Herkese merhabalar. Malum geeklerin altın çağına şahitlik ediyoruz son 10 yıldır, bu iddialı bir sınıflandırma olsa da çizgiromanların ve bilhassa süper kahraman hikayelerinin revaçta olduğu su götürmez bir gerçek. Yakın zamanda çıkan yeni seriler ve bu kültürden beslenen sinema ve televizyon işlerinin içerisinde her ne kadar elle tutulur güzel şeyler üretilmiş olsa da hala pek çok çizgiroman aşığı bu işlerde aradığı tadı bulmaktan çok vasat işlerle yetinmekle kalıyor. Peki neden? Çünkü tabiri caiz ise DC ve Marvel gibi çizgiroman devleri yığın üretim-yığın tüketim prensibiyle bant üretimi yapıyorlar. Beyaz perdeye yansıyan her çizgiroman uyarlaması film, var olan talebi katladıkça da böyle yapmaya devam edecekler gibi görünüyor. Sinemada geek içerikler görmekten pek tabii memnunum ama eldeki mükemmel külliyattan faydalanılmaması ve bunun sonucunda çıkan işlerin hep hüsran hep hayal kırıklığı olması da şahsen içimi burkuyor. Çizgiromanlar sadece vakit öldürmelik, eğlencelik yayınlar gibi dursa da hikayeleri, öğretileri ve çıkarılacak dersleriyle meraklılarının damağında eşsiz bir tat bırakabiliyorken günümüz içeriklerinin bu değerleri adeta bir çöplüğe çevirmesini hazmedemiyorum bazen. Daha önce burada kalemine hayran olduğum Alan Moore çizgiromanlarından alıntıları derlemiştim, göz gezdirmek isteyenler için linkini bırakıyorum.

Bugün de benzer bir şey yapmak istiyorum, fakat bu kez bunu çoğumuzun tanıdığı bir karakterin ağzından yapmak istiyorum: Batman‘in. Batman’i seçme sebebim ise 1939’da yaratılmış bu 78 yıllık karakterin her geçen gün içinin boşaltılması. Christopher Nolan imzalı üçlemeyi bir yana bırakırsak eğer bu 78 yıllık külliyatın sinemadaki değeri sıfır, tam anlamıyla kocaman bir sıfır. Nolan’ın üçlemesini dışarıda tutmamın sebebi ise bu üçlemenin deneysel ve çizgiromanlardan oldukça bağımsız olması. Bu da demek oluyor ki bu üçlemenin farkı Batman’de değil, Nolan’da yatıyor. Bu üçlemeyle ilgili düşüncelerimi de daha önce yazmıştım, merak edenler için onun da linkini buraya bırakıyorum. Eğer siz de geçen yıl izleyicisi ile buluşan Batman v Superman: Dawn of Justice (Batman v Superman: Adaletin Şafağı, 2016) adlı rezilliği ve Gotham ilkokul polisiye piyesi bozması diziyi izlediyseniz neden kahrolduğumu az çok anlayabilirsiniz. Yine de yenilen pehlivan güreşe doymazmış, sütten yanan ağzımdan ders alıp üfleyerek yediğim yoğurdu bile zehir eden DC ve Warner Bros. ortak aklının “Biz de dersimizi aldık arkadaşlar, yeni filmimiz önceki devasa kaka yığınlarından farklı olacak” açıklamalarına güvenmek isteyerek bu sene vizyona girecek olan Justice League (Adalet Birliği, 2017) filmi yüzümüzü güldürür diye ummaktan geri durmuyorum. Bu yazının girizgahı biraz uzamış olsa da affedin beni ve “Gerçek Batman bu değil a dostlar!” çırpınışımı. Size tartışmasız çizgiroman dünyası içinden en sevdiğim karakteri, en sevdiğim alıntılarıyla derlemek istedim. O sebeple bu derlemede film repliklerini değil, çizgiroman alıntılarını toplamayı tercih ettim. Bu alıntıların birçoğu da Batman’e dair en güzel işlerin yaratıcısı Bruce Timm ve bu güzide işlerin yazarı Frank Miller kaynağından. Velhasıl berrak suyun kaynağına kadar gidip sizler ve sızlayan vicdanım için bir derleme yapmak istedim. Çeviriyi kendim yaptığım için bir hatam olursa lütfen yorumlarınızla yada sitenin iletişim kısmından beni uyarmaya çekinmeyin. Umarım sizin de gönlünüzü ferahlatır bu yazı.

1. Batman: The Dark Knight Returns

Korkunun, şiddetin ve toplumsal acizliğin kurbanları olduğumuz gerçeğini dillendirmeden suçun gölgesinde yaşamaya devam ediyoruz. Tek bir adam gerçek gücün ne olduğunu ve her daim onu ellerimizde tuttuğumuzu göstermek için yükseldi. Kuşatma altındayız, O bize direnebileceğimizi gösteriyor!

2. Batman: The Dark Knight Returns

Bizi sattın Clark. Bizim olması gereken gücü onlara verdin, tıpkı ailenin sana öğrettiği gibi. Benimkiler bana farklı bir ders vermişti. Bu caddede boylu boyunca yatarlarken… Ben derin bir şokla tir tir titrerken bir hiç uğruna öldüler. Bu dünyanın, ancak onu zorladığında bir anlamı olduğunu gösterdiler.

3. Batman: Year One

Gotham şehri. Temiz beton sütunlar ve karlı çatılar, nesiller önce ölen adamların işleri. Buradan bakınca büyük bir başarı görüyorsun. Buradan bakınca, düşmanı göremiyorsun.

4. Batman: Year One

Belli ki O, görevleri olan bir adam ama intikam bu görevlerden biri değil. Bruce kendi kişisel öcünün peşinde değil. O, bundan çok daha büyük çok daha asil. Dünyanın daha iyi bir yer olmasını istiyor, genç bir Bruce Wayne’in kurban olmayacağı bir yer… Bir bakıma, kendini gereksiz kılmaya çalışıyor diyebiliriz. Batman, hiç var olmamayı dileyen bir kahraman.

5. Batman: The Killing Joke

Hatırlamak tehlikelidir. Geçmişi hep kaygı ve endişe verici bulurum. “Geçmiş zaman“, böyle diyorsunuz sanırım. Hafıza güvenilmezdir. Bir anlığına hazzın karnavalında, dokunaklı çocukluk aromasında, gençliğin parıldayan neon ışıklarında, tüm bu pamuk şekeri hislerin arasında kaybolursun… Sonra bir bakmışsın ki gitmek istemediğin yerlerdesin. Karanlık ve soğuk yerler, unutmuş olmayı umduğun şeylerin rutubetli, muğlak şekilleriyle kaplı yerler. Hatıralar rezil olabilir, o küçük iğrenç yabaniler! Tıpkı çocuklar gibi ha? Ama acaba onlar olmadan yaşayabilir miyiz? Hatıralar, üzerine her şeyimizi inşa ettiğimiz gerekçelerimiz. Eğer onlarla yüzleşemezsek, kendi gerekçelerimize sırtımızı dönmüş oluruz. Böyle olsa bile, neden olmasın? Niye yüzleşelim ki? Gerçekliğe sözleşmeyle bağlı değiliz ya! Bir akıl sağlığı hükmü göremiyorum! Yani dayanılmaz çığlıkların süslediği geçmişteki günlere yol alan düşüncelerin nahoş treninde kapana kısılırsan eğer, unutma, delilik her zaman için orada. Delirmek, bu trenin acil durum çıkışı. Dışarıya adımını atıp yaşanmış o bütün rezil şeylerin üzerine kapıyı kapatabilirsin. Onları bu trenin içinde kilitli bırakabilirsin… Sonsuza dek…

 6. Batman: A Death in the Family

Fotoğraflar, geçmişe giden köprülerdir. Bir şeylerin eskiden nasıl olduğunu gösteren siyah-beyaz hatırlatıcılar. Artık yanımızda olmayanlar ile bağlarımız. Paha biçilemez hazinelerimiz.

7. Arkham Asylum: A Serious House on Serious Earth

Suçlular dehşetin ta kendisi, gecenin kalbi. Korku gibi görünmeli, dehşeti maskeme bürümeliyim. Ödlek suçlular için batıl bir alamet, birçoğunu korkudan titretecek… Görünüşüm dehşet saçmalı… Siyah olmalı… Suçlular bu korkunç batıl efsaneleri dilden dile taşıyarak ürkmeli. Bir yaratık olmalıyım, gecenin yaratığı. Annem öldü, babam öldü ve şimdi de Brucie öldü. Bir yarasa olmalıyım. Yarasalar beni hep ürkütmüştür, şimdi düşmanlarımın korkumu paylaşma vakti geldi!

Bonus

Çizilmiş her çizgiromanda, çekilmiş her animasyon veya filmde mutlaka bir Batman ve Alfred diyaloğu olur. Bu da biraz işin geleneği gibi. Eh ben de bir Batman derlemesi yaptığıma göre, buraya bu diyaloglardan birini koymazsam olmaz. Genelde Batman’in ciddi tavrını biraz da olsa dağıtmayı iyi bilen Alfred karakteriyle diyalogları her zaman ilgimi çekmiştir, bazen çok ciddi başlayan bu diyaloğun sonu geyiğe dönebiliyor.

Bruce Wayne: İnsanlar ölüyor Alfred, ne yapmamı bekliyordun?

Alfred: Sabır, Efendi Bruce. Bunu deneyin. Bunun için sizden nefret edecekler ama Batman’in tüm olayı bu değil mi, toplumdışı olmak. Toplumun dışına itilmek. Başka kimsenin yapamayacağı seçimleri yapmak… Doğru seçimleri.

Bruce Wayne: Hayır, bugün Batman’in dahi yapamayacağı bir şey keşfettim. Bunlara sabredemez, durup bekleyemez. Durma söyle, “Ben demiştim” de.

Alfred: Bugün canım bunu yapmak istemiyor… Ama lanet olsun, ben demiştim!

Bruce Wayne Batman kostümünü giyer, hazırlanır ve Batmobil’in yanındaki Alfred, Bruce Wayne’e döner.

Alfred: Efendi Bruce, sanırım beni de içeri tıkacaklar, şeyiniz olarak… Suç ortağınız.

Bruce Wayne: Suç ortağı mı? Eğer yakalanırsam tüm bunların senin başının altından çıktığını söyleyeceğim.