Bugün uzun zaman önce izlediğim bir filmden bahsedeceğim. Sırf daha güzel anlatabilmek için oturup tekrar izledim(beni sevin). Distopyalara delicesine düşkünüm, doğal olarak bu düşkünlüğüm filmleri de içeriyor. Ben de bir tanesini sizin için yazmaya karar verdim.

En baştan uyarayım bu filmi anlatırken spoilerları mermi yapacağım arkadaşlar, ateşe hazır olun.

Film Güney Kore-Amerika ortak yapımı ve 1982 basımı bir Fransız çizgi romanı olan La Transperceneige’den uyarlanmış. Yönetmen koltuğunda Güney Koreli yönetmen Joon-ho Bong var ve filmin yapımcısı da Old Boy’un yönetmeni olan Chan-wook Park. Sadece bu ikisi bile filmi izlemek için yeterli sebepler aslında. Oyuncular hakkında yorum yapmak istemiyorum çünkü bu konuda çok da fikrim yok. Sadece Mason rolünü oynayan Tilda Swinton’ın önünde saygıyla eğiliyorum.(Allah seni kutsasın Tilda!)

 tilda_swinton_shoe_snowpiercer

Filmin konusu genel olarak şöyle; 2031 yılında giderek ısınan dünyayı biraz olsun soğutmak ve küresel ısınmayı yavaşlatmak için CW7 adında bir gaz atmosfere bombeleniyor. Bilim, doğa ana karşısında büyük yenilgiye uğruyor ve dünya bir buzul çağına giriyor. Yaşam kelimenin tek anlamıyla “ölüyor”. Kafayı lokomotif sistemiyle bozmuş bir adam, bütün dünyayı dolaşan ve hiç durmayan trenine belli sayıda insan alıyor ve insan ırkının devamlılığını sağlamaya çalışıyor. Ancak tabii ki bu kadar basit değil.

Şu andan itibaren spoilerlar başlıyor, isteyen x’e koşsun ve önce filmi izlesin. Benim gibi spoilerlara bayılanlar devam!

Tren, filmde kapitalist sistemi temsil ediyor aslında ve gerçek hayatta nasıl sınıflar arası hiyerarşi varsa trende de aynı düzen devam ediyor. Ancak normalde alt-üst olarak sıralanan sınıflar bu kez trende ön-arka şeklinde sıralanıyor. Zengin ve elit kesim ön vagonlarda lüks içinde yaşarken arka vagonlar hayatını hâkim iktidarın sınırlı olarak verdiği protein çubuklarıyla sürdürmeye çalışıyor. Diyaloglarda hiç durmayan ve bütün dünyayı bir yıllık sürede dolaşan trenin, Kutsal Lokomotif’in ne kadar önemli olduğu vurgulanıyor yani sistem yüceltiliyor. Herkesin önceden seçilmiş bir konumunun olduğu her fırsatta dile getiriliyor(herkes haddini bilecek).

snowpiercer2

Ana karakterimiz Curtis ve arkadaşları, en arka vagondan en ön vagona doğru ilerleyerek trenin kontrolünü ele geçirmeyi planlar. Yani devrim yapacak ve bu adaletsiz sistemi değiştireceklerdir. Çünkü “we control the engine, we control the world.” Bu uğurda verdikleri mücadelede bütün vagonlardan sırayla geçilir. Kendilerine verilen ve aslında böceklerden elde edilen protein çubuklarının yapıldığı vagondan, et ve sebze üretim tesislerinin olduğu vagonlara; insanların Kronol’la kafayı bulduğu gece kulüplerinden saunanın olduğu vagonlara kadar bütün vagonlar… Ama en çok dikkat edilmesi gereken, çocuklara eğitim verilen ve aklımda limon sarısı olarak yer eden vagondu. Sistemin dayanıklılığını buradan aldığını ve burada öğretilenlerle devamlılığını sağladığını görebiliyorsunuz. Daha önceki devrim ya da darbe denemeleri çocuklara kötüleniyor ve olası girişim-kalkışımlar çok önceden engelleniyor.

snowpiercer

Curtis Bey ve arkadaşları büyük mücadeleler ve kayıplar sonunda ön vagona ulaşır ve burada Kutsal Lokomotif’in yaratıcısıyla karşılaşılır. İşte tam da orada sistemi bütün çıplaklığıyla yüzümüze vuran cümleler kurulur. En büyük spoiler burada aslında ama size bu kadarını yapmayacağım. Hele sistemi ayakta tutan Wilford’un kapısı açılmadan hemen önce Curtis’in anlattığı bir hikaye var ki… Gerçekten kalbim kırıldı 🙁

screening-bong-joon-hos-snowpiercer-curtis-and-wilford-3

En önemli mesajın şu olduğunu söyleyebiliriz ki; üst sınıfların varlığı ve sistemin devamlılığı için vazgeçilmez unsur alt sınıftır. Ön vagon, arka vagona muhtaçtır ve onun üstüne basarak yükselir. Ara sıra kaos gereklidir çünkü mevcut dengenin korunması için birilerinin ölmesi gerekir.

snowpiercer-trailer-2

Filmin içeriğiyle ilgili daha fazla spoiler vermeden bir de genel değerlendirme yapmak gerekirse; diğer distopik filmlere göre çok fazla aksiyon sahnesi içeriyor ve okuduğum yazılarda bu durum çok eleştirilmişti. Evet filmin Hollywood bir tarafı var ve evet, normalde -hep- kaos içeren distopyalar içerisinde fazla hareketli kalıyor. İki saatlik filmde aksiyon azaltılıp fikir daha çok ön plana alınsa daha iyi olabilirdi yorumları yapılıyor. İlk etapta ben de öyle düşünmüştüm ama bir taraftan da “Belki de kapitalist sistemin acımasızlığını ortaya koymak için bu kadar aksiyon gerekliydi?” diye düşünmeden edemedim. Çünkü o hızlılık içerisinde bile birkaç saniyelik görüntülerle size ”bir şeyler” düşündürüyor.

Filmi çok sevdim, çok beğendim öyle ki buraya yazısını yazacak kadar. Ama bitirirken şunu eklemek zorundayım. Film sizi çoğu zaman hem aksiyon hem fikir açısından yakalasa da bittiğinde “yav bi olmamış ama acaba niye olmamış?” hissinden kurtulamıyorsunuz. İkinci izleyişimde dahi bu histen kurtulamadım. Siz yine de izleyin, belki bana neden olmadığını anlatabilirsiniz. Tilda Swinton’ın repliğiyle; SO IT IS!

Snowpiercer (2013)
Snowpiercer poster Rating: 7.0/10 (186,930 votes)
Director: Joon-ho Bong
Writer: Joon-ho Bong (screenplay), Kelly Masterson (screenplay), Joon-ho Bong (screen story), Jacques Lob (based on Le Transperceneige by), Benjamin Legrand (based on Le Transperceneige by), Jean-Marc Rochette (based on Le Transperceneige by)
Stars: Chris Evans, Kang-ho Song, Ed Harris, John Hurt
Runtime: 126 min
Rated: R
Genre: Action, Drama, Sci-Fi
Released: 11 Jul 2014
Plot: Set in a future where a failed climate-change experiment kills all life on the planet except for a lucky few who boarded the Snowpiercer, a train that travels around the globe, where a class system emerges.