İnsan denilen canlının tanımı; biyolojik olarak hayvan türlerinden biri olduğu yönündedir. Yani tıpkı bir kuşu bir kediyi bir maymunu ve fareyi genel olarak hayvan olarak nitelemekle insanı hayvan olarak nitelemek arasında fark yoktur. Peki Biyoloji bunu söylerken Felsefe ne diyor? Felsefe tarihi boyunca ontolojik temelli epistemolojik sorulara cevap arayışının nedeni olarak “merak” öne sürülmüştür. Ancak Felsefe tarihiyle yakından ilgilenen bir psikoloji öğrencisi olarak benim “Felsefe Nedir?” soruna yaklaşımım, pek de “merak” olmadığı yönünde…

Felsefe, insanın kendini diğer hayvanlardan ayırmak için yarattığı kavramlar silsilesidir. Peki gerçekten bu insanı diğer hayvanlardan ayırmış mıdır? Elbette evet! Ancak bu ayrım bir Lir kuşunun taklit yeteneği ile Capuchin maymununun hindistan cevizini kırmak için toprak altında yumuşatması kadar ayırt edicidir. Yani Felsefe bir üstünlük belirtisi değil sadece bir farklılıktır. Ancak insanoğlu için farklılık asla yetinilecek bir şey değildir! Üstün olma gayesi her zaman için kendini aleni bir şekilde göstermiştir.

Lucy (2014)

Lucy (2014)

Dünyanın hatta Evrenin kendisi için var olduğuna, her şeyin kendisi için oluştuğuna kati surette inanmaya ve inandırmaya başladı. Önce doğayı şekillendirdi; ağacı kesti, suyun yönünü değiştirdi ve doğada olan her şeye kendince anlam vermeye başladı. Hatta öyle ki bir insan icadı olan matematiğin bile kainatın özü olduğunu ve pozitivizmin yegane doğru olduğunu kabul etti. Sayılar üretip, hayatın sayılar üzerine kurulu olduğunu söyledi. Zamanı oluşturduk, değişimleri zamana bağlı kıldık ve hükmedilemediği için de zamanı üstün kıldık. Yaşamı, zaman dilimlerine ayırıp, içlerinin doldurulması gereken evrelerden oluştuğunu söyledik. Gittikçe doğadan kopmaya başlıyoruz.

Yakın zamanda vizyona giren Lucy filminde de bu anlatımıma benzer bir konu işlenmektedir. Felsefe ve varoluş diyalektiği ile ilgilenmeyen kimseler için sadece bir bilim kurgu gibi görünse de anlatılan konu itibariyle radikal aldanma ve septisizmi irdelemektedir. Sosyal evrimin bir sonucu olan gerçekliğin, zaman algısıyla açıklanması, düşünmek için bir çaba harcamayanlar için tek gerçekliğin “görünen” olduğunu neredeyse her sahnesinde göstermektedir. Ancak anlatmak istediği ise; görünenin hakikatin zihindeki yansıması olduğudur. Kişiden bağımsız bir gerçekliğin olduğunu, ancak kişinin tanımı ile algılanabildiğini anlatan filmde, Lucy karakterini oynayan Scarlett Johansson’ın istem dışı yüksek dozda aldığı uyarıcının etkisiyle beyin kullanım kapasitesinin gittikçe artmasını ve artmasıyla değişen hayatını konu ediniyor. (Beyin kullanım kapasitesi farazi bir söylemdir. Beynin büyüklüğü veya kullanım kapasitesi ile zekanın ve pifenomenolojin -telepati, telekinezi, astral seyahat –  bir bağlantısının olduğunu gösteren bilimsel bir çalışma yoktur.)

Lucy (Scarlett Johansson)

Lucy (Scarlett Johansson)

Luc Besson‘un yönettiği filmde hikaye örüntüsüne dair anlatacağım çok şey yok çünkü benim ve benim gibi felsefeye merak salmış kimseler için filmde önemli olanın, farkındalık açacak kavram nitelemeleri olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden sadece (spoiler vermemeye çalışarak) filmde var olan bazı pasajlar hakkında düşüncelerimi yazmak isterim.

Ben kimim? Ben neyim? Gibi sorularla başlar farkındalığın ilk adımları. Ben kimim sorusu her ne kadar sosyal psikoloji konusu ise de “Ben neyim?” sorusuna cevap arayışım; beni fazlasıyla heyecanlandırıp felsefenin şefkatli ama katı yürekli annevari kollarına iter. Farkındalığın ilk adımı ile ilk önce doğadan kopma fikriyle karşılaşırız. Bütün dinler, bütün öğretiler ve mevcut Evrim Teorisi de bu konuda hemfikir; “İnsan Doğadan gelmektedir!” Ancak bu gelme sürecine verilen cevaplar farklı olmaktadır. Filmde de ilk olarak anlatılan, insanın doğadan geldiği ancak zaman ve coğrafi değişimlerden ötürü biyolojik adaptasyon sonucunda bu günkü halimizi aldığımızı söyler. Yazının ilk başında da anlattığım gibi zaman kavramını var ederek kavram nitelemelerimizi kısıtladığımızı anlatır.

 Film aynı zamanda her şeyin titreşimlerden kaynaklandığını, ancak sosyal bütünlüğün varlığını sürdürmesi açısından belirli titreşimleri herkesçe eşit zaman dilimlerine sıkıştırıldığını anlatır. Yani bir masa, öz itibariyle evrendeki muhtelif titreşim dalga boylarından biridir. Ancak tüm canlılar olarak ortak bir görünmez bağ ile bağlı olduğumuzdan (Durkheim’in bütünün organizma hali söyleminden farklı olarak) doğal otonom sistemimizin işlendiği her yerde o masayı masa olarak görürüz. Ancak en basit örnekle beyin talamusunun farklı işlemesi halinde o masa artık masa değil farklı bir şey olacaktır. O kimseye masanın şeklini sorduğumuzda bize hepimizce kabul edilmiş masanın şeklini tasvir etmeyecektir. Ve kesinlikle ona bizce kabul edilmiş masa halinin gerçek şeklinin bizim gördüğümüz halde olduğunu anlatamazsınız. Tıpkı bize bir kurşun kaleminin aslında bir kuyruklu yıldız olduğunu anlatılmayacak olması gibi.. Yani gerçeklik, sadece algı ile değil insan fizyolojisinin kabul edebildiği duyularla da ilgilidir.

Gerçeklik zamanın efendisidir ancak hakikat, zamanın uşağıdır. Çünkü hakikat realite hakkındaki izlenimimizdir, bu da yukarda bahsettiğim gibi izlenimimizin sadece zamana sıkışmış dalga boylarından ibaret olmasındandır. Ancak realite; dalga boylarının kendi başına varlığını sürdürmesini sağlayan ortamdır. Filmde sıklıkla üzerinde durulan nokta da budur; Gerçekliğin algısında kabul edilebilir eşik nedir? İnsan olarak şu an için buna muktedir miyiz? Her şeyin farkında olmak, bizi ne denli insan (duygular açısından) bırakır. Farkındalık eşiği artarsa bu gün gördüğümüz dünya tümden değişecektir. Daha farklı renkler görüp, çok daha farklı sesler duyup, boyut kavramını ortadan kaldırabileceğiz. Peki bu mümkün mü? Benim bu konuda naçizane fikrim; insanın algı eşiklerinin değişemeyeceği yönündedir. Eşik oranı evrimsel süreçte insan için en olabilir halde oluşmuş ve belirli bir düzeyde kalmıştır. Eşiklerin hem biyolojik evrim hem de sosyal evrim açısından tek düzeyde kalması, hayatta kalmak ve türün devamı için şart olduğundan bunun binbir türlü teknik denemeleri ve uyarıcı kullanılması halinde de değişeceğini sanmıyorum. En fazla kişinin uyanık rüya görmesini sağlar.

 Film ve film hakkındaki düşüncelerim bu kadar. En kısa sürede izlemenizi tavsiye eder ve benim göremediğim ya da yanlış gördüğüm yerleri yorum olarak yazmanızı rica ederim. Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.

Lucy (2014)
Lucy poster Rating: 6.4/10 (336,042 votes)
Director: Luc Besson
Writer: Luc Besson
Stars: Scarlett Johansson, Morgan Freeman, Min-sik Choi, Amr Waked
Runtime: 89 min
Rated: R
Genre: Action, Sci-Fi, Thriller
Released: 25 Jul 2014
Plot: A woman, accidentally caught in a dark deal, turns the tables on her captors and transforms into a merciless warrior evolved beyond human logic.