The Man From Earth: Holocene

Please log in or register to like posts.
News
The Man From Earth: Holocene

2007 yapımı The Man From Earth, kısıtlı bir bütçeyle (200.000 USD) çekilmiş, müthiş kitlelere ulaşmayı başarmış ender filmlerden biridir. İlk filmi nasıl bir öneriyle izlediğimi hatırlamıyorum, çünkü yazılı ya da görsel bir reklam görmeden filme denk gelmedim. Ama filmi ne kadar sevdiğimi anlatmış ve bilim kurgunun hiçbir görsek efekt kullanmadan da ne kadar başarılı yapılabileceğine dair birkaç kelam etmiştim.

İlk filmin üstünden 11 yıl gibi kayda değer bir süre geçti. Her ne kadar ikinci filmin 2016’nın Haziranında gösterimi girdiğini bilsek de ne yazık ki ülkemizde hiçbir sinemada gösterime girmediği için izleyememiştim. Aksi gibi DVD ya da Bluray kopyalarını da ülkemizde mümkün değil. İlk filmin damakta bıraktığı o tat, filmi sevenlerin ilk filmi defalarca izlemesine, beğeneceğini düşündükleri birçok arkadaşına da yayılmasını sağladı. Olan biteni sadece “galiba bir tek biz böyle zannediyoruz” derken bir de baktım ki video paylaşma sitelerinde The Man From Earth: Holocene yayınlanmış. Nasıl yani derken bir de baktım ki olayın aslı ilk filmi izleyip bir şekilde filmi bulanlar için bir sürpriz barındırmakta.

The Man from Earth: Holocene
The Man from Earth: Holocene

İki filmin de yönetmeni olan Richard Schenkman, filmi kendilerinin paylaştığını ve bu film ile (Holocene) bir sosyal deney yapmak istediklerini söyledi. Ekip, her iki filmi de Moviesaints sitesine yüklemiş. Yönetmenin açıklaması ise şöyle:

Merhaba, ben Richard Schenkman. “Dünyalı” filminin ve izlemek üzere olduğunuz “Dünyalı: Holosen”in yönetmeniyim. Dünya’da bu filmi izlemek isteyen herkesin indirerek ya da internet üzerinden filme ulaşabilmesi için ekibimle elimizden geleni yapıyoruz. Bizzat video paylaşım sitelerine yükledik bile. Pek çok kişi ücretsiz olarak filmimize ulaşabilecek olsa da film yapılırken para harcanmadığı anlamına gelmiyor bu. Filmin yapımında onlarca kişi, aylar hatta yıllar boyunca çalıştı ve karşılığını almayı hak ediyorlar. Tıpkı her ne iş yapıyorsanız sizlerin de hak ettiği gibi.

Bu yüzden “ManFromEarth.com” adresini ziyaret edip, miktara bakmaksızın bağış yapan herkese minnettarım.Elbette filmi bedel ödemeksizin izlediyseniz. Saygı göstermek adına küresel bir deney bu. İnsanlara sorumuz şu: “Filmimizi izleyip beğenirseniz doğrudan yaratıcılarına ödeme yapar mısınız?”

Desteğiniz için tekrar teşekkür ederiz. Umarım “Dünyalı: Holosen”i beğenirsiniz.

[box type=”info”] Yazının devamı, filmi izlemeyenler için seyir zevkini kaçıracak ayrıntılar barındırabilir![/box]

 Brittany Curran, Sterling Knight, Carlos Knight, Akemi Look © 2017 MFE II LLC
Brittany Curran, Sterling Knight, Carlos Knight, Akemi Look © 2017 MFE II LLC

Yazının devamında ilk filme referans birçok ayrıntıyı es geçebilirim çünkü The Man From Earth’ü izlememiş olanlar için ikinci film bir şey ifade etmeyecektir. Gel gelelim ikinci filmimiz olan The Man From Earth: Holocene‘e.

John Oldman, yeni 10 yıllık hayatında tekrar isim değiştirip John Young olmuştur. Tekrar bir üniversitede Profesör olan John, bu sefer tarih dersi yerine dinler tarihi dersi vermektedir. İlk filmden de bildiğimiz üzere kendisi “İsa” olan John için bu dersi vermek inanılmaz kolay bir iştir ve tecrübelerine dayanarak anlattığı olayların akıcılığı ve ayrıntılarda gizli olan alameti farikasıyla fakültedeki her öğrenci, profesörün dersine koşarak gider ve John Young kısa bir sürede oldukça popülerleşir.

John, önceki yaşamlarında da oldukça popülerdir ama bu sefer oyunu bozan başka bir şey daha vardır. 14.000 yaşındaki John’u yaşlanmış bir halde görürüz. Saç, sakal ağarmıştır. İlk filmin aksine John, partneriyle aynı evde yaşayacak kadar düzenli bir ilişkiye girmişti. Oysa ilk filmde, önceki yaşamlarından edindiği tecrübeler dolayısıyla köklü ilişkilere oldukça mesafeli olduğunu görmüştük.

Yaşlanmayı oldukça ciddi bir problem olarak gören John, gördüğümüz kadarıyla oldukça ağır bir depresyon geçirmektedir. Doğal yaşama olan hasretini sürekli eşine de anlatan John, kendi bilgi birikimiyle buna sebep olan ihtimalleri değerlendirir. Doğal olmayan şartlarda yetiştirilen meyve, sebze, hava kirliliği vs. Sebebin ne olduğu tam olarak anlatılmaz ama ve filmin sonu da buna bağlı olarak açık uçlu bir şekilde sonlandırılır.

Gel gelelim dikkatimi çeken ve sizin de bu konuda düşünmenizi istediğim ayrıntılara. İlk filmde de yazdığım gibi böylesi bir kurguda hiç İslamiyete ya da dünyayı değiştiren diğer dinlere değinilmemiş olması benim canımı sıkan ama yine de makul bir kabullenmeyle es geçtiğim konulardı. Benim gibi düşünen çok kişi var mı, varsa bunlar bir şekilde film ekibine bu konular nasıl yansıdı bilmiyorum ama John, saçlarındaki beyazlar için boya önerisi gelince “Biliyor musun? Muhammed de saçlarını boyardı.” şeklinde bir replik kullandı. Nitekim İslamiyette de saçlara kına yapmak sünnet olarak kabul edilir. Doğruluğunda emin olmasam da şöyle bir hadis bulunmakta:

(Resulullaha vahiy gelince, başına ağrı gelir ve başına kına koyarlardı.) [İbni Sünni]

Ayrıca Hristiyanlığın ya da birçok dinin temellerinin Kabalist gelenek göreneklere dayandırıldığı kısa bir replik olsa da filmde geçti. Hani şey der gibi; “Biz de farkındayız bunların. Ama asıl derdimiz bu kurgu ve John’un hikayesi.”

İlk filmden tanıdığımız Art, o gece yaşananlara olan kızgınlığı dolayısıyla sözü edilen her şeyi bir kitap haline getirir ve tüm akademik camiada alay konusu olur. Filmimizin ana teması da, bir şekilde John Young’ın, John Oldman olduğunu anlayan 4 üniversite öğrencisinin Art’a ulaşıp, John Oldman’i bulduklarını iletmeleriyle gelişen olayları anlatmalarından oluşuyor.

William Katt © 2017 MFE II LLC
William Katt
© 2017 MFE II LLC

Size üzücü bir haberim var ama. İlk filmdeki gibi aklınızı başınızdan alacak bir hikaye bekliyorsanız çok yüksek beklentilerle filmi izlememenizi öneririm. İlk filmin aksine ikinci film, hayatları John Oldman’le kesişen üniversitelilerin aksiyonundan ibaret dersek yalan olmaz. Olan bitenin içinde tekrar dini bütün bir Hristiyan ile olan diyalog filmin en vurucu tarafı olmuş. Ayrıntılarından söz etmeyeceğim ama eski filmin tadını veren çok fazla olayın olmadığını bilmeniz yeterli olacaktır.

Sanırım yapımcıların asıl derdi de ilk film kadar sükse yapması değil de böyle bir hikayenin devam edip etmemesine izleyicinin karar vermesi. Filmin girişindeki açıklamaya benzer bir açıklamayı da filmin sonunda izliyoruz. Yönetmen açık bir şekilde filmin devamı ya da bir dizisinin çekilmesine, izleyicilerden gelecek parayla karar vereceklerini söylüyor. O yüzden filmin açık uçlu olarak bitirmişler. Yani işler istendiği gibi gitmezse ve bu adamlar da “John öldü beyler” diye bir açıklama yaparlarsa şaşırmayın. Aynı şey, “John yaşlandı ama hâlâ ölümsüz” için de geçerli.

Yazıyı da bir itirafla bitirmek istiyorum. İlk film şu anda IMDb’de 8 puan almış durum. İkinci film ise averajda 5,8 puan almış. Bunu ilk filmi izlemeden ikinci filmi izleyenler vermiştir diye düşünüyordum ama filmi izledikten sonra dürüst bir şekilde söylemeliyim ki ikinci filmin hak ettiği puan gerçekten o.

Uzun zaman sonra geçmişte harika bir arkadaşlık yaşadığınız, çok eğlenceli, bir o kadar bilgili-kültürlü bir arkadaşınızı 10 yıl sonra tekrar görüp tamamen bambaşka biriyle konuştuğunuzu, o eski arkadaşınızın karşınızda olmadığını anlayınca içinize kekre bir hüzün oturur ya, bende de aynen öyle oldu sanırım.

Sağlıcakla kalın, görüşmek üzere.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

code

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.