Ustalara saygı kuşağında biraz gerilere gitmek istedim bu yazımda. Yıl, 2019. J Tyrell Şirketi insanlık yararına bir bakıma köle olacak replika/android insanımsı canlılar üretmektedir. İşte konu bu teknolojik gelişme çerçevesinde gelişir. Film hakkında bilgileri incelerken bu konu ve Harrison Ford ismi filmi izlemem için yeterli sebepler olarak ortaya çıktı.

Aslında gayet yerinde ve karışık bir konu olarak işlenmesi eminim Ridley Scott için (filmin yönetmeni) gayet keyif verici olmuştur. Filmin senaryosu Türkçe’ ye Android’ler Elektrikli Koyun Düşler mi? (Do Androids Dream Of Electrıc Sheep?) şeklinde çevrilen romanından uyarlama.

Yazının devamı filmi izlememiş olanlar için spoiler içerir!

Dünya, 3. Dünya Savası sonrası yaşanılması neredeyse imkânsız bir yer haline gelmiştir. Dünyada kalan insanların çoğu da savaş sonrası kalan radyoaktif maddelerden bir hayli etkilenmiştir ve sağlıklı olan bireyler de yavaş yavaş hastalanmaktadır. Bu yüzden dönem yöneticileri de insanları bir an önce alternatif yaşamın olduğu Mars’a göç etmelerini önermektedir. Giden her aileye de bu repliklardan birisi kendilerine hizmet etmesi için köle olarak verilir. Ve bu replikaların da dünyaya gelmesi yasaklanır. Yalnız buradaki ayrıntılardan birisi de sağlıklı olmayan bireylerin dünyayı terk etmesine izin verilmemesidir.

Yani sözünü edeceğim tarihte Dünya yaşanılası bir yer olmaktan çıkmıştır. Bunu bilerek yazıyı okursanız kafanızda daha iyi bir atmosferle fikir edinebileceğinizi düşünüyorum.

Kölelikten kaçan 4 replikadan biri yakalanır ve replikaların yakalayıp infaz etmekle (ki polisler buna emekliye ayırma demektedirler) görevli bir polis yakalanan replikaya, insan olup olmadığını anlamak için bir takım sorular sorar. Bu sorular karşısında göz bebeğinin tepkisi ölçülerek kayıt alınan bu tepkilerin normal bir insanın verdiği tepkilerle karşılaştırılarak karşıdakinin gerçek bir insan ya da replika olduğu anlaşılmaktadır.

Polisin bu sorgusu, replika tarafından öldürülmesiyle sona erer. Bu durumu gören polis amirleri bu işi, kendi dalında en iyi olan polis memuru Rick Deckard (Harrison Ford)’a verirler. Burada sinirimi bozan ayrıntı da şuydu: Yalvarıyorum bir polisiye aksiyonda da yapılacak büyü işi emekli olmak isteyen bir polis memuru yapmasın. Nasıl bir psikolojiyle bu seçimi yapıyorlar anlamakta güçlük çekiyorum. Gerçi 1982 yapımı olduğunu düşünürsek büyük ihtimalle bu klişenin kullanıldığı belki de ilk filmler arasındadır ama yine de benim dahil olduğum jenerasyon itibariyle bayağı gözüme battığını söyleyebilirim.

Replikalardan da biraz bahsedeyim. Sözü edilen yıllarda genetik bilim almış başını gitmiştir. Dünyadaki doğal yaşam neredeyse son bulmuştur. Dolayısıyla bu genetik kopyalamalar insanlardan hayvanlara hatta neredeyse bizim tabirimizle serbest meslek erbaplarının kendi atölyelerinden yapabildikleri bir düzeye gelmiştir. Şöyle ki, yapılıp köle olarak gönderilen replikaların gözlerini biri, beyinlerini biri, olması gereken anıların beyne işlenmesini ayrı bir bilim insanı kendi laboratuvarında yapabilmektedir.

Yapılan replikalar o kadar iyi düzeydedirler ki, kimi zaman onları yapan bilim insanlarından fiziksel ve zihinsel olarak daha yetenekli olabilmektedirler. Ama bir sigorta olarak, tasarlanan bu köleler sadece 4 yıl yaşayabilmektedirler. İşte insanlarla olan sorun da bu noktada başlamaktadır. Normal bir insandan farkları olduğundan haberleri bile olmayan bu replikalardan kaçarak dünyaya gelen 4’ü kısıtlı bir hayata sahip olduklarını anlamış ve bu durumun düzeltilmesi için onları tasarlayan bilim adamının peşine düşerler.

Filmin konusu da bu kovalama sırasında yaşananlar aslına bakarsanız. Ama gerçekten filme konu olan, alt metinlerde geçen o kadar ciddi konular var ki bu sıradan kovalamacadan daha çok ilgimi çekti.

Filmin atmosferi, günyüzü görmeyen bir düyada geçmekte. Bir savaş sonrası neredeyse Amerikalı vatandaşlar hariç her devletten oluşan bir topluluk vardır. Nedense Çinlilerin filmin her yerinde olması beni rahatsız etti. Başka bir ırka mensup bireylerin tamamının dünyadan ayrılıp, Çinlileri ve (bir yerde geçen) Arapları dünyanın o çöplük haline bırakılması bana biraz ırkçı bir tercih gibi göründü.

Diğer bir konu da kölelerin aslında olması gereken değeri görüp görmedikleri… Bu konuda siz okurun da biraz kafa yormasını istiyorum. Neredeyse her haliyle insanlarla aynı hatta birçok konuda daha iyi olan bu köleler sadece yetişkin olarak oluşturuldukları için hatırlar ve öğrenmeleri gekenler konusunda bir takım eksiklere sahipler. Tam olarak merhamet ve sevgi gibi duygulara ya da bu duyguların ifade etmesi için gereken tepkilere vakıf değiller. Zira polis memuru Rick Deckard, sorguladığı bir replikaya “Bir tiyatro oyunu izliyorsunuz, sahnede şölen verilmekte. Konuklar yemek öncesi çiğ istiridyelerin tadını çıkarıyorlar. Başlangıç yemeği olarak yağda kızartılmış köpek var.” Diye sıraladığı durumlar karşısında muhtemelen sonradan öğrendiği insanları sevme ve kıskanma rollerine karşı diğer canlılara olan merhametini sınamakta. Çiğ istiridye ve yağda kızartılmış köpek… Bu sıralanan karşısında alması gereken tepkilere alamayan Rick, kölenin infazını yapmak ister. Ama bir şekilde köleyi elinden kaçırır. Sonrasında da bu köle Rick’ i başka bir köle onu öldürmek üzereyken köleyi sırtından vurarak kurtarır.

Yani insana gereken değeri vermiştir. O android her ne kadar köle olarak kullanılsalar da kendilerinden olan bir bireyi bir başkasına zarar vereceğini düşündüğü için emekliye ayırabilmektedir. Bu durum polis memuru Rick’ i ciddi bir ikileme sürükleyecektir. Eğer sana zarar vermiyorsa neden 4 yıl da olsa yaşamasınlar? Duygularının gerçekliğini sorgulama yetkisi nasıl ellerinde olabiliyordu. Aşk konusunda farklılıklar olabilir miydi? Bir insanın bir replikayı sevmesi ne kadar doğru olabilirdi? Bu ilişkinin doğruluğu ya da göreceli normalliğini, birbiri öldürmek için elinden geleni yapan insan ırkının büyük bir rahatlıkla sorgulayabileceği bir değer miydi?

Bu tür durumları bir filmin senaryosu ile yargılamak ne kadar doğru olur bilemiyorum ama filmi izledikten sonra içimde kitabı okuma isteği doğmadı değil. Bilim kurgu filmlerinden hoşlanan sinemaseverlerin 1982 yılının şartlarına göre çekilen bu filmi çok da yüksek beklentiler olmadan izlemesini tavsiye ederim.

Bu arada filmi de vakti zamanında pek hasılat yaptığı söylenemez. Hatta zarar etmiş yapımcılar. Filmin bütçesi $28,000,000 ama elde ettiği hasılat $27,580,111’ı aşamamış. En azından bu veriyle zamanında pek sükse yapmamış olduğunu varsayabiliriz. Sizleri fragmanla baş başa bırakıyorum. İyi seyirler.

Blade Runner (1982)
Blade Runner poster Rating: 8.2/10 (470,701 votes)
Director: Ridley Scott
Writer: Hampton Fancher (screenplay), David Webb Peoples (screenplay), Philip K. Dick (novel)
Stars: Harrison Ford, Rutger Hauer, Sean Young, Edward James Olmos
Runtime: 117 min
Rated: R
Genre: Sci-Fi, Thriller
Released: 25 Jun 1982
Plot: A blade runner must pursue and try to terminate four replicants who stole a ship in space and have returned to Earth to find their creator.