Çoğu insan Tezer Özlü’yü okumuştur ya da en azından biliyordur. Kahveli instagram fotoğraflarına da meze olması popülerliğini artırmış durumda. Burada abartılmış bir yazar çıkarımı yapmanızı beklemiyorum, sadece benim en sevdiğim yazarlardan birisini birazcık gölgede bırakmasına sitem ediyorum. Evet ağabeyi Demir Özlü. Tezer Özlü’yü erken kaybetmemizin de payı var bunda çünkü biliyorsunuz çoğu insanın değeri o kişi bu dünyadan göçtükten sonra anlaşılıyor.

 

Kısaca hayatından bahsedersek 1935’te Vefa’da doğdu. Hukuk okudu ama üniversitede asistanlık yaparken siyasal eylemlerinden dolayı işine son verildi. O da avukatlık yapmaya başladı. 1971’de yaşanan askeri müdahaleden sonra bir süre tutuklu kaldı. 1979’da İsveç’e yerleşti. 1980 askeri darbesinde vatandaşlıktan çıkarıldı ve 1989’a kadar ülkesine geri dönemedi.

Şimdi ise benimle olan hikayesine gelelim. Lisedeyken küçük kız kardeşiyle tanışmıştım daha sonra üniversiteye hazırlanırken kendisini de tanıdım. O zamanlar benim için sadece ağabeyiydi. Üniversiteye geçtiğim yaz evde kitaplığı düzenlerken “Bir Beyoğlu Düşü” kitabını buldum, o sırada onu ağabeylikten çıkarmayı düşündüm ve okuma listeme koydum. İlk okumaya başladığımda anlamsız gelmişti ne yalan söyleyeyim. Ama biraz daha dikkat verdiğim zaman çoğu insanın yaşadığı ya da yaşayacağı bir ruh halinden bahsediyordu. Herkesin kurabileceği hayallerden… Okurken hem karakterin içindesiniz hem de dışında. Ama bu farklı bölümlerde ayrı olarak işlenmemiş. Bunu aynı paragraf içinde bile hissedebiliyorsunuz. Astral seyahatin içindeymiş gibi. Aslına bakarsanız bir üçüncü yönü daha var çünkü bu durumun içine girmişken sizi de bir hayale sürüklüyor. Belirttiğim gibi yaşanmış ya da yaşanacak olanlar…

İlk okuduğum kitabı anlatmaktan koptum farkındayım o yüzden doğruca onun yazınından bahsedeceğim. Okurken o kişiyi o anki haliyle veriyor. Çok genel ve kapalı oldu. Demek istediğim gerçek hayattaymış gibi. O biriyle konuşuyor sonra bir anda bağlam değişiyor. Onun kafa karışıklığını düşüncelerini o yalnız kaldığında ya da öyle olması gerektiği zaman okumuyorsunuz. Herhangi bir insan gibi hayatını yaşarken okuyorsunuz. İç çatışmaları ve düşünceleri o anlık bittiğinde konuştuğunuz insana geri dönüyorsunuz. Bu alelade bir düşünce olabilir karşınızdakiyle alakalı ve fakat olmayabilir de. O an bedeniniz orada olabilir ama bambaşka ve karmakarışık bir yerde olabilirsiniz. Hayat var; geçmişiniz, geleceğiniz, hayalleriniz, sahip olduklarınızla birlikte olamadıklarınız…

Betimlemeleri karanlık, iç karartıcı olabilir, diyebilirsiniz ki kendimi neden buna sürükleyeyim. Ama okudukça kendinizi bir yandan karanlığa sürükleniyor hissederken bir yandan yalnız olmadığınızı da hissediyorsunuz. Sanki bir parçanızmış gibi. Bastırdığınız, varlığını reddettiğiniz parçalarınız. Ama okurken paylaşarak özgürleştiğiniz parçalarınız…

Demir Özlü’yü anlatmak için kısa da olsa bu yazımda severek okuduğum kişinin düşündüğüm değeri görememesi ve bu tadı başka insanların da yaşaması. Bu yazı sizi Demir Özlü okumaya teşvik ederse umarım okurken benim kadar zevk alırsınız…