kalpler taşlaşmıştı

ezelden beri varolan yüce bir hakikatin kanıtı gibi

ve kusmuştu kötülüğü fizik-bedenler

 

ne görüldüğünü ne gördüğünü bilemeyen

veyahut bildiğini sanan

yarattığına bazen taparcasına

bazen sanki kendi yaratmışçasına bakan

çırılçıplak bir eşref-i mahlukatın

çamurlanmış yüzü gibiydik adeta

 

yedik

içtik

kustuk

neyin kime ait olduğunu bilemeden

kahrettik

ve kin duyduk

‘’Bunu biz yarattık’’ dediklerimize

 

ha bir de!

hakikatin temsilcileri seçtik aramızdan

oysa ki hakikatin varlığına da diyalektik bakmak lazımdı

yapamadık aynadaki suretimizden korktuğumuzdan

 

ve neden ‘ol’duğumuzu anlayamadan yaşadık

yaşadık yüzlerce medeniyet, binlerce sene boyunca

ne gaybın efendisi olabildik

ne gaybın kulu

nedensiz ‘ol’madığımız belliydi

ama eksik bir şey vardı

nefslerimizin karanlık kainat büstlerinde

 

‘’Hu*’’

 

*Hu: diri, dirilten, yaşamın kaynağı olan