Yazar: Volk

Serseri ‘Serbes’ Stille Yazılmış Bir Hikâye : Müptezeller

Emrah Serbes ‘’Her Temas İz Bırakır’’, ‘’Son Hafriyat’’, ‘’Erken Kaybedenler’’ , ‘’Deliduman’’ kitaplarından sonra şimdi de ‘’Müptezeller’’ ile okurlarıyla buluştu. Emrah Serbes’le tanışmama vesile olan, hatta yaşantımda okumayı şiar edinmemde baş rolü oynayan kıymetli hocam Birsen Uysal’a teşekkür etmeyi de ihmal etmemem gerek. Kendisi yollarının kesiştiği öğrencilerini edebiyatla buluşturmayı ilke edinmiş, müfredattan öte edebiyatın büyüsünü öğrencilerle buluşturmak için kanımca ‘’öğretmen değil hoca’’ olmayı başarmış nadir insanlardandır. Kendisine bir yayınevinin sloganıyla selam etmek çok daha münasip bence : ‘’Okumak iptiladır müptelalara selam!’’ Her yazarın okurunun anlam dünyasında kendini var eden belli imgelemleri vardır. Emrah Serbes okurlarıyla var olan değil okurunu...

Read More

Bir Topak Nutuk

Kim olduğunu bilmeyen nice dostlar, dostlarımız! Bugün burada kim olduğumuzu anlamamak için bulunmaktayız. Sanırım arka taraftakiler sesimizi duyamıyor. Ama hiç önemli değil. Buradaki temel meselemiz de budur zaten. Anlamamak! İnanın biz de ne konuştuğumuzu bilmediğimizden, size de ne anlatacağımız üzerine hiçbir fikrimiz yok! Aramızdaki tüm kişiler bir şey anlamamakta özgürdürler. Ancak bu özgürlük, özgürlüğün temel anlamı değildir sevgili dostlarım. Ne anlamı olduğunu inanın biz de bilmiyoruz! Hiçbir şey anlamamak, neyi anlamadığını da anlamamak, neyi anlamadığını anlamadan anlamadığın şeye anlamsız demek, anlamsızdır şüphesiz. Bizler tek bildiği şeyin hiçbir şey bilmediği olduğunu savunan feylesofların, kimi bencil bireycilerin temsilcileri olarak bulunmamaktayız. Bizim tek...

Read More

Hu

kalpler taşlaşmıştı ezelden beri varolan yüce bir hakikatin kanıtı gibi ve kusmuştu kötülüğü fizik-bedenler   ne görüldüğünü ne gördüğünü bilemeyen veyahut bildiğini sanan yarattığına bazen taparcasına bazen sanki kendi yaratmışçasına bakan çırılçıplak bir eşref-i mahlukatın çamurlanmış yüzü gibiydik adeta   yedik içtik kustuk neyin kime ait olduğunu bilemeden kahrettik ve kin duyduk ‘’Bunu biz yarattık’’ dediklerimize   ha bir de! hakikatin temsilcileri seçtik aramızdan oysa ki hakikatin varlığına da diyalektik bakmak lazımdı yapamadık aynadaki suretimizden korktuğumuzdan   ve neden ‘ol’duğumuzu anlayamadan yaşadık yaşadık yüzlerce medeniyet, binlerce sene boyunca ne gaybın efendisi olabildik ne gaybın kulu nedensiz ‘ol’madığımız belliydi ama eksik bir...

Read More

Sıfır

Yağmurlu ıslak bir geceden sonra kimsesizdi yine bütün buhranlı gece yarıları Ayakkabısı su geçirmeyen nice âdemoğulları kaçarlardı her seferinde suyun ta kendisinden.  Yağmurların dünyayı temizlediği kadar insanları temizlediğini düşünemedik…   Kimi aydınlıkların sonu karanlıktır. Hiçbir ışık sonsuz değildir. Sonsuzluklarla donatılmış mitler yaratanlar, buna inanalar bile sonsuzluğun sonunu getirirler. Peki, sonsuzu kim anlar? Ben mi? Sen mi? Hiç sanmıyorum sevgili dostum. Anlamlandıramadığım bu kâinatta ne işim olduğunu da çözemiyorum. Bu yüzden kendimi her şeysiz, her şeyi kendimsiz bırakıyorum. Ben bu dünyada olmadığımda hiçbir şeyin eksileceğini gerçekten düşünmüyorum sevgili dostum. Ben kendini nötr hissedenlerdenim. İşe yaramayanlar, oksijen sömürücüler, emeksizler, vasıfsızlar sınıfının...

Read More

Gözyaşıyla Sulanan Kuraklık

sevgisizliğin son şehrinin çocukları ağlarlardı duvar dibinde göklerinde uçamayan kırık kanatlı uçurtmaları ve son bir nefes isterlerdi çocukluklarından   çocuk olmak zor savaş sesiyle inleyen barut kokan sokaklarda ve bu sokaklarda son kez ağlamak cesurluk ister   çocukça dökülen son gözyaşı tutulmalı yaldızlı fincanlarda ve dökülmeli güneşin değil kanın kavurduğu topraklara   o toprağın verdiği ilk filiz çocukların olmalı   gerçekliğin içinde hayalin en uzağında bir dağ kasabasında kerpiçten bir harabenin önündeydi Ömer hasta kardeşinin dudakları kupkuruydu.   ağlamıyordu Fatma, o minicik bebe kalbi ağlamayan anası gibi dimdik ve mağrur duran abisi gibi dayanmayı nasıl öğrenmişti bilinmez   daha...

Read More

Şimdiki Zamanın Efendisi

Bu meczup satırları tüm olağanlığına bırakmalı belki. Tüm sıradan başlangıçlar gibi olmalı.  İyi girişler değil bizim aradığımız, akılcı ve yürek kabartan sonlar. Ah! Bu sonların da sonu gelecek elbet, gelecek de bir gün geçmiş olacak. İşte o gün sadece şimdiki zamanın efendisi olduğumuzu anlayacağız. Mahcubiyet sana / Mahkûmiyet bana / Akıl sana / Fikir bana / Ve yürekli tüm sözler satırlara Mavi, son günlerde garip bir bulantıya tutulmuştu. Zaman ve derinlik anlamsız, sözler yetersiz geliyordu zihnini meşgul eden şeyleri anlamlandırmaya. Aynaya baktı. Bir kadın gördü. Lavaboya başını eğdi ve işlevsiz musluk-lavabo bağıntısının arasında saçlarını yolarcasına yıkadı. Kalktı. Aynaya baktı. Bir adam gördü. Ojeyi...

Read More

Kitab-ül Hiyel ya da Hayal ile Hiyel Arasında

Ey belleğin yedi kırbaçlı boşluğu Hangi arzu yatağında boğulursa boğulsun Kapanan senin can evin oluyor Ş. Erbaş   Çoğumuz düş ile gerçek arasında kalın çizgiler çizeriz. Bu çizgiler kimi zaman bizim tedirginliğimizden doğar, kimi zaman kesinci tavrımızdan. Ancak unuttuğumuz bir şey vardır: Yaşam, hayallerin gerçeklikle beslenmiş bir görüntüsüdür. Hayalin sanılar evreninde sizi zincirleyip gerçeklikten kopardığını düşünürsünüz. Oysa hayaldir dünyayı var eden ve yaşamı gerçek kılan. İşte Kitab’ül Hiyel de tam da böyle bir ikiliği çerçeveliyor zihninizde. İhsan Oktay Anar’ın kitaplarını ilk kez okunduğunda karakter isimleri ve kitabın bütünlüklü dili oldukça ağdalıymış gibi geliyordu. Mesela Amat isimli kitabın giriş cümlesi...

Read More