sevgisizliğin son şehrinin çocukları

ağlarlardı duvar dibinde

göklerinde uçamayan

kırık kanatlı uçurtmaları

ve son bir nefes isterlerdi çocukluklarından

 

çocuk olmak zor

savaş sesiyle inleyen

barut kokan sokaklarda

ve bu sokaklarda son kez ağlamak

cesurluk ister

 

çocukça dökülen son gözyaşı

tutulmalı yaldızlı fincanlarda

ve dökülmeli

güneşin değil kanın kavurduğu topraklara

 

o toprağın verdiği ilk filiz

çocukların olmalı

 

gerçekliğin içinde

hayalin en uzağında

bir dağ kasabasında

kerpiçten bir harabenin önündeydi Ömer

hasta kardeşinin dudakları

kupkuruydu.

 

ağlamıyordu Fatma,

o minicik bebe kalbi

ağlamayan anası gibi

dimdik ve mağrur duran abisi gibi dayanmayı

nasıl öğrenmişti bilinmez

 

daha kendi adını bilmeyen bir bebeğin

savaşı bilmesi ne acı

 

Fatma’yla anası hep beraber ağlardı

Fatma acıkırdı ağlardı, anası ağlardı

anası hayata kızar ağlardı, Fatma ağlardı

 

Ömer hep düşündü

kendisi de babasıyla böyle miydi

babasını hiç ağlarken görmemişti

hatırladığı kadarıyla kendisi de hiç ağlamamıştı

 

 

 

babası asiydi Ömer’in

bir sabah seccadesini yerde bırakıp

çıkmıştı evden

evini yağmalayanlar kendi silah arkadaşları oldu çok sonra

kendi güneyde

 

açlık

yoksulluk

pislik

susuzluk boy göstermişti

şehirlerde

köylerde

kasabalarda

mermi vızıltılarıyla uyunmaz olmuştu

 

Ömer anası ağlayarak evi toplarken

küsmüştü babasına

ama öyle bir küskünlük ki

dağ dağa küsmez öyle

 

küstü atılan her mermi için

köyden eşya yüklü her kamyonet kalktığında

bir kez daha küstü

kardeşi her açlıktan ağladığında, bir daha küstü

anasının eşarbına sildiği her damla gözyaşı için bir kez daha küstü

küstü evi için

küstü çocukluk aşkı Esma için

 

şimdi bir dağ köyündeler

karşıda başka bir ülke

uyuyup uyanacaklar

sonra oradalar

orada asiler yokmuş

hep akrabaymış zaten

burasıyla

orası

 

bizimkiler asi olduğu için mi

tel çekmişler buraya diye düşündü.

bizden korktukları için mi

bizi almıyorlar oraya

babası asi olanları alırlar mı acaba ?

ama benim babam asi ben değilim ya !

 

yıldızlara her baktığında

onun yıldızları izlediği gibi

yıldızların da onu izlediğini düşünürdü

geceler onun sahnesi

yıldızlar seyircileriydi

 

yıldızların parıltısını izleyerek

daldı ılık bir uykuya

güneş doğarken ufuktan

kahverengi topraklar yeniden ısınırken

uyandı anasının ağlamasıyla

ama bu sefer sadece anası ağlıyordu

bağırıyordu

sanki dünyaya bağırırcasına

”-Fatma ”