk geldi bilmiyorum ama emin olun size filmle ilgili çok az şey anlattım. Özellikle filmin sonunun sinema tarihindeki en iyi sonlardan birisi olduğunu düşündüğüm için haykıracağınız argo nidalar sonrasında bu dediklerimi hatırlamanızı isterim. Bu yüzden filmin fragmanı yerine Dr. Manhattan için yapılmış bir kolajı paylaşmayı uygun gördüm. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Sevgi ve saygılarımla.

Watchmen (2009)
Watchmen poster Rating: 7.6/10 (397,885 votes)
Director: Zack Snyder
Writer: David Hayter (screenplay), Alex Tse (screenplay), Dave Gibbons (graphic novel illustrator)
Stars: Malin Akerman, Billy Crudup, Matthew Goode, Jackie Earle Haley
Runtime: 162 min
Rated: R
Genre: Action, Drama, Mystery
Released: 06 Mar 2009
Plot: In 1985 where former superheroes exist, the murder of a colleague sends active vigilante Rorschach into his own sprawling investigation, uncovering something that could completely change the course of history as we know it.