Emrah Serbes ‘’Her Temas İz Bırakır’’, ‘’Son Hafriyat’’, ‘’Erken Kaybedenler’’ , ‘’Deliduman’’ kitaplarından sonra şimdi de ‘’Müptezeller’’ ile okurlarıyla buluştu. Emrah Serbes’le tanışmama vesile olan, hatta yaşantımda okumayı şiar edinmemde baş rolü oynayan kıymetli hocam Birsen Uysal’a teşekkür etmeyi de ihmal etmemem gerek. Kendisi yollarının kesiştiği öğrencilerini edebiyatla buluşturmayı ilke edinmiş, müfredattan öte edebiyatın büyüsünü öğrencilerle buluşturmak için kanımca ‘’öğretmen değil hoca’’ olmayı başarmış nadir insanlardandır. Kendisine bir yayınevinin sloganıyla selam etmek çok daha münasip bence : ‘’Okumak iptiladır müptelalara selam!’’

0000000714873-1

Her yazarın okurunun anlam dünyasında kendini var eden belli imgelemleri vardır. Emrah Serbes okurlarıyla var olan değil okurunu kendi oluşturan yazarlar sınıfına dâhil. Her kitabında yeraltına biraz daha yaklaştığını düşündüğüm ancak yeraltı edebiyatını da kendine özgü bir üslupla yoğuran bir yazar olma yolunda adım adım ilerliyor. Herkes Serbes’i ‘’Behzat Ç’’ ile bilse de Serbes bundan daha fazla bir şey. Serbes bu kitabında belki de toplumun görülmeyen/görülmesi istenmeyen kısımlarına ışık tutuyor. Aşağı sınıflar son dönemlere kadar edebiyatın pek konusunu teşkil edemeyen bir konu olsa da artık özellikle Afili Filintalar ekibinin de etkisiyle daha fazla odak noktası oluyor.  Bu alt sınıflar ve sınıf altı unsurlar politik bir strateji olarak gündeme gelmese de arka planda hep bir şekilde gösteriliyor.

‘’Çünkü seni ilgilendiren güçlü bir yaşama arzusu ve keşfetme arzusudur nalları dikip de toprağın altına girmeden evvel, doyasıya yaşamaktır seni ilgilendiren.’’

dxsvwc1

Müptezeller hakikaten müptezeller. Uyuşturucu, alkol ve suç kitabın ana odak noktaları. Anlatılan bir anlamda bizim görünmeyen hikâyemiz. Kitap ‘’tehlikeli sınıfların’’ hikâyesini merkeze almakla beraber gündem temaları hiçbir zaman karakterlerin arkasında kalmıyor. Lüks yaşam alışkanlıklarının üreticisi olan otel emekçilerinin, kent yoksulluğunun simgesi haline gelmiş gecekondu yaşantısının, öğrenci en dip yaşantılarının, Ankara’yı bilenler için Yenidoğan’ın ( Ankara’yı bilmeden Yenidoğan’ı bilenler olsa da J ) hikâyeleri anlatılıyor. Daha açık bir ifadeyle hikâye mülkiyet kavramı kendi canından ibaret olanların hikâyesi denebilir. Serbes’in tüm kitaplarında olduğu gibi yine alttan alta bir toplum ve sistem eleştirisi yadsınmamış.

‘’Bu ülkede ölmek sıradan bir şakadır’’

1280px-gecekondu_izmir

Kitapla bağlamı kurulabilecek bir başka şey ise ‘’Kırık Camlar Teorisi’’. Çok basitçe anlatılacak olursa kırık bir penceresi olan bir binanın diğer camlarının kırılması daha olasıdır. Eğer binada kimse yoksa orada binaya daha rahat zarar verilecektir. Toplumdaki sınıf altı unsurların suç işleme potansiyelinin üzerine kriminolojik bir teori olan bu teori toplumdaki kırılmalar ve bozuklukların yeni bozuklukları doğuracağı üzerine kurulu. Yani basit söyleyişle suç suçu doğurur. Potansiyel bozukluk yeni bozuklukların habercisidir.  İşte müptezeller de böylesi bir döngünün içerisindeler. Her biri tabiri caizse günden güne pisliğe saplanıyorlar ve birçoğu bu saplanmayı sona erdiremiyorlar. Sonucu ölüm dahi olsa. Bağımlılıklarını yaşantılarına içkin şekilde anlamlandırıyorlar. Alkol, esrar ya da uyuşturucu onlar için baskın toplumsal değerlerin söylediği gibi tehlikeli değil; aksine yaşamlarının bir parçası durumunda.

broken-windows-theory

Sınıfsal çekişmeler toplumsal alanda tecessüm edemese de bireylerin kendi dünyalarında hep varlar. Meselesi dünyayı veya toplumu açıklamakken birçok zaman Serbes bireyin dünyasına ilişkin de çıkarımlarda bulunuyor. Canı yananların ve kuvvetle muhtemel canı yanacakların hikâyeleri söz konusu. Geçmişe özlem duyanların değil aksine geçmişini unutanların, geçmişini unutmaları kendileri için daha hayırlı olanların hikâyesi.

‘’Geçmişe özlem duymak için hali vakti yerinde olmalı insanın ya da en azından bir zamanlar hali vakti yerinde olmuş olmalı.’’

Kimi zaman ‘’Ulan acaba bunlar yazarın hikâyeleri mi yoksa bir kurgu mu okuyorum’’ yanılgısına düşürüyor insanı. Hikâyenin yazarın yaşantısıyla paralellikler göstermesi okuru daha çok bu ikiliğe sıkıştırıyor. Kurgu bir anlamda okurunu sarhoş ediyor ; yazarın deyişiyle ‘’Çünkü insan sarhoşken sürekli mucize bekler.’’ Hem kitabın genel profili hem de bu konuyla ve kitapla ilgili keyifli bir söyleşiye buradan ulaşabilirsiniz.

921f4d19f661af2c79e0079a29f76a3f

Velhasıl kelam Serbes ‘’Müptezeller’’ kitabında üç büyük şehrin (Antalya, Ankara, İstanbul) küçük insanlarına odaklanıyor. Torbacılar, kumarbazlar, bar sahipleri, DTCF öğrencileri hikâyenin tamamlayıcı ögelerinden bazıları. Etiketlenmiş, ötekileştirilmiş aşağı sınıflar kendilerini ancak kendileriyle var edebiliyorlar. Bir yandan da delilerin veya toplum tarafından ‘’deli denilenlerin’’ hikâyesi. Antalya’nın Tofaş, Samsunlu ve Muzo üçlüsü veya baş karakterimizin arasında pek de fark yok. Yukarıda değil dipte eşitlenen bir toplumda bir başka bir gerçeklik de düşünülemez zaten.

‘’On lira da mı yok?’’

Serseri Serbes stille yazılmış bu çok keyifli kitabı okumanız dileğiyle…

muptezel