Yazar: Mr Rosebud

Battle: Los Angeles

Olamaz! Uzaylılar dünyayı istila etmeye geliyor! Neyse ki her biri iyilik timsali olan Amerikan ordusu var, yoksa halimiz ne olurdu? O kadar iyi yürekliler o kadar merhametliler ki kelimeler kifayetsiz kalıyor. Dünyanın dört bir yanı istila altında fakat bir bölgede mahsur kalmış 3-4 Amerikan vatandaşı için bir tabur asker seferber olup onları kurtarmak için yola koyuluyorlar. Yüzbinlerce insan bu istila altında hayatını kaybetmiş, biz de izleyici olarak bu saçma durumu hazmedip “Vay arkadaş! Bu Amerikan ordusu neymiş ya 3 tane vatandaşı için uzaylıların içine dalıyor adamlar” diyeceğiz. Senaryosu bunun üzerine kurulu olan Battle: Los Angeles, benim için kredisini en...

Read More

Moon

Belirsiz bir gelecekte dünyadaki enerji kaynakları tükenmiş, fakat Ay’da keşfedilen bir madde insanlığın kurtuluşu olmuştur. Ay’dan bu malzemeyi tedarik eden dev bir şirket, üçer yıllık kontratlarla bir kişiyi tek başına Ay’a göndermekte ve çalıştırmaktadır. Sam Bell’in görev süresini tamamlamasına artık iki hafta kalmıştır fakat yalnız başına geçirdiği bu uzun süreçte yavaş yavaş akıl sağlığını kaybetmeye başlamıştır. Bu uzun süreçteki tek arkadaşı, onun her türlü ihtiyacını karşılamak üzere görevlendirilmiş olan robot Gerty’dir… Filmin ismi ve fragmanı, basmakalıp bir bilimkurgu olarak durmasına karşın, çok daha fazlasını sunuyor bizlere Moon. Duncan Jones, ilk yönetmenlik denemesinde hem bilimkurgu hem de psikoloji alanında çok...

Read More

Buried

İlk saniyesinden son saniyesine kadar, yaklaşık 90 dakika boyunca bir tabutun içinde geçen film hakkında ne düşünürsünüz? Muhtemelen “Olmaz öyle şey!” diyeceksiniz. Tek mekân filmleri her dâim ilgimi çekmiştir. Minimalist yapıda olmaları ve yapısal ilginçlikleri nedeniyle her zaman bu tür yapımları merakla izlemişimdir. Başından sonuna kadar bir odada, salonda, denizde, vs. geçen pek çok film gördük fakat hiçbiri kamerasını sadece 3-4 metrekarelik bir tabutun içinde dolandırıp durmamıştı. Buried, ilk bakışta oldukça sıkıcı ve gereksiz sanılabilecek bu olguyu o kadar büyük bir başarıyla kotarıyor ki, ayakta alkışlamamak mümkün değil! Paul Conroy, gözlerini açıyor ve kendisini bir tabutun içinde, toprağın altına...

Read More

Salt

Baş kahramanın tek başına onlarca adamı yere serip öldürmesini, tek başına abartılı işler başarmasını her zaman yapmacık ve saçma bulmuşumdur. Yalnızca süper kahraman filmlerinde hazmedebileceğim bu faktör, maalesef çoğu Amerikan aksiyon yapımında karşıma çıkıyor. Her konuda uzman olduğu söylenen baş kahramanımız tek başına planlar yaparak etrafı kan gölüne çevirir ve izleyiciden bu kahramanın hakikaten profesyonel bir ölüm makinesi olduğuna inanması beklenir. Kimse kusura bakmasın ama ben bu numaraları yemiyorum artık. Çocukluğundan beri casus olarak yetiştirilmiş bir kadın, tek başına üst düzey güvenlik önlemlerini aşarak kusursuz bir suikast gerçekleştirecek ve ben de bunu hemencecik hazmedip filme övgü dolu sözler yazacağım...

Read More

Kick-Ass

Süper kahramanlar her daim sinema perdesinde boy göstermiş ve kendi hayran kitlesini yaratmıştır. Biri kırmızı peleriniyle o gökdelen senin bu gökdelen benip uçup dururken bir diğeri duvardan duvara zıplar. Kimisi bir yumrukta düşmanını Mars’a kadar gönderirken kimisi teknoloji seviyesi yüksek mekanizmalarla ortalığı kırıp geçirir. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjileriyle, karizmatik kişilikleri ve tapılası özellikleriyle her seferinde dünyamızı daha yaşanılır bir yer yapma sevdasıyla kötülerle savaşıp dururlar. Fakat hiçbirisi Kick-Ass kadar ezik, çelimsiz ve silik bir tip değildir. Sanırım Kick-Ass’i diğer süper kahraman filmlerinden keskin bir çizgiyle ayıran en önemli özelliği bu… Dave, okulundaki kızlar tarafından alay konusu olan, dışarıdan bakıldığında...

Read More