Ev  sana verilmiş bir yatak,

geçmiş dilediğince kurgulayabileceğin kadar uzak…

 

Kız buluşma yerine gittiğinde erkek oradaydı. Kalabalığın içinde kendine bir köşe bulup kızın gelişini beklemeye koyuldu. Kız yanına gittiğinde el sıkışıp yanaklarını birbirine değdirerek merhabalaştılar. Caddenin köşesindeki   şehrin en meşhur kahvecilerinden birine oturdular. Saatlerce sohbet edip gülüp eğlendiler. Akşam erkek kızı yurda bırakırken yanağına bir öpücük bile kondurdu.

Esma’nın ranza arkadaşının günü böyle geçmişti. Heyecanı, mutluluğu, sabırsızlığı her cümlesine yansıyordu. Tek şikayeti yurt giriş saatiydi. Belki biraz daha vakit geçirseler erkeğe yazdığı şiirlerden de bahsedebilirdi. Ranzasının alt komşusunun tek şikayeti olan yurt giriş saatineyse alışıktı Esma; hatta alışmasına hiç gerek olmamıştı.

Üç yaşından itibaren yurtta yaşamaya başlamış; yani o hatırlamıyormuş tabii ama kayıtlar öyle gösteriyormuş. Sekiz yaşına kadar ara sıra da olsa annesi gelirmiş. Bazen hediye getirir, bazen lokantada yemek yedirir, çoğunlukla da parka götürürmüş. Hepsini hatırlayamıyormuş şimdi Esma; hatta bazıları fazlasıyla silik, rüyamsı kesit kadar kalabilmiş hafızasında. Ama kendini hep şanslı hissetmiş Esma. Arkadaşlarının çoğunu ailesi görmeye hiç gelmezmiş. Bir ailesi var mı, bir zamanlar olmuş mu bilmeyenler de varmış. Bir de arkadaşı Bahar varmış… Kendisinin de bir anne babası olduğunu, onun var olması, dünyaya gelebilmesi için anne ve babanın şart olduğunu öğrendiğinde yüzü morarana, gözleri şişene, midesi bulanana kadar ağlayan Bahar…

İlkokuldayken sıra arkadaşı olmuş Esma’yla Bahar. Farklı yurtlarda kalırlarmış, bu yüzden sadece okuldayken birlikte oyun oynayabilirlermiş. O zamanlarda en çok onları üzen buymuş. Esma’yla yaşı ondan büyük olan arkadaşları oyun oynamayı istemezmiş, o da kendinden küçüklerle oyun oynamayı sevmezmiş. Baharsa kendine oyun arkadaşı seçecek fırsatı pek de bulamazmış; Bahar’ı oyun arkadaşı seçermiş yurttaki bazı teyzeleri, abileri, amcaları… Biraz can yakıcı oyunlarmış hiç sevememiş bu oyunları Bahar. Bunların sevilecek oyunlar olmadığını hatta bunların oyun olmadığını öğrendiği gece kaçmış yurttan geri dönmemek üzere. Ve bu defa hiç ağlamamış Bahar… Çok üzülmüş arkadaşına ama kendini hep şanslı hissetmiş Esma.

İlkokul arkadaşı Bahar’dan kalan tek şeyi, avuç içi kadar tozpembe pelüş tavşanı, yastığının altına koydu Esma. Odadaki sohbete kulak kabarttı. Ranzasının alt yatak komşusu daha önceki sevgililerinden bahsediyordu. Önce teklifini reddettiği bir erkeğe sonrasında nasıl da aşık olduğunu anlatmaya başladı. Esma bir süre dinledikten sonra yüzünde farkında olmaksızın bir tebessüm oluşturdu.

Daha önce hiç sevgilisinin olmadığı lise yıllarındayken yan sınıfında uzun boylu, kumral, kıvırcık kısa saçlı bir erkek varmış. O zamanlar en çok onun karşında heyecanlanırmış Esma. Onun karşısında bu denli heyecanlanan tek kişi o değilmiş. Bir de yurttaki oda arkadaşı Dilan varmış. Bakıcısının derin uykusunda olduğu gecelerden birinde uyuyamayıp üç aylık kardeşini sevmek için anne babasının yatak odasına gizlece sızan, sonrasında çakmakla oynamaya girişince farkında olmadan perdeleri tutuşturan ve bu gecenin sabahına annesiz, babasız, kardeşsiz kaldığında tüm maddi varlığına rağmen hiçbir akrabası yanına almayınca Esma’nın oda arkadaşı olmuş olan Dilan. Neden, niçin hatırlayamadığı bir olaydan sonra iki arkadaş Ozanla konuşmaya karar vermişler. Esmayı reddetmiş Ozan; çirkin olduğu için onunla sevgili olamazmış. Dilan’ı da reddetmiş Ozan; akrabaları bile bu kadar varlığına rağmen istemediyse yanlarında onu, bir bildikleri olmalıymış hem yurtta kalan biriyle sevgili olacaksa o Dilan’dan daha başarılı bir öğrenci olmalıymış. Çok üzülmüş Esma, hem kendine hem arkadaşına ama kendini hep şanslı hissetmiş Esma.

Uyuması gerekiyormuş da geç kalmış gibi anılarından bir anda kopup yorganının altına girdi. Aslında bir bakıma geç kalmış sayılırdı; o kadar sene her gece saat 10 olduğunda ışıklar kapanır, nöbetçi kalan görevliden gizli fısıldaşmalar başlarmış, yakalanmaktan korkup fısıltıyı kesene ya da yakalanana kadar…

Esma’nın en sevdiği fısıltı arkadaşlarıymış Dilan, Meryem ve Feyza…  Yaratıcıya farklı sıfatlarla sesleniyorlar, yakarışlarının, dileklerinin kabulünü farklı kelimelerle bitiriyorlar diye evlenmeleri ailelerince onaylanmamış gençlerin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve dünyanın mikrobunu kaldıramayan annesi kanseri bahane edip dünyayı  terk ettiğinde yetkili kurumlar babanın yaşadığı karavanı  kızı için yeterli görmeyip buraya yerleştirmişler Meryem’i. Fısıltı gecelerinin en mantıklı söylemleri  Meryem’e aitmiş. Her ne koşulda gerçekleşen bir olay varsa önce kendi düşüncesini söyler sonra daha olgun fakat narin bir kadın edasıyla annesinin söylemesi muhtemel olduğu cümleleri sıralarmış. Tam bu mantıklı noktadaysa fısıltıları kaçamak kahkahalara boğan Feyza olurmuş. Bir ailesi var mı, bir zamanlar olmuş mu bilmeyenlerden olan, on sekizine gelip kayıtlardan öğreninceye kadar her seferinde farklı aile hikayesi yazmaktan sıkıldığından beri sadece eğlenceli cümleler kuran Feyza.

Bir gece, yorgunluktan mı neden hatırlamıyormuş şimdi, erkenden uyumuş Esma. Gece bir ara fısıltı duymuş ama uyumaya devam etmiş. Feyza’nın yine gizlice kaçtığı gece Dilan’la Meryem gece fısıltısında yakalanmışlar, uyarılmışlar. Feyza’nın gizlice geri gelişi ise olağandan yüksek sesle olmuş. Nöbetçi anlamış Feyza’nın kaçışını ve duymuş Meryem’in sesini, ki sanmış kaçağın yardımcısı. Sonrasında ise ne olduğu anlaşılmayan bir gürültü, bağırışlar, karmaşa… Kimsenin duymadığı, duymaya cesaret edemediği, duyduğunu söyleyecek gücünün olmadığı çığlıklar yayılmış o gece bodrum katından. O gece fısıltıların son gecesi olmuş… Çok üzülmüş arkadaşlarına Esma, yaralarına pansuman yapmış, onlar ağladıkça o da ağlamış; ama kendini hep şanslı hissetmiş Esma.

Gözünden belli belirsiz bir yaş düştü yastığına. Kimse anlamasın ağladığını diye sessizliğe gömülünce odadakilerin fısıltılarını duydu:

-Pişşt! Esra mıydı kızın adı?

-Hayır canım Esma ‘m’ ile…

-Geçen yan odadaki kızın dediği doğruymuş. Memurlar söyledi bugün benim bu odadan olduğumu öğrenince, hani nazik davranmaya çalışın arkadaş olun falan dediler.

-E yarın dışarı çıkarken onu da çağıralım yazık arkadaşı yoksa.

-Olur çağırırız da dikkat edelim bari evdekiler  ararsa yanında konuşmayalım üzülür belki.

Duyduğunu fark ettirecek hiçbir şey yapmadı Esma. Yastığının altındaki avuç içi kadar tozpembe pelüş tavşanını daha sıkı kavradı, ağlamadı, kendini şanssız hissederken uykuya daldı…