Dünya tarihinde, uğruna yapılan savaşlar ve insanlık tarihini değiştiren dinlerin birçok gelişiminin yaşandığı çok fazla şehir yoktur. Bunlardan birisi de aslında bize çok da uzak olmayan, Bağdat’ın yaklaşık 100 Km güneyindeki Babil (Babylon)’dir. Hani şu asma bahçeleriyle ünlü Babil.  Kral Nebuchadnezzar (evet evet, hani Matrix’teki Neo’yu kutuluşa götüren gemi) tarafından kurulup daha sonra gelişerek ve zamanına göre çok büyük sayılacak nüfusuyla birden cazibe mekanı hali gelen bir şehirdir Babil. Yalnız ne var ki daha sonra yaşanan aşırılıklar dolayısıyla hiçbir ilahi dinde övgüyle söz edilmez bu şehirden. Ekşi Sözlük yazarlarından turcopolis‘in yaptığı güzel bir tespiti sizinle de paylaşayım istedim. 

her ne ise bu uygarlığın ve kentin inanılmaz bir uhrevi kötü namı var.
babil bir kısmı için anlaşılabilir, bir kısmı için pek idrak edilemez nedenlerle (aslında kökeninde yahudilik öğretilerinin etkisi yatar hepsinde) bir çok dinde yerden yere vurulmuş, nifakyıkım ve şer yuvası ilan edilmiş.

hristiyanlık’ta böyledir; incil‘in esinleme(ing. revelation), daniel ve jeremiah bölümlerinde babil ve kralları adeta lanetle anılmıştır.
museviler babil’i külliyen lanetlerler, zira antik ortadoğu’daki son israiloğulları devleti olan yehuda krallığı nebukatnezar (esas bilinen 2. nebukatnezar) yönetimindeki babil imparatorluğu yıkılmıştır. genesis/tekvin‘de de babil’in tanrı’yı kızdırmasına ilişkin bahis vardır.
ve, muhtemelen musevilik ile olan etkileşimi neticesinde, en alakasız biçimde rastafaryanizm hiç durur mu, orda bile babylon kötülük olarak sembolleştirmiştir.
ve evet, kur’an‘da da bakara suresi‘nde bahsi geçmiştir.allah emrine karşı gelip sihir öğrenen günahkar insanlar olarak..

bir kent ve uygarlık dinlerce bu kadar yerin dibine sokulabilirdi.

Şimdi ne yalan söyleyeyim, afişine bakıp adını okuduktan sonra aklımdan bunlar geçti, ben de sofistike ya da tarihi olaylara gönderme yapan bir film bekledim. Ama beklentilerimin oldukça altında kalan bir film izledim ne yazık ki. Öylesine kötü bir film ki, yönetmeni  (Matthieu Kassovitz) bile yapımcı şirketin müdahaleleri dolayısıyla filmi istediği gibi çekemediğinden dem vurarak filmin istediği gibi olmadığını açık açık söylemiş.

I’m very unhappy with the film, I never had a chance to do one scene the way it was written or the way I wanted it to be. The script wasn’t respected. Bad producers, bad partners, it was a terrible experience.

Bir roman uyarlaması olan filmimizin tamamı çekildikten sonra çocuklar da izleyebilsin diye 13 yaş sınırı yüzünden yaklaşık 70 dakikalık bir kısmı filmden çıkarılmış. Hal böyle olunca Vin Diesel gibi yapılı bir aktörün askyion filmi resmen “kuşa” dönmüş. Oldukça kopuk bir film çıkmış ortaya ki yazının ilerleyen bölümlerinde aklımda kaldığı kadarıyla bu aksaklıkları sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Kahramanımız Toorop (Vin Diesel) eski bir profesyonel (paralı) askerdir. Yaptıklarının amaçsız olduğuna kanaat getirdiği vakit ordudan ayrılır ve bir Amerikalı olarak Rusya’da yaşar. Filmde savaş sonrası inanılmaz bir çöküş yaşayan Rusya resmedilmiş. Toorop ise Amerikada işlediği terör suçu dolayısıyla kaçak hayatı yaşar. Yalnız savaşın öncesi ya da sonrasına ilişkin filmde bir şey olmadığı için, Toorop’un yaşadığı coğrafyanın Amerika toprağı olup olmadığı konusunda bir fikrimiz yok. Amerika toprağı olabilir diyorum çünkü filmin ilerleyen dakikalarında göreceğimiz The High Priestess’ın konuşmaları, Rusya’da da anlık olarak yayınlanır.

Gérard Depardieu ve karizmatik burnu

Gérard Depardieu ve karizmatik burnu

Tıpkı bir asker gibi yaşamaya devam eden Toorop, kimseye güvenmez, kimseyle arkadaş olmaz ve kimsenin yardımını istemez (nedense bunları yazarken Chuck Norris Facts‘i hatırladım 🙂 ). Askeri yetenekleri dolayısıyla bir “kızı” Amerika’ya götürmek için tutulan Toorop ile başlayan yol hikayemiz, Toorop’un, Aurora‘yı bir kiliseden almasıyla mistik bir hava kazanır. Zira sebebini bilmediğimiz olaylar sonrasında dünyaya gelen Aurora, olanları önceden görebiliyor, ya da kaplanların klon olduğunu anlayabiliyor. Şimdi filmin yayınlandığı kategori bilim kurgu olunca “nasıl yani” falan diyoruz ama olay esasında şu;

Aurora, Amerika’da yeni bir din kurmak isteyen bir bayanın (The High Priestess) yumurtalarından, bir bilim insanının bir bilgisayara dizayn ettirdiği bir bebektir!? Böyle bir insan, insanüstü yeteneklere sahip. İşte bu noktada kısa devre yapıyoruz.

Bu eskortluk macerasında Toorop’a  Aurora’ya annelik yapan, Oscar ödüllü uzak doğu filmi Kaplan ve Ejderha ile ününe ün katmış başarılı aktris Michelle Yeoh‘u Sister Rebeka rolünde izleriz.

Senaryo o kadar kopuk ki yol macerasında olan aksiyonun izleyiciyi yorması mı dersiniz, hangi olayın nasıl başlayıp bir o kadar ilginç bir şekilde makaslanarak bir sonraki sahneye geçilmesi mi dersiniz, olmaması gereken ne kadar aksaklık isterseniz var bu filmde. Örneğin, günümüzden 40-50 yıl sonrası şeklinde düşündüğümüz gelecekte geçen filmde kağıt şeklinde kapasitif dokunmatik, içinde GPS olan harita kullanan Toorop’un arabası 70 model bir hurda Amerikan arabasıdır.

Ayrıca değinmek istediğim farklı bir şey daha var. Toorop, görevini başarıyla tamamlar ve Aurora’yı Amerika’ya götürür, geleceği gören Aurora, hepsinin öleceğini söyler. Toorop vurulur, tam ölecekken Aurora, Toorop’u ikinci defa vurarak ona gelen güdümlü mini füzeden kurtarır ama Aurora’nın önünde yere düşen füzenin yeni hedefi Aurora olur. Ama o da ne! Bir önceki sahnede patlayıp adeta bir mini kara delik oluşturan güdümlü füze Aurora’nın önünde mucizevi olarak patlar ve alevler içinde kalan Aurora’nın kılına bile zarar gelmez. Efendime söyleyeyim, sonra Aurora hiç ilişkiye girmeden ikiz bebeklere hamile kaldığını öğrenir ama önünde füze paylayınca ölmeyen Aurora sebebini bilmediğimiz bir şekilde ölür çocuklarına baba olarak da Toorop’u seçer.

İşte böyle garip, kopuk bir film Babylon A.D. Ama yarın, öbür gün Matthieu Kassovitz çıkar; “Ben bu filmi zaten isteyerek bu şekliyle yayınlamamıştım, benim istediğim kısımlarıyla size bir Director’s Cut versiyonu hazırladım. Buyurun izleyin!” der. İşte bunca negatif tarafına rağmen DC versiyonu izlenilesi olabilir.

Ama bu film ile aklıma takılan, “film hakkında yazınca mutlaka bundan bahsetmeliyim” dediğim başka bir konu var. 90’lı yıllarda iri cüssesi ile aksiyon filmlerinden aranan adamı olan Arnold Schwarzenegger’den doğan boşluğu Vin Diesel kadar başarılı dolduracak az oyuncu vardır. Düşünsenize, bugün Terminator çekilseydi Vin Diesel harika bir T-800 olurdu. Değil mi? 🙂

Babylon A.D. (2008)
Babylon A.D. poster Rating: 5.6/10 (82,273 votes)
Director: Mathieu Kassovitz
Writer: Maurice G. Dantec (novel), Mathieu Kassovitz (screenplay), Éric Besnard (scenario and dialogue), Joseph Simas (screenplay)
Stars: Vin Diesel, Michelle Yeoh, Mélanie Thierry, Lambert Wilson
Runtime: 90 min
Rated: PG-13
Genre: Action, Adventure, Sci-Fi
Released: 29 Aug 2008
Plot: Veteran-turned-mercenary Toorop takes the high-risk job of escorting a woman from Russia to America. Little does he know that she is host to an organism that a cult wants to harvest in order to produce a genetically modified Messiah.

[youtube]http://www.youtube.com/watch?v=JyhEHKB6cmY[/youtube]