“Welcome to the desert of real.”

Glitch in Matrix

Glitch in Matrix

“Matrix nedir, gerçek midir, nasıl hiçbir şey anlayamadım?” gibi sorularla yıllardır kafamızı karıştıran film serisidir aslen Matrix. Anlatacak bir hikayesi tabii üzerinde tüter boyutta duruyor; fakat bizim yaklaşımlarımız ve izlenimlerimiz doğrultusunda yaptığımız çıkarımlar, bu serinin bizi bir yerde noksan bıraktığı yönünde kesin doğruluklar ortaya koymamızı sağlamakta. Yani işin doğrusu, uzun yıllar boyu düşündüğüm şeyin bu olduğuydu. Algı sınırlarımın dışında çizilmiş bir olay olduğu kesindi. 2000 yılının başlarında, çevremde bulabileceğim tek film eleştirmeni adamın kritiğine sığınarak, yıllar boyunca neyin ne olduğunu düşünmeden o güne kadar yapılmış en iyi eleştiri ile filmi birkaç cümle içinde özetlemek gerekirse; ki o sözler şu şekilde hayatta yer etmişti: “Temiz bir Amerikan.”

Jacques Lacan

Jacques Lacan

Hikaye yıllar boyunca devam ederken, sürekli aynı soru benim kafamda dönüp dolaşıp duruyordu. “Ben bu filmi izledim, 500 (abartılı sayım) kere falan da ne olduğu hakkında bir bilgim yok.” diye düşünüp durdum sürekli. Yalnız olmayacakmışım ki karşılaştığım, bu film ile ilgili sohbet edebileceğim her insanın da ha keza bu filmle ilgili bir bilgisi yoktu. Fikir sahibi olmak konusu işin ayrı bir boyutu tabii; fakat hepimizin fikirlerinin toplamı Wachowski insanlarının cinsiyet değişim masrafları için kickstarter projesi olmasından öteye gidecek kadar bir önem taşımıyordu. Geldiğimiz noktada bize yardımcı olan, “Matrix öğrenme metodumuz nedir?” sorusuna verilecek güzel bir yanıt alma şansını ne zaman yakaladık peki?

Şöyle bahsedeyim: Ne ara Neo kadar çevremizde gelişen olay örgüsünün, gerçeklik duygumuza hitap etmediğini kavrayabilecek kadar, kafamızdaki marş dinamosunu çalıştırabilir olduk? Cevabı çok basit olan şeylerden, ekseriyetle geri zekalı olduğumuz sonucunu çıkarma potansiyelini bir kenara bırakırsak, cevap hep çevremizde bir yerlerde geziyordu. Biz sadece aramıyorduk, bilgiye ulaşma konusunda yapmadığımız bu atılımlar, bizi ne bir adım ileriye götürdü ne bir adım geriye getirdi. Sadece olduğumuz yerde durduk. Kontrolle dolup taşmış bir toplumda, olabilecekten fazlası kimsenin gözüne zaten çarpmazdı. Cevap ise ayrı bir noktaydı. Simgesel bir düzlem olan Matrix’in her türlü sembolle bütünleştirilebilir olmasından kaynaklanıyordu. Aradığımız cevap çevremizde hızla gelişen 1 ve 0 imparatorluğunun evrimleşmiş her bireyinde karşımıza çıkıyordu. Dediğim gibi biz bakmıyorduk. Konuyu bütünleştirmek gerekirse, Jacques Lacan’ın “Küçük öteki” kavramı karşımıza çıkabilecek en iyi açıklamalardan birini barındırıyor. Benliğin tarifinden yola çıkarak ortaya atılan bu teori, Lacan’a göre, benin içinde var olan ötekilerden bahseder. Yine Lacan’a göre yansımamızdaki bütünlük, ötekidir. Yani imgesel düzlemde karşımıza çıkan bütünlüğümüzdür. Buna küçük öteki demiştir, daha sonra karşımıza çıkan başka küçük ötekiler algı sınırlarımızı zorladığında, yansımamızdaki bütünlüğü bozar ve bu imgesel düzlemin sınırları içinde karşılaşabileceğimiz zorluklara karşı duramamaya başlarız. İşin bu noktasında Lacan’ın imgesel düzlemi yani küçük ötekinin gerçek hayat için gözle görülecek kadar yapısal bir malzeme olmasını kabullenebiliriz. Fakat bu durumda konumuzda açılan yeni boşluğu doldurmak için bu imgesel düzlemden çıkarımlar yapabilmemiz gerekir. Bu çıkarımları yapmak için yeltenmeye başlayacağınız zaman önünüze çıkan ilk şey, sizden önce bu çıkarımı yapmış bir adamın olduğudur. Slavoj Žižek ise konu ile ilgili görüşlerini “Matrix” kitabında şu şekilde belirtmiştir: “O halde Matrix nedir? Basitçe söylersek, Lacancı Büyük Öteki’dir, sanal simgesel düzendir, gerçekliği bizim için şekillendiren ağdır. Büyük Öteki’nin bu yönü, öznenin, simgesel düzen içindeki o aslı yabancılamasıyla ilgilidir. Büyük Öteki ipleri çeker, özne konuşmaz, simgesel yapı tarafından konuşturuluyordur. Kısacası, özne kendi eylemlerinin etkilerine asla tamamen hükmedemeyeceği, diğer deyişle kendi etkinliğinin nihai sonucu, umduğu ya da öngördüğü şey bakımından daima başka türlü gelişeceği için, bu Büyük Öteki toplumsal Tözün adı olur…”

Hikaye yıllar boyunca devam edeceğine göre, özetlemem gereken nokta ve şahsımca yapabileceğim en doğru analiz: Neo’nun imgesel düzene geçmeden önce kaldığı nokta Matrix’tir. Yani simgesel düzlem, aynadaki benliğin ve farkındalığın bir nokta ileriye taşmış hali ise Lacan’ın imgesel düzleminin çakışmasıdır. Gerçek hayattan bağımsız düşünerek ki her ne kadar simgesel olarak gerçek hayattan çok farklı olmasa da, Matrix evrenin simgesel düzlemden bir kaçış simülasyonu olması bu iki birlikteliği birbirine sıkıca bağlıyor. Varsayımlarımızı bir kenara bırakmak gerekirse, hiçbir zaman film olarak bakmamamız gereken bu seri bize yeni bir çok şey kazandırıyor. Etrafımızda olup bitenleri daha iyi kavrayabilmemizi, bakmadığımız zamanlarda olan biten şeylerin aslında bizi de ilgilendirdiğini ve şimdiye kadar gezegenimize gelmiş her türlü ideolojik yönelimlerin, kontrol mekaniklerinin, bizi nasıl küçük ötekiler tarafından sınırlandırdığını görmemizi sağlıyor. Tabii bu teorinin doğruluğunu kendi benliğimizle kabul ettiğimiz takdirde ortaya çıkabilecek türden zorluklar bunlar. Matrix, tamamıyla oturmuş bir şey değil, üzerinden çok şey çıkarabiliriz; fakat yapabileceğimiz sınırlı varsayımlar ve analizler bizleri tamamıyla bilgilerden çok fikirlerimizle sınırlandıracaktır. Bu noktada sınırlanmak insan ırkının başa çıkamayacağı zorlukların başında geliyor benim için. O yüzden tavşan deliğinin sınırlarını daha fazla zorlamadan gelinebilecek son noktasını burada sizlerle paylaşıyorum.

Saygılarımla.

2wnsrfs

The Matrix (1999)
The Matrix poster Rating: 8.7/10 (1,244,275 votes)
Director: Lana Wachowski, Lilly Wachowski
Writer: Lilly Wachowski, Lana Wachowski
Stars: Keanu Reeves, Laurence Fishburne, Carrie-Anne Moss, Hugo Weaving
Runtime: 136 min
Rated: R
Genre: Action, Sci-Fi
Released: 31 Mar 1999
Plot: A computer hacker learns from mysterious rebels about the true nature of his reality and his role in the war against its controllers.