90’larda, henüz TV kanalları raiting uğruna akıllarını kaybetmemişken belki de dönemin espri kültürünü en çok etkilemiş yapımlardan birisiydi Bir Demet Tiyatro. Uzunca bir süre İnce İnce Yasemince’de Gani Müjde’nin kurduğu Tükenmez Kalem isimli senaryo grubunda yazarlık yaptıktan sonra 1995’te yayın hayatına başlayan Bir Demet Tiyatro ile tiyatro yazarlığında da ustalığını ortaya koyan Yılmaz Erdoğan, yaklaşık 7 yıl boyunca gösterimde kalacak bu yapımla, dönemin espri anlayışına kalite getirmeyi başaran ender isimlerdendir.

Bel altı esprilerden ziyade gerçekten başarılı kelime oyunlarıyla izleyiciyi güldürmeyi başarmak her dizinin harcı değildi zira. Tabii bu konuda işin en çok hoşuma giden taraflarından birisi de yazarı olmasına karşın Yılmaz Erdoğan’ın gerçekten oyunculara en uygun repliklerle, kendine iltimas geçmeden senaryoyu yazmasıydı.

Şahsım adına konuşayım, Mardin’de büyümüş biri olarak, ben o diziyi izleyene kadar tiyatronun nasıl bir şey olduğu konusunda en ufak fikre sahip değildim.  O dönemde değil tiyatro, sinema salonu bile yoktu Mardin’de… Belki de böylesine keyifli bir aktiviteyi böylesine güzel bir örnekle tanımış olmak da diziyi bu kadar sevmeme neden olmuş olabilir.

Diziden haberdar olmayanlar için de yapımı kısaca tanıtayım. Dizide Çıtır ailesinin hayatı mizahi bir dille dönemin olumsuzlukları da konu alınarak anlatılıyordu. otoriter, dürüst memur baba Burhan Çıtır, bir türlü bir baltaya sap olamayan delikanlı Mükremin Çıtır, evin kızı (aslında baş karakter) Lütfiye Çıtır ve “biraz” geç anlayan anne Telviye Çıtır’ı izledik yıllarca.

Lütfiye, evin akıl küpüdür ama Hıdır Dır ile evlenerek ilk hatasını yapar ve sonra boşanarak hatasını telafi eder ki Mükremin Çıtır’a göre Lütfiye, asıl hatayı daha sonrasında Fadıl Fıdıllıoğluyla evlenerek yapacaktır. Fadıl, dolandırıcı bir milletvekilinin asistanlığını beş kuruş almaksızın yıllarca yapar. Bu durum da kayınbiraderi Mükremin ve yandaşları için –kendi deyimiyle- tartaklanması için gayet yeterli bir sebeptir. Ama bütün bunlara rağmen geleceğin milletvekili adayı Fadıl Fıdıllıoğlu, evde sürekli kendisine çatılan bir içgüveysi olarak hayata sürekli olarak bardağın dolu tarafından bakan bir yapıya sahiptir.

Mükremin ise müzmin işsizdir. Sürekli olarak şiddet yanlısı otoriter babasının bulduğu işlerden kaytararak delikanlılık peşinde can dostu Tirbuşon ile deyim yerindeyse maceradan maceraya atılır. Her seferinde başlarını belaya sokmayı başarmaları da işin tadı tuzu olarak sunulur.

Evin hanımı Telviye ise kendine has mental yapısıyla dizideki mevzuları birkaç bölüm geriden takip eder. Süreli olarak kaybolması ya da evi su altında bırakması gibi manzaraya imza attığı fiillerin tek sahibidir. Yine de ev ahalisi, onu, her hatasına karşın canlarından çok sever.

Asıl kemik kadro buydu ama birçok oyuncuya, izleyiciyle gerçek manada tanışma fırsatı veren, şimdiki gidişatının aksine Beşiktaş Kültür Merkezi’nin yıldızla boğulduğu bir dönemdi o yıllar. Şimdilerde ise Çok Güzel Hareketler Bunlar’a denk geldiğimde, zaping yapmak için deli gibi kumanda arıyorum. Nedense şimdiki yapımları benim için hiçbir çekicilik unsuru barındırmıyor.

Bir de dizinin o dillere destan kadrosuna bakalım:

İsimlerinin yanına not aldığım gibi gelen zaman ölümlerle kan kaybeden ama buna rağmen diziye sürekli yapılan oyuncularla kalitesine kalite katan bir diziden söz ediyoruz.

Sorarım size, Eyvah Nejdet gibi her duruma uygun, belli fikirleri olan ve gerçekten arka planı böylesine oturaklı kaç tane “başrol oynamayan” oyuncu sayabilirsiniz?

Ya da Settar Tanrıöğer’in orjinalliğine sahip savaşma, seviş temalı ama adabın sınırlarını aşmadan diziye renk katan kaç tane karakter yazıldı şimdiye kadar?

Yani anlayacağınız bu yazı, Yılmaz Erdoğan’a bir methiye olarak algılanıyorsa (ki ben, daha çok ekibin çıkardığı işi ön plana çıkarmaya çalıştım ama), o, bunu hak ettiği için yazılmıştır. Tabii biraz da bizi şu anda oynatılan kötü dizilere mahrum ettiği için de yazıldı.

Yalnız Bir Demet Tiyatro’nun hayranı birisi olarak hazmedemediğim bir konuyu da sırası gelmişken yazmak istiyorum. O dönemin yapımlarına aşina olanlar hatırlarlar, Sıdıka diye gerçekten yayınlandığı döneme göre gerçek manada zamanın ötesinde bir dizi daha vardı. Dizide evin akıllı kızı Sıdıka, aklı biraz kıt ama bıçkın –işsiz- delikanlı Samim, ortalama bir anne ve aile bireylerine karşı şiddeti eksik etmeyen memur baba Zekeriya Saka karşımızdaydı. Yukarıda yazdıklarıma ne kadar uzak bir aile yapısı değil mi?

Dizi, Erdoğan Dikmen’in de vefatından sonra bitirildi. İyi de oldu bence. Tam da zirvedeyken efsane olarak bitirildi diye düşünürdüm hep. Bu düşüncem 2006 yılına kadar böylece sürüp gitti. 2006’da belki de hayranlarının dizinin tekrar çekilmesi istekleri karşısında kayıtsız kalmayan dizi ekibi 4 yıllık bir aradan sonra tekrar “motor” dedi. Ama bu sefer dizi ekibinde Olgun Şimşek, Bican Günalan ve Engin Günaydın gibi isimlerin olmayışı diziyi bekleyenler için ciddi bir hayal kırıklığı olmuştu. Senaryoda da yeni bir sayfa açmak isteyen Yılmaz Erdoğan da o eski heyecanın kaybetmişti belki de. İşler istenildiği gibi gitmiyordu. Önceki özgün içerikten ziyade yeni yayınlanan dizilerin, dizi içinde ti’ye alınmasına kadar çekilen bir tutukluk söz konusuydu.

Hal böyleyken atv ve diğer Ciner grubu yayın organlarına TMSF’nin el koymasından sonra TMSF ile anlaşamayan dizinin yapımcıları diziyi ikinci defa bitirme kararı aldılar. Bu da dizinin yayın hayatında kötü bir anı olarak kaldı.

Ama yine de şunu söylememek olmaz. Türk televizyonculuk tarihinin belki de en iyi yapımlarından birini izleyebildiğim için diziyi her hatırladığımda yüzümde sebebi belirsiz bir tebessüm oluşuyor. Yılmaz Erdoğan’ın yazdığı gibi “bu” da bir şeydir! Biz güldük ya… Yanağımızda izi kaldı.

Bir Demet Tiyatro (1995–)
Bir Demet Tiyatro poster Rating: 8.4/10 (2,286 votes)
Director: N/A
Writer: N/A
Stars: Demet Akbag
Runtime: N/A
Rated: N/A
Genre: Comedy, Family
Released: 14 Jan 1995
Plot: N/A